Fon soygunu Yeni Parti için büyük bir fırsattı, berbat bir sınav veriyorlar
Bir siyaset dehası olmaya, sosyolojinin ilmini yapmaya falan gerek yok. Türkiye’de milletin muhalefetten ne beklediği kabak gibi ortada.
Muhalefet, yönetebilir, yönetmeye ehil olduğunu gösterebilmeli.
Şu yaşadığımız fon soygununa bir bakın. Sizce son üç haftada muhalefet yönetmeye ehil olduğunu gösterebildi mi? Bu fon soygununa çareler aradı mı? Soygunu gerçekleştiren gerçek faillere yöneldi mi? Ortaya adam akıllı verilerle çıkıp soygunun boyutunu bize gösterdi mi?
Kimse kusuruma bakmasın, muhalefette olup fon soygununda başarılı sınav veren tek bir isim var, Ali Babacan.
Onun dışındaki muhalefet unsurları berbat bir sınav veriyor.
Özellikle de Yeni Parti.
Bakın, geçmişte solda siyaset yapmış saygın isimlerden biri olan Haluk Özdalga geçen gün bu konuda çok çarpıcı bir yazı yazdı, o yazıdan küçük bir bölümü alıyorum ama size yazının tamamını okumanızı öneririm:
“Muhalefet önüne geliveren büyük fırsatı kullanamadı.
Yeni Parti sözcüsünün AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte iki milyarı aşkın parayı borsadan kaldırdığını açıklaması etkili ilk adım oldu.
Ama arkası gelmedi.
Sonradan açıkladıkları iki isim fos çıktı.
Daha kötüsü, neredeyse tüm gayretlerini skandala karışmış başka AKP’li isimler bulmakla sınırlı tuttular. Halbuki çok yönlü bir çalışma gerekiyordu.
Skandalın odağında yer alan SPK’nın yaptıkları, yapmadıkları ve kurulun siyasetle ilişkileri üzerine ciddi şekilde gidilmeliydi.
Tasfiye süreci hakkında kapsamlı bir yol haritasını, iktidarın TBMM’ye sunduğu tasarıdan önce kamuoyuna açıklamalıydı.
Şimdi Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılması gereken değişiklikleri, iktidardan önce ortaya koymalılar.
Muhalefetin üslubu zayıf, ne istediğini ve amacını net şekilde anlatmakta zorlanıyor.
Organize, etkili ve güçlü bir görüntü veremiyor.
İktidar partisi ağır yara aldı, bizzat liderinin ifadesiyle “çürüyen kolunu kesip atma” noktasında.
Ama muhalefet, bir uzvunu yitirmiş iktidar karşısında bile siyaset zemininde üstünlüğü ele geçirebilmiş değil.”
Neden üstünlüğü ele geçiremedi, neden biz her gün Yeni Parti lideri Özgür Özel’in değil de Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ağzına bakıyoruz hala?
Çünkü bu parti, Haluk Özdalga’nın doğru teşhisiyle dedikoduyla uğraşmaktan, üstelik bize yalan yanlış bilgi vermekten meselenin özüne eğilmeye zaman ayırmadı.
Meselenin nasıl bir sistem olduğunu, bu soygunun iktidarın denetim ve gözetiminde gerçekleştiğini bize anlatmayı başaramadı.
Kendisinin nasıl farklı yöneteceğini, mevcut iktidarın Türkiye’yi sadece kötü yönetmeyip artık kötü niyetli yönettiğini sergileyemedi.
Oysa ellerinde yeterince iyi uzman isim var.
Bu fon cenazesinin nasıl kalkacağını örneğin Kerim Rota’ya sorsalar, 15 dakikada cevabını alabilirler. Rota bunu daha krizin ilk günlerinde yazdı zaten.
Fonlardan geçmişte fahiş kazanç elde edenlerden bu kazançlarını alıp şimdi batanların ana paralarını tamamlamayı önce Yeni Parti önerebilirdi.
Ama Yeni Parti mevcut SPK ile Borsa yönetimin gün geçirmeden görevden alınması gerektiğini bile söylemedi, söylediyse de duyuramadı.
Hepimiz artık elle tutulur bir gerçek gibi görüyoruz durumu: Bu fon soygunu, Tayyip Erdoğan iktidarı için 25 yıllık ömründe en önemli siyasi kırılmayı yaşatıyor Ak Parti seçmenine. O seçmenin bir bölümü belki hayatlarında ilk kez Tayyip Erdoğan’a olan güvenlerini kaybetmiş durumda, bu soygunda onu sorguluyorlar.
Böyle bir ortamda bugün muhalefetin en büyük parçası olarak görülen Yeni Parti’nin yapması gereken tek şey, “Ben yönetebilirim” hissini millete vermek.
Ama tam tersini yapıyorlar. “Biz dedikoduyla uğraşırız, işin yönetme kısmıyla değil” diyorlar her gün bize.
Üzücü bir durum doğrusu.
‘Nasılsın’ sorusuna cevap:
Memleket gibiyim
Bir süreden beri “Nasılsın” diye sorulduğunda “Memleket gibiyim” diyorum.
Geçenlerde fark nettim, Türk futbolunun efsane ismi Mustafa Denizli de bu soruya aynı cevabı veriyor: “Memleket gibiyim.”
Pazar günü bir taksiye bindim, Uber sayesinde siz de fark ediyor musunuz bilmem, taksi şoförleri arabalarına bindiğinizde hatırınızı soruyor, hatta ismen hitab ediyor.
Ben yine “Memleket gibiyim” dedim.
Sürücü, “Neden öyle dedin abi” diye sordu.
“Yani” dedim, “İsteyen istediği gibi anlasın diye böyle söylüyorum. Eğer memleketin iyi durumda olduğunu düşünüyorsa bilsin ki ben de iyiyim, ama tersini düşünüyorsa onu da bilsin.”
Sürücü sonra arabasına binen hiç kimsenin memleketin halinden memnun olmadığını anlatmaya başladı.
Doğrudur, halden şikayet bizim milli sporlarımızdan biridir ama sanki bu sefer durum farklı. Şikayet edenlere hak vermeden edemiyor insan.
Anketlere bakınca net biçimde gözüküyor, üç kişiden ikisi Türkiye’de ekonominin kötüye gittiği inancında. İki kişiden biri bunun sebebinin hükümetin yanlış politikaları olduğunu düşünüyor. Üç kişiden ikisi son bir yılda alım gücünün azaldığını söylüyor.
Yani ezici çoğunluk memleketin hal ve gidişinin iyi olmadığı kanısında.
“Nasılsın” sorusuna “Memleket gibiyim” cevabı sanki uygun bir cevap.
