Vurun ilahiyat hocalarına

Yakın zamanlara kadar tamamen marjinal durumda olan birtakım dini yapılar ve bunların çoğunlukça itibar görmeyen şekilci din anlayışları ne oldu da son yıllarda bu kadar öne çıktı, görünürlüğünü arttırdı ve daha da önemlisi toplumda geniş bir kabul veya ilgi kazandı?

Dini bütünüyle şekillere indirgeyen, meyvanın özüyle değil kabuğuyla ilgilenen, mektuba değil zarfa itibar eden, nasları literal anlamlarıyla yorumlayan, farklı anlayışta olanları derhal afaroz eden ve cehenneme yollayan bu saldırgan zihniyet nasıl bunca etkili hale gelebildi?

Gerçi sol Kemalistler için aralarında fark yok ama dinin “eğitimi sınırlı” kesimlere hitap eden şekle dayalı yorumuyla şehirli ve eğitimli toplumlara seslenen akla ve hikmete dayalı yorumu arasında tarih boyunca korunmuş olan dengenin bozulması toplumsal düzenin geleceği adına da ciddi bir problem oluşturuyor.

Birkaç ay önce Prof. Mustafa Öztürk’ün, bugünlerde ise Prof. Mehmet Azimli’nin başına gelenler ortada. Bugünkü ilahiyatçılar kuşağının en parlak temsilcileri olan bir tefsir alimiyle bir siyer alimi cahil kalabalıklara hedef gösterilerek lince maruz bırakıldı. Adı geçen hocaların “yazdıklarının” tek satırını okumamış insanlar -ironik biçimde- bu din bilginlerini “yazdıkları” yüzünden hedef alıyorlar. (Çünkü okumaları gerekmiyor, birileri onlara bildiriyor neye nasıl tepki göstereceklerini.)

***

Gerçi bizim ilahiyat hocalarının çoğu memlekette neyin ne olduğunu iyi bildikleri için birtakım ayaklara basmamaya çalışarak kendilerini o ayakların sahiplerinin şerrinden korurlar. Ne var ki bazı hocalar, sanki hoca değillermiş de dinin üstü örtülmüş orijinal mesajını açığa çıkarma vazifeleri varmış gibi (!) topluma bu yönde bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar, bununla da yetinmeyip haksızlık veya kötülük saydıkları tutumları faillerinin kim olduğuna bakmadan eleştiriyorlar!

İşte bunlardan biri olan Azimli Hoca bir süre önce Sezen Aksu olayında provası yapılan bir saldırı kampanyasına maruz şu anda. Hiçbir haklı gerekçesi olmayan, daha doğrusu sahte gerekçesi bile zorlukla imal edilen bir suçlama attılar ortaya birileri. Çünkü bir fikri beğenmemek yetmiyor, o fikrin aslında bizim değerlerimize hakaret anlamı taşıdığına inanmak -ve hassas kitleleri buna inandırmak- da gerekiyor.

Azimli olayındaki durum tam olarak bu. Siyeri Farklı Okumak eserinde hoca bir görüşü eleştiriyor… Hz. Peygamber’in ilahi vahye mazhar oluşunu, risalet misyonunu, toplumsal ve manevi önderliğini “nesebiyle” açıklama yaklaşımına karşı çıkıyor. Bu yaklaşımın soy ve ırk üstünlüğü gibi İslam’ın reddettiği cahiliye temayüllerine kapı açması endişesini ifade ediyor.

Okuduğunu anlamaktan aciz kimi zevatın veya daha da kötüsü okuduklarını kasıtla çarpıtarak kamuoyunu galeyana getirmeye çalışan birilerinin “Peygambere hakaret” dedikleri ifadeler bunlar. Galiba eserin bağlamı ve ana fikri itibarıyla “Nasıl olsa ne demek istediğim belli” rahatlığıyla, kullanılan kelimelerin üzerinde fazla titizlenmeksizin kaleme alınmış iki cümle…

Azimli Hoca kimi okurların uyarısı üzerine “Yanlış anlayan olabilir” hassasiyetiyle 2011’deki baskısından itibaren bu bölümleri kitaptan çıkartmış. Ancak kitapta artık bulunmayan o satırlar bugün arşivlerden çıkarılıp insanları tahrik etmek için sosyal medya üzerinden yayılıyor. Aslında okuduğunu anlama kabiliyeti olan hiç kimse bu satırları da -ilk önce FETÖ’nün 2014’te Dicle Üniversitesinde ayağına basan Azimli’yi itibarsızlaştırmak için ortaya attığı ve şimdi başka ellerde yeniden gündeme getirilen- o korkunç suçlamayla bağdaştıramaz.

Buna rağmen Hoca’nın, bazı uyarılar üzerine kitabından 2011’de çıkarttığı (ve üstelik eserin eski baskılarında bunları okuyup rahatsızlık duymuş olabilecek kişilerden özür dilediği) söz konusu iki cümleyi yeni yazılmış, yeni söylenmiş gibi yansıtmak, kendilerince bir yanlış varsa bu yanlışın çoktan düzeltilmiş olduğunu gizlemek hangi amaca hizmet ediyor olabilir?

***

Gelgelelim burada asıl mesele artık sıkça görmeye başladığımız bu tür kötü niyetli tertip ve kampanyaların maksatlarından ziyade, profesyonel ahlaksızların kolayca ayartıp yönlendirebilecekleri kıvamdaki öfkeli kalabalıkları üreten bir sosyokültürel iklimin mevcudiyeti.

Karşımızdaki asıl vehamet toplumun ortak değerler etrafındaki birliğinin bozulup kompartımanlara ayrılan toplum kesimlerinin birbirlerinden hızla uzaklaşmakta oluşları. Kutupların çekişi istikametinde gerçekleşen bu uzaklaşma giderek öfkeye, nefrete ve düşmanlaşmaya zemin hazırlıyor.

Bugünkü tablo hiç de iç açıcı değil. Ama gidişat değiştirilemezse şimdikinden daha vahim bir zeminin oluşması engellenemeyebilir. Bunun için öncelikle bir zümrenin konuşmaya başlaması, artık yanlışa yanlış demekten geri durmaması gerekiyor: İlahiyat hocaları daha fazla susarak ilimlerinin izzetini koruyamazlar.

Ülkedeki kutuplaşma siyasetinin yardımcı unsuru yapılmak istenen grupların rolü iktidar açısından hoşnutluk verici olabilir ama toplum seçkinleri dediğimiz aydınlar, sanatçılar, bilim insanları milletin geleceğinin iktidar hesaplarına meze yapılmasına itiraz etmek zorundalar.

Kaldı ki mevcut siyasi iktidarın himayesinde gibi görünen ama aslında sayısal güçleriyle siyasal güçleri kontrol altında tutabilen yapılardan söz ediyoruz. İktidar şu anda boynuna sarılmış durumdaki bu “dost”larını hangi nehirde karşıdan karşıya geçirebilir?

YORUMLAR (205)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
205 Yorum