İnsanın ne olacağı

Kitaba ne olacak? Yazarlığa, okuyuculuğa ne olacak? Hatta yazıya ne olacak? Okula, öğretmene, derse ne olacak? Bunlar kafamdaki sorular. Saçma buluyorsanız Gelen Dalga’dan haberiniz yok demektir. Bu Mustafa Süleyman adlı, babası Suriyeli bir yazarın kitabının başlığı ama insanlık tarihinde şu anda karşılaştığımız hâli iyi anlatıyor, gelen dalga...

ABD’de keyif için kitap okuma birkaç yıl içinde %40 azalmış. Bizde “yetişkin-kültür” kitap türü aynı oranda gerilemiş. Bir zamanlar her biri milyon satan gazetelerimiz vardı. Şimdi tamamını toplasan ne buluruz bilmiyorum. Bir milyonu bulamayacağımızı biliyorum.

Mahvolduk! Kültür gitti. Entelektüel hayatın sonu! Böyle tepkiler gırla gidiyor. Bunları tamamen saçma bulsam rahat edeceğim ama kısmen de olsa içlerinde gerçek payı var. Yukarıda sorduğum soruların cevabını da bilmiyorum. Bulmacayı çözmek için elimde bir anahtar var galiba. Ama gelen dalga, tek anahtarın açamayacağı bir kilit.

ALETE DEĞİL AMACA BAK

O anahtar ne? İhtiyaçlara ve işlevlere bakmak. O ihtiyaçları karşılamak için kullandığımız aletlere değil. Yazı, haberleşme ihtiyacını karşılayan bir alettir; yoksa “aletti” mi demek lazım? Burada aslolan haberleşmektir. Yazıyı sonradan bulduk. Gerçi 5000 yıl önce bulduk ama yayılması epey yeni. Yazı yokken haberleşmiyor muyduk? Bal gibi haberleşiyorduk ama araçlar farklıydı. Şiir söylüyorduk. Destan söylüyorduk. Bunları ileten saz şairleri, destancılar vardı. Türkistan’da hâlâ Manasçılar var. Ağızdan ağıza iletilirken unutulmasın, yanlış aktarılmasın diye küçük şifrelerimiz vardı. Mısra diye bir şey kullanıyorduk, hepsi aynı uzunluktaydı. Hatta aynı ritimdeydi ki o ritme vezin, yani ölçü diyorduk. Sonra her birini aynı sesle bitiriyorduk. O marifete de kafiye dedik. Vezinli, kafiyeli şiiri yanlış okumak zordu. Saz da ritmi desteklerdi. Sonra yazı geldi. Önce kayalara oyduk. Sonra kâğıt sahifelere. Sahifeleri rulo yapıp sakladık. Onları toplayıp satanlara sahaf dedik… Derken sahifeleri rulo yerine kıvırıp dikip mushaf yaptık. Sonra matbaa geldi, işler kolaylaştı ve ucuzladı. Devletin emirlerini, talimatlarını resmî gazetede yayınladık.

TAŞ-KAĞIT-İNTERNET

Resmi gazete yokken tellal çıkarırdık. “Duyduk duymadık demeyin…” diye başlardı söze. Hutbeler de benzer işlevi görürdü.

Radyo, televizyon neden sonra geldi.

Bütün bunlarda araçlara değil, amaçlara bakın. Saydıklarımın her biri benzer amaçların farklı araçlarla icrasıdır.

Şiir, neden sonra hikâye ve roman. Sonra kurgu olmayan işte o “yetişkin kültür” yayınları. Her biri farklı maksatlı iletişim yollarıdır. Bazıları bilgiyi, bazıları duyguyu iletir. Amaç duygu ve bilgidir. Araç sözdür, sazdır, tellaldır, taştır, sayfadır, radyodur, televizyondur, videodur, internettir.

İnsanlar düşünce ve duygularını birbirlerine iletmeye devam edecek. Bundan ibaret.

Bundan ibaret mi? Yıllar önce Marshall McLuhan adlı bir Kanadalı, sonradan çok meşhur olan bir laf söyledi: “Ortam mesajdır.” Demek sözlü destandan internet trollüğüne, kitaptan YouTube videosuna ortam da mesaja etki ediyor. Yani benim araca değil amaca, işleve odaklanın tavsiyem işi kökten çözmüyor. Çünkü araç amacı etkiliyor, şekillendirip değiştiriyor.

NE OLACAK?

Araca değil amaca odaklan düşüncesi, aklımdan ilk geçtiğinde şöyle bir örnek vermeyi düşünmüştüm. Kitap nedir? İster kurgu dışı “yetişkin kültür” cinsi olsun ister roman. Bunlar insanı, kurgu dünyası veya bilgi dünyası, bir dünyanın içine çekip ona o dünyayı etraflıca anlatma, hissettirme amacını taşır. Romanın anlattığı dünyada saatlerce, günlerce yaşar, oradaki karakterlerle tanıdık, kanka olursunuz. Yetişkin kültür veya bilgi kitabı da size bir dünya çizer. Tıpkı roman gibi ama kurgu değil, gerçek bir dünyayı anlatır. Temel, derinlemesine izlenimdir. Romanda da roman olmayanda da. Bunun yerine şimdiki “ortam”lardan hangisi var? Diziler… Belki filmler de ; ancak çok usta ve olağanüstü film, romanın ve kitabın derinlemesine izlenimini sağlayabilir. Dizi o maksada daha yakınmış gibi.

Şimdi son soru: İnternet çağının çocukları… Hadi diyelim romanı, kitabı okumuyorlar. Kitap yayın istatistikleri buna işaret ediyor. Peki bu sabırsız neslin bir diziyi veya bir filmi 90 dakika seyretmeye sabrı var mı? Birçok kişi hemen hükmü verecek: Hayır. Yoktur. Sabırları yoktur! Bu hafta ortalıkta bir haber dolaşıyordu: Z kuşağı yakın tarihte ilk defa zihin becerilerinde annebabalarının gerisine düşmüş. Hangi beceride geriye düşmüş, nasıl ölçülmüş? Pek bilgi yoktu. Ama şüphesiz ilgi çekici bir haber ve hüküm. Zamane gençliği diye konuşmaya bayılırız. Hatta bir latife vardır. Adem Babamız, Havva Anamıza ne demiş? “Nesil bozuldu!” demiş.

Kitaba ne olacak? Yazarlığa, okuyuculuğa ne olacak? Hatta yazıya ne olacak? Okula, öğretmene, derse ne olacak? Çözemedim. Gençken okuduğum bir kitabın girişindeki epigrafla bitireyim: Çünkü henüz insanın ne olacağı belli değil. Öyleyse?

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.