Türk hukukunu cahiliye hukuku ile mukayese etmek aklınızdan geçti mi hiç…

Hayatınızda, Türkiye’nin hukuk sistemiyle cahiliye dönemi hukukunu karşılaştırmak gibi bir absürtlük aklınıza geldi mi? Eminim gelmemiştir, benim de bugüne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti hiç. Ta ki Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’nın yeni kitabı “Kur’an’ın Ahlak Çağrısı” kitabını okuyana kadar.

Bazen, en azından kâğıt üzerinde hala bir hukuk devleti olarak gözüken hukuk sistemimizi, henüz demokrasiyle tanışmamış ya da bilerek despotik bir sistemde karar kılmış ülkelerin hukukuyla mukayese etmişizdir ama Cahiliye dönemiyle asla…

Yüzyıllar içinde oluşan hukuk müktesebatının büyük bir külliyat oluşturduğu, yaşadığımız çağın değişimlerine paralel olarak zenginleşen evrensel hukuk normları varken, neden Cahiliye hukukuyla karşılaştırmayı düşünelim ki…

Yanlış anlaşılmasın, Çağrıcı Hoca’nın kitabında böyle bir mukayese bulunmuyor. Cahiliye dönemi Araplarında da bir ‘adalet’ fikrinin olduğunu, ‘adalet‘ ve hakkaniyetin iyi, zulüm ve haksızlığın kötü olduğunu bildiklerini belirten Prof. Dr. Çağrıcı, Cahiliye dönemindeki adalet anlayışını şöyle tanımlıyor: “Örgütlü bir devlet yönetimi ve hukuk düzeninin bulunmadığı Cahiliye dönemi Hicaz bölgesinde, her ne kadar hakem usulü gibi bazı örfi uygulamalar bulunsa da bu usule uymak rızaya bağlı olup, zorlayıcı bir hakemlik aygıtı ve normları mevcut değildi. İkinci olarak, hakemin verdiği kararın bağlayıcılığı ve yaptırımları yoktu. Sonuçta İslam öncesi dönemde hukukun üstünlüğünün gereği olan genel geçer bir hukuk düzeni ve bu düzeni besleyip ayakta tutacak mahiyette bir ahlaki temel bulunmuyordu. Bu toplulukların kültüründe hayatın genel kurallarını o günün ma’ruf telakkisine göre Cahiliye örfü belirliyor; kabileler ve aşiretler arası baskınlar, yağmalar, talanlar da fiilen örfün bir parçasını oluşturuyordu.” (Kur’an’ın ahlak çağrısı, s.165, KURAMER)

Doğal olarak Cahiliye döneminde bildiğimiz anlamda ‘hukukun üstünlüğü’ diye bir kavramdan elbette söz edilemez. Ama her şeye rağmen, kendi kültürel yapıları içinde örfe dayalı bir adalet anlayışları vardı ve hayatlarını ona göre düzenliyorlardı.

Ancak bugün Türkiye’de ‘hukukun üstünlüğü’nün yok edildiği talihsiz dönemi değerlendirirken, evrensel hukuk normlarının böylesine geliştiği bir dünyada, ülkemizdeki hukuksuzlukları Cahiliye dönemiyle kıyaslamak zorunda kalmak herhalde büyük bir talihsizlik olsa gerek…

Elbette Cahiliye hukukuna dönmeyeceğiz ama Türkiye gibi uzun demokrasi tecrübesine sahip ve de bazı eksiklerine rağmen, modern anayasası olan bir ülkede, uygulamada Cahiliye dönemini akıllara getirecek görüntülerin sergileniyor olması, hepimiz için ciddi bir uyarı niteliği taşımalıdır.

Çok doğal olarak birileri, sağlam bir anayasası olan Türkiye’deki hukuk sistemini Cahiliye dönemiyle kıyaslamanın anlamsız olduğunu söyleyebilir. Evet bana göre de anlamsız, zira Türkiye en azından kağıt üzerinde pek çok demokratik ülkeyle kıyaslanabilecek bir anayasaya sahip.

Ama gelin görün ki uygulama, hiç de anayasal demokrasiye işaret eden bir görüntü vermiyor.

Biliyoruz ki devletin en temel görevlerinden biri de adalet dağıtmaktır. Adaletin dağıtımında devlete düşen en temel görev, tarafsızlığı ve eşitliği sağlamaktır. Ve devletin üç temel erkinden biri yargı erkidir. Yargı erkinin yasama ve yürütme erkleri karşısında işlevini tam olarak yerine getirebilmesi için yargı erkini kullananların yani hâkimlerin bağımsız olması ve bazı güvencelerle donatılması gerekir. Aksi halde en küçük bir etki bile adaletin varlığına zarar verir. Ne yazık ki bugün Türkiye’de ‘hakim teminatı’ bulunmadığı için, yargı siyasal etkiye açık haldedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesine göre, Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devletinin varlığından söz edebilmek için en önemli unsurlardan birinin yargı denetimi ve yargı bağımsızlığı olduğu konusunda düşünce birliği bulunmaktadır.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1.maddesinde herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul sürede hakkaniyete uygun ve aleni surette adil yargılanma hakkının unsurları olarak vurgu yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının anlam, kapsam ve sınırlarını içtihatlarıyla ortaya koymuştur.

Hal böyleyken, ülkemizdeki alt mahkemelerin Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM’nin kararlarına uymaması, Türkiye’deki hukuk sistemini antidemokratik ülkeler ligine düşürdüğü gibi, adalete olan güveni de her geçen gün derinden yaralamaktadır.

İşte tam da hukuk sitemimizdeki bu zaaflar yüzden, adalete hasret kalan insanların zihninde ister istemez Cahiliye hukuku çağrışımlarının yapılması son derece doğaldır.

YORUMLAR (14)
14 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.