Back To Top
Siyasetçimiz gökten inmiyor

Siyasetçimiz gökten inmiyor

 - Son Güncelleme: 16.01.2020 Perşembe 07:06
- A +

Akıllı insanlar fikirlerle ilgilenirmiş, orta akıllılar olaylarla, akılsızlar ise kişilerle… Belki de bizde siyaset akıl dışı bir düzlemde yer aldığı için daha çok isimler üzerinde duruyoruz. Falanca gidince böyle oldu, filanca giderse şöyle olacak, yerine feşmekan gelirse de şu şekilde olacak… vs. şeklinde bir düşünce tarzımız var.

Ülke yönetiminde yer alan kişilerin ve kadroların niteliği elbette önemli ama sözkonusu kişiler gökten inmiyor. Bahsedilen görevler de babadan oğula geçmiyor artık. Toplum olarak bizim tercihlerimiz onlar. Ülkenin siyasetçisi de sanatçısı da nihayetinde içinden geldiği toplumun vasıflarını yansıtır. Dolayısıyla siyasi sahadaki bütün problemlerin temelinde toplumsal özelliklerimizin yer aldığını söylemek için allame olmaya gerek yok. Sorunların çözümü için her şeyden önce toplum kalitesinde artışa ihtiyaç olduğu da bir diğer aşikâr gerçek. 

Peki, sosyal bilgiler yazılı sorusu gibi soralım, toplum kalitesi nedir ve nasıl yükseltilir? “Siyasi güç” ve “ekonomik başarı” konusunda ülkeler arasındaki farklılıkların sebebini araştıran düşünürler ve sosyal bilimciler epeydir kültürel faktörlere bakıyorlar. ABD niye güçlü, Afganistan niye zayıf? Almanya niye başarılı, Suriye neden başarısız? Hollanda niye zengin, Liberya niye fakir? Güney Kore’nin Kuzey Kore’den ne farkı var?

Geçmişte ekonomik başarı kriteri olarak din, mezhep, coğrafya, iklim gibi büyük ölçekli açıklama modelleri ele alındı ama bu kadar geniş açılı yaklaşımların yeterince açıklayıcı olmayacağı anlaşıldı. Onun yerine farklı özellik taşıyan toplumlardaki değer düzenlerinin tek tek nasıl işlediğine ilişkin araştırmalar daha işlevsel görünüyor artık.

İnsan topluluklarının siyasi ve ekonomik kararlarının her zaman rasyonel olmadığını savunan ve kültürel kodların etki gücüne dikkat çeken Fukuyama bir toplumda “güven” duygusunun yaygın olup olmamasını ekonomik performansın ve siyasi istikrarın -dolayısıyla da o toplumun kalitesinin- ölçümleme kriteri olarak ileri sürdü. Japon asıllı ünlü Amerikalı düşünürün “Güven” kitabının çıktığı günden beri bu konu sosyal bilimciler arasında eskisinden çok daha popüler durumda.

***

Güven dediğimiz sosyal ilişkilerin temelini oluşturan duygu aslında. Karşılıklı güven olmayınca insanlar aralarında ne ticaret yapabilirler ne herhangi bir konuda işbirliği. Güven eksikliği toplumda geçerliğini herkesin bildiği kurallara karşımızdaki insanın uyup uymayacağını bilmemek demektir. Yani kişisel tercihler kadar toplumun düzeninin işleyişiyle de ilgili bir konu. 

“Eğer bir işletmede birlikte çalışmak zorunda olan insanlar,” diyor Fukuyama, “ortak ahlaki kurala uygun hareket ettiklerinden dolayı birbirlerine güveniyorlarsa, o işi yürütmenin maliyeti daha az olur. Böyle bir toplum, organizasyonel yenilikler getirmede daha başarılı olacaktır; çünkü yüksek güven duygusu çok çeşitli kapsamdaki sosyal ilişki türlerinin belirmesine izin verecektir.”

“Bunun tersine, birbirlerine güvenmeyen insanlar, en nihayetinde kendilerini yalnızca müzakereye, anlaşmaya ve dava etmeye iten bir formel kurallar ve düzenlemeler sistemi altında birbirleriyle işbirliği yapabildikleri bir toplumda bulacaklardır. Hatta bazı durumlarda, sistem onları baskıcı yöntemler kullanarak kendi kurallarına uygun davranmaya zorlayacaktır. Toplumdaki güvenin yerini alan bu yasal aygıt, ekonomistlerin ‘işlem maliyeti’ diye adlandırdıkları unsuru kapsar. Diğer bir deyişle, toplumdaki yaygın güvensizlik, bütün ekonomik aktivitelere bir tür vergi olarak eklenir.”

Bu vergiyi yüksek güven duygusuna sahip toplamlar ise ödemek zorunda değil Fukuyama’ya göre. (“Güven”, çev. Ahmet Buğdaycı, İş Bankası Yay. 1998)

***

Türkiye’de durum nasıl? 1981’den bu yana beş yılda bir gerçekleştirilen “Dünya Değerler Anketi”nin 2012 tarihli verilerine göre “İnsanların çoğuna güvenilebilir” diyen Türklerin oranı yüzde 11,2. “Çok dikkatli olmak lazım” diyenlerin oranı ise yüzde 82,9…

Aynı ankete göre Japonların yüzde 36’sı, İsveçlilerin yüzde 60’ı, Amerikalıların yüzde 35’i “İnsanların çoğuna güvenilebilir” diyor. Burada dikkat çeken nokta ekonomik refah seviyesi yüksek ülkelerde güven duygusunun da yüksek olması. Ama bu büyük tabloda görünen genel manzara. Daha ayrıntılı bakıldığında özel durumların da olduğu görülüyor. Mesela Türkiye’nin durumu. Ülkemizin ekonomik refah seviyesi çok şükür dünya sıralamasının diplerinde değil. Ama güven endeksinde dipteyiz. (Hem de bu biraz düzelmiş hali. 2001’de yüzde 18,6 olan güven duygusu 2007 anketinde yüzde 4’lere kadar düşmüştü.)

Nasıl ki güven duygusunu “tek başına” ekonomik başarı kriteri saymak yanlışsa kültürel değerleri ekonomik seviyeyle ölçmek de yanlış olur. Biliyoruz ki dikey ilişki modellerinin daha yaygın görüldüğü veya kolektivist zihniyetin baskın olduğu ülkelerde siyasi yapı başta olmak üzere sosyal organizasyonlar birey merkezli toplumlarda görülen modellerden farklı oluyor. Bu doğal. Ancak bir kültürün toplumsal ilişkilerde “dikey mimari” üretiyor olmasının sakıncaları da ortada. Mesela ehliyet ve liyakatin yerine sadakat ve itaatin esas alınması böyle bir değerler düzeni içinde kolayca gerçekleşebiliyor. Demek ki siyasi sahadaki problemlerimizi falanca ile filancanın yer değiştirmesi meselesinin ötesinde bir yaklaşım içinde değerlendirmek gerekiyor artık.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
murat 17 Ocak 2020 18:34
mesele hukuk düzeni olup olmaması meselesi. kişi düzeninin hukuk düzeni olması mümkün değil. kişi düzeni heva düzenidir. o tarz bir düzenden hukuk beklemek tekeden süt beklemeye benzer. şu sıralar milletçe yaptığımız gibi.
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 19:07
Francis Fukuyama’nın toplumsal gözlem ve tespitlerine katılmamak mümkün değil. Bireysel olarak da yaşadığımız çevreden ve çeşitli nedenlerle bulunduğumuz ve yaşadığımız ülkelerde biz de bu gözlemleri ve deneyimleri bizzat yaşıyoruz. O nedenle bazı yorumlarda kendi akrabası, komşusu, vatandaşı dururken örneğin Lübnanlı’yı Katarlı’yı savunan kişileri görünce anlamakta güçlük çekiyoruz. Hans gelir Wael gider ama biz bu ülkenin insanıyız, giden gittikten memleketin toprağını, karını alıp kaçtıktan sonra yine biz bize kalacağız. Bunu görmek ve birbirimize güvenmek çok mu zor?
Karar okuru 16 Ocak 2020 16:24
Para ile iniyor. Halka inmeli,sıradan, sevilen, başarılı biri seçilebilmeli.
Menderes YILDIRIM 16 Ocak 2020 12:55
İbrahim Bey; Siyasetçimiz Gökten İnmiyor başlıklı yazınız. Çok haklısınız ama keşke anlasalar. Siyasi partilerde Kurucu G. Başkanları ayrıldıktan sonra hayatta kalan kaç parti var? Hatırlatayım. ANAP = T. ÖZAL + DYP = S. DEMİREL + DSP = B. ECEVİT + ATP = T. TÜRKEŞ + RP = N. ERBAKAN (Çocukları ayrı - Arkadaşları Ayrı - Yetiştirdikleri ayrı) + MHP = A .TÜRKEŞ (Çocukları AKP den Milletvekili - Eşi Başka Partide - Vb.) + Bu örnekleri arttırabiliriz. AKP = T. ERDOĞAN gittikten sonra diğer partiler gibi olacaktır. Çünkü BEN VARSAM VAR, BEN YOKSAM YOK anlayışının sonucudur. Saygılarımla
KARAR OKURU 17 Ocak 2020 15:56
0
Uzun zamandir rastladigim en guzel siyasi analiz.
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 12:53
... güveni tesis etmekten çok var olanı da yok etmek. Güvenin tesisi için en başta gelen sorumlu devleti idare edenler. ‘Biz yaptık oldu, her türlü güç elimizde istediğimizi yaparız, bizim gibi düşünmeyen illet-zillettir’ derse güven mi olur, var olanı kalır mı?
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 12:52
I. Şu kategorik olarak içinde bulunduğumuz ülkelere bakın: Afganistan, Liberya.. Karşılaştırıldıklarımız,Kore, Malezya vs. gibi Güneydoğu Asya ülkeleri gibi yerler. Bunların hiç biri devlet bile değildi geçen yüzyıla kadar. Bir de övünürüz binlerce yıllık devletiz, Çin Seddi’nden Viyana’ya kadardı sınırlarımız diye. Güven için hem geçmişe hem geleceğe bakmak lazım. Bugün yaptığımız şey +++
Menderes YILDIRIM 16 Ocak 2020 12:48
İbrahim Bey; "Siyasetçimiz Gökten İnmiyor" başlıklı yazınız. Çok ama çok haklısınız da, kim kabul ediyor? İbrahim Bey; Sadece Siyasi Parti G. Baş. ve Yöneticileri mi? HAYIR. STK Başkanları + Sendikalar + Vakıflar + Kamu Yararlı Dernekler + Hatta Özel Sektörün Patronları + Sayamadıklarımı düşününce ülkemizin GELECEĞİ adına ENDİŞE DUYUYORUM. Çok haklısınız da Kim ANLIYOR? BEN VARSAM, BEN YOKSAM. İbrahim Bey; Size ve Karar Okurlarına yaşadığım bir örneği anlatayım. Ben Gönüllü KIZILAY KAN Bağışçısıyım. Kızılay' a üye olmak istedim, ALMADILAR. Aralarına almıyorlar. Siz Düşünün Artık. Saygılarımla
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 11:16
Bizim siyasetçilerin çoğu mümkün olsa koltukla öbür dünyaya gider. (Rahmetli fizik profesörü Erdal İnönü hariç, o kendisi ayrılmıştı siyasetten. Zaten kendisi de çok isteyerek gelmemişti.) Gideceği yoksa bile seçmeni onu koltuktan gönderir.
Karar Okuru 16 Ocak 2020 11:10
Halkların aktif ya da pasif katılımı olmada hiçbir kötülük ya da iyilik olmaz. Toplumlarda gelişmiş ile gelişmemiş arasındaki fark kapatılamayacak kadar açıldı artık. Tarihin akışına da bakınca insan önce yabani bitkiyi, sonra yabani hayvanları, cağlar ilerledikçe kendinin yabani, barbar ya da vahşi diye tanımladığı diğer insan ırklarını belli bir düzene getirdi. Şimdi ise bir kısmı geriye kalan diğer bir büyük kısmı şekillendiriyor. Önümüzdeki yüzyıl öndeki küçük azınlıkla arkadaki yığınların etkileşimi ile şekillenecek ve akıl, bilim ve gücün niteliksiz sayısal çokluk ile çekişmesi olacak.
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 11:07
II ... Rivayete göre 1830 ihtilalinde yüksek sesle “Yaşasın biz kazandık” demiş. Yardımcısı, “Efendim biz hangi taraftayız?” diye sormuş, Talleyrand, “Onu kazanan belirleyecek.” demiş. Öldüğünde rakip diplomatlar, onun da bir diplomatik oyun olabileceğini düşünerek ölümünden bile kuşkuya düşmüşler. Herkes satın alınabilir, bu sadece fiyat meselesidir. Bir adamın ünü gölgesine benzer, yükseldikçe büyür, düştükçe küçülür sözleri de ona aittir.
KARAR OKURUMürsel 16 Ocak 2020 20:28
0
Yanlışsın herkes satın alınamaz.Talleryand, bir pragmatist bir muhteris makama doyumsuz biri.İyi incele.Bu bir karakter ve sapkın kişilik meselesi.
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 11:06
I. Bu çektiğimiz sıkıntıların nedeni belki her şeyden daha çok bu ‘Talleyrandcılık’ yüzünden. Şu bilgileri toparladım bu adam hakkında: Fransız devrimi de dahil yaşamı süresince bütün rejimlere hizmet eden aristokrat bir aileden gelen ancak zengin olmayan Sorbon mezunu Fransız devlet adamı ve diplomat Charles Maurice de Talleyrand (1754-1838) önce kiliseye hizmet etmiş, Fransız ihtilalinde ihtilalcileri desteklemiş, arkasından Napolyon’a, o da devrilince Bourbon Hanedanı için çalışmış. +++
İNANMIYORUZ 16 Ocak 2020 10:40
Geçmiş tecrübeler doğrultusunda ve büyüklerimizin ifadesiyle bu ülkede adamsız çöp kımıldamaz . Hastaneden randevu almak için bile birileri aranır. Hükümet değişince çaycıya kadar personel değiştirilir kamuda. herkes o ocudur ya bucudur. Nerden anlarsınız saç, sakal kıyafet bıyık tarafının en belirgim göstergeleridir. ha birde bukelemun siyasiler ve dalkavuklar var. her ortama göre geğişim gösterirler. Şimdi bu ülkde siz ne kadar güvende hissediyorsunuz...
Her millet hakettiği gibi yaşar. Kendine güvenilemeyeceğini bilen kişi başkasına da güvenmez. Birey olamamış, mesleksiz kalabalıkların çoğunluğu oluşturduğu toplumlarda hayatın her alanında vasat, kalitesiz, zevksiz yaşayıp gidilir.
Bir Türk 16 Ocak 2020 09:47
Maalesef ülkemizde ortak akıl, çalışma ve emek verme ön planda değil. Hamasi duygulara hitap eden yöneticiler pirim yapıyor. Çalışmadan köşe dönme rant peşinde koşma ön planda. TÜİK'e göre 2017 yılında yurt dışına göç eden kişi sayısı 253 bin kişi. Bu kişilerin önemli bir kısmı yetişmiş insan. Yetiştirdiği beyinleri, sermayeyi ülkesinde tutamayan bu ülke nasıl kalkınacak. Galiba birileri mehdiyi bekliyor...
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 09:02
Siyasetçimiz gökten inse bile biz onu kendimize benzetmeyi beceririz.
okur 16 Ocak 2020 08:22
Bizde Şeyhi uçurmayı sevenler çoktur. İnsanların güveninin düşmesinin asıl kaynağı istediğinin yapılmasını zorlayan bir yapının olmasıdır. İnsanlar, bu yüzden kendi ve çevresine kuşku, aldatılma ve ötelenme duyguları ile hareket etmeye başlıyor. Bu bir süre sonra hastalığa dönüşüyor.
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 07:26
Yazar doğru söyler:Siyasetçileri bizler seçiyoruz. o halde nasılsak öyle yönetiliriz emek gerek..Ancak burada önemli olan toplumun bilinç birikim eğitim düzeyidir. Adaleti hukukun üstünlüğünü demokrasi anlayışını benimsemiş insanlar elbette siyasi tercihleri farklıdır
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 06:55
Sadece bizden daha kötü durumda olan toplumlar var diye avunabiliyorum. Bunun ötesi köpürtü.
ÜLKESİNİ SEVEN VATANDAŞ 19 Ocak 2020 13:32
0
06.55 Bir Alman düşünür diyorki" En çirkin zevk başkasının düştüğü durumdan haz almaktır"sizinki biraz onu çağrıştırıyor
Kendi toplumumuzda kader birliği konusunda ortak bakış açısına sahip değiliz ki güven olsun,bir kısmı turan diyor,bir kısmı halifelik ve ümmet bunlar kurtuluş AB de veya batılılaşmada diyenlere hain gözüyle bakıp günü geldiğinde hesaplaşılması gereken zümre olarak bakıyor,seküler kesim yaşam biçimine bir saldırı olduğu ve mücadeleyi kaybetmesi halinde varolamayacağı kanaati giderek yerleşiyor velhasıl daha bir millet değilmişiz ve gerçekten hiç bir kesim diğerine güvenmiyor
ÜLKESİNİ SEVEN VATANDAŞ 19 Ocak 2020 13:28
0
İbrahim Diri bey, bu iklim kendiliğinden oluşmadı sizinde çok iyi bildiğiniz gibi...Gücü eline alan zihniyet toplumu tek tipleştirmeye başladı, buna muhalefet edenleri katekorize edip bunları troller aracılığla halk düşmanı , batı ajanı, hain gibi gõsterip iktidarı da bunlara karşı sert önlem almak zorunda olan kahraman ,daha ileri gidip peygamber konumunda liderlerimiz var kafirlere karşı safları sıklaştıralım diyip talan düzeninin devamını sağlıyorlar.Şair ne güzel diyor"Yiyin efendiler aģalar beyler devran sizindir"
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 02:18
Özguvensiz toplumlar cahil yoneticileri tercih ediyor maalesef. Onlari kendi gerceklikleriyle yuzlestirecek liderler yerine bol hamaset yapan anadolu insanının fersaseti icerikli konusmalarla eksiklerini tercih gibi anlatan lafla peynir gemisi yuruten bos beles adamları basımıza getiriyoruz. Onlarda bize tarihten masallar anlatıyor, bayıla bayıla dinliyoruz. Memleketteki herkese hayırlı traslar diliyorum.
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 00:30
Teşekkürler. Karar kalitesinde yazılar bunlar. Devamı da gelsin lütfen.
Karar Okuru 16 Ocak 2020 00:16
İŞKUR başlatmaya hazırlandığı bir proje ile 14 bin 800 personel alınacağını bu sayının 7 bin 400'ünün Türk vatandaşı, 7 bin 400'ünün ise Suriyelilerden oluşacağını Karar Gazetesinde gördünüz. Çok üzülüyorum. (7 bin 400 Suriyeli)
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 07:31
1
Çok homojen bir toplumduk heterojen olalım diye Suriyeli getirdik! Demografi savaşı yapılıyormuş meğerse...
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 09:20
17
Suriyeliler insan değil mi?
Karar Okuru 16 Ocak 2020 11:17
0
Suriyeliler buraya gelsin diyenler bıraksan hepsi Almanya, Kanada gibi gelişmiş ülkelere gitmek ister. Suriyeliler insan değil mi? Eh Afganlarda, Nijeryalılarda insan, gelsin biz bakalım ama Almanlar’da bize baksın demek gibi çok da akıllıca olmayan bir yaklaşım bu.
KARAR OKURU 16 Ocak 2020 11:19
0
Suriyelilerin kendi ülkesinde insan gibi yaşama hakkı yok mu? Biz aynı duruma getirilmek ister miyiz, birilerinin çıkarları için? Allah’tan petrol yokmuş kim bilir ne olurduk, böyle düşünen insanlar yüzünden?
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN