Back To Top
ABD tekrar müttefikimiz olabilir mi?

ABD tekrar müttefikimiz olabilir mi?

 - Son Güncelleme: 14.04.2019 Pazar 09:59
- A +

Amerika’da bu sorunun tam tersi Türkiye için soruluyor. Türkiye’nin ABD’den uzaklaştığı, onun hasımlarına yakınlaştığı ve bu durumun kalıcı olup olmadığı tartışılıyor. Karamsarlar ve özellikle de etnik lobilerin etkisi altında olanlar yakınlaşmanın kalıcı olduğunu, Türkiye’nin eksen kayması yaşadığını, bundan vazgeçirmenin ancak daha fazla baskı ve yaptırımla mümkün olduğunu savunuyor. İyimserler ise Türkiye’nin tavrının geçici olduğunu, pazarlık içerdiğini, ABD’nin Türkiye’nin çıkarlarına uygun politikalar izlemesi halinde tutumunun değişeceğini söylüyor.

***

Bizde bu soruyu konuşan ve tartışan karamsarlar ABD’nin hiçbir zaman değişmeyeceğini, iyimserlerse değişmesinin mümkün olduğunu vurguluyor. Ben kendimi iyimser kanatta görüyorum. İki tarafın da atacağı adımlarla ilişkilerin normalleşebileceğini, yönetilebilir hale geleceğini düşünüyorum.

Diğer yandan krizin tırmanmasının ülke ekonomisine, siyasetine, bölgesindeki çıkarlarına verebileceği zarardan da endişe ediyorum. Amerikan Kongresi’ne sunulan her yeni yaptırım tasarısı bu endişelerimin artmasına, ikili ilişkilerde geriye dönülmesi zor noktalara doğru yaklaştığımızı düşünmeme yol açıyor.

Yanlış anlaşılmasın, ABD’yi Türkiye’nin dostu ya da yakını olarak görmüyorum. ABD pek çok başka devlet gibi aramızda sadece çıkar bağları olan bir ülke. 1946’da verdiği stratejik bir kararla Türkiye’yi Sovyet baskısına karşı savunmuş, kendi beklentileri oranında bize destek vermiş bir “müttefik”.

Türkiye’yi izlediği çevreleme politikasının önemli bir ayağı olarak görmüş, bu yüzden de 1949’da kurulan NATO’ya 1951’de girmemize rıza göstermiş. Soğuk Savaş sırasında da verdiği destek hep kendi çıkarlarıyla orantılı olmuş.

Afyon ekimine tepki vermiş, Kıbrıs’a müdahalemiz sonrasında ambargo uygulamış, Sovyetler Birliği’ne yakınlaşma çabalarını engellemek için elinden geleni yapmış. Yani tam bir hegemon gibi hareket etmiş. Her şeyi kontrol etmek istemiş, kendi etki alanı altındaki ülkelere minimum hareket alanı tanımış.

Sadece bize karşı değil tüm dünyaya karşı tavrı böyle olmuş. Şimdi de farklı değil. ABD egemenlik alanını haksız ve hatta hukuksuz bir şekilde genişletmekten kaçınmayan, özellikle son yıllarda en yakınındaki bile taciz eden bir güç haline geldi.

Ama büyük bir güç, dolayısıyla da mümkün olduğu kadar karşımıza değil yanımıza almamız, benimseyeceğimiz akılcı politikalar, sistemindeki zafiyetler ve boşluklar aracılığıyla davranışını, stratejik aklını, bize karşı olan tutumunu kontrol etmemiz gereken bir devlet.

Zaten bu yüzden de onu içeriden etkilemek için lobi şirketleri tutuluyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belli başlı gazetelerde yazıları yayınlanıyor, büyükelçiliğimiz etkin bir şekilde çalışıyor, bakanlarımız da her fırsatta Amerika’ya gidiyor. Daha geçtiğimiz hafta Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Washington’u ziyaret ederek yatırımcılara yapılacak reformları anlattı.

Bana öyle geliyor ki Türkiye’nin kapsamlı bir kamu diplomasi stratejisi benimseyerek elindeki tüm imkanlarla, iş dünyasını, düşünce kuruluşlarını, üniversiteleri harekete geçirerek ikili ilişkilerde pürüz yaratan konuları masaya yatırmalı. Türkiye’nin içinde ve dışında yaşadığı sorunlara rağmen hala anlatabileceği pek çok hikayesi var.

S-400’ler konusunda da, F-35’ler hakkında da henüz son sözler söylenmedi. Unutmayalım ki Rusya’dan hava savunma sistemi alan tek ülke biz değiliz. ABD-PYD ilişkisinde de ahlaki, siyasi ve hukuki anlatım üstünlüğü Türkiye’de. Karamsarların iddialarını güçlendiren insan hakları, hukuk ve demokrasi alanlarında yeni inisiyatifler geliştirme potansiyeli her daim mevcut.

Tehdit ise çözüm değil. İçeride işe yarasa, aidiyet üstünden kurulmuş siyasi bağları konsolide etse de dışarıda tepki doğruyor, çözmek istediğimiz açıkça belli olan sorunları daha da çözülemez hale getiriyor. Rusya’ya yakınlaşma iddiası da artık koz olmaktan, ABD açısından pazarlık unsuru görülmekten çıktı, önlenmesi gereken risk haline dönüştü.

Bizim iki ülkeyle de dengeli ilişkiler kurmamız kaçınılmaz. Türkiye için ABD de önemli, RF de. Hatta Çin de önemli, İran da. Hiçbirini diğerinin alternatifi haline getirmeyecek ama çıkarlarımızı optimize edecek bir siyaset benimsememizde, hepsinden önemlisi de benimsediğimizi göstermemizde yarar var.

Eğer ABD ile sorunlarımızı çözmek istiyorsak diyalog kanallarımızı çoğaltmak ve genişletmek zorundayız. Türkiye kendini her kesime anlatmalı, Amerika’yı yeniden müttefiki haline getirmeye çalışmalı, hasmı olmaktan çıkartmaya daha fazla çaba göstermeli. ABD’nin stratejik vizyonu içinde kendine çıkar ve beklentilerini maksimize edecek bir yer bulmalı.

***

Yapabilir mi, Türkiye ABD’yi tekrar müttefiki haline getirebilir mi sorusunun tabii ki kesin bir cevabı yok. Biz ne yaparsak yapalım ABD’nin bakışını, siyasetini değiştiremeyebiliriz. Ama en azından deneriz, zaman kazanırız, daha istikrarlı ve güçlü olacağımız bir anı kollayabiliriz, dünya konjonktüründeki değişime, AB-ABD arasındaki ilişkilerinin niteliğine bakarız. İlişkilerin kopmasının doğuracağı zararları minimuma indiririz. Bir de belki bu sırada neden böyle oldu, biz bir yerlerde hata yaptık mı diye kendi kendimize sorarız…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 14 Nisan 2019 18:05
Şarkı sözünde olduğu gibi "severek ayrılalım. Aşka hasret kalalım. Eğer mutlu olmazsak yeniden barışalım.
KARAR OKURU 14 Nisan 2019 14:26
Abd Feto ve Pyd konusunda hic bizi memnun edecek bir adim atmadi ve atmadigi surece bu düsmanlik göstergesidir ve normallesme beklemek saflik olur. Bize böyle davranan bir ülkeyle halen ikili iliskilerin devam etmesidir aci olan. Sanki zamana yayiyoruz sorunu ama zor sürec
B 14 Nisan 2019 13:54
Sayın yazar en büyük hayalimi yıkmayın lütfen. Türkiye'deki bütün askeri darbeler, Fetö yarım darbesi ABD'nin parmağı olduğunu herkes biliyor. Bunun ötesinde pyd desteğini biliyoruz. İlk defa bir başkaldırı var. S-400 anlaşması yapıldı. Rusya eğer bir tehdit olsaydı Türki Cumhuriyetleri için bir tehdit olurdu. Gayet iyi geçiniyorlar. Artı bütün silahları ve uçakları Rusya'dan alıyorlar. Bırakın artık bu Nato masalını. ABD köşeye sıkıştı. Silah pazarını kaybediyor. Belki ümit ediyorum dünya'da dolar da rezerv para olmakdan çıkabilir.
KARAR OKURU 14 Nisan 2019 17:17
0
Hayaller güzeldir, gerçekler ise faydalı.
KARAR OKURU 14 Nisan 2019 17:20
0
Siz o Rusya'yı bir de oralardaki dedelere sorun. Çin'i Uygur halkına sorun. Amerika da elbette farklı değil. Dünya düzeni böyledir güçlü güçsüzü ezer.
Karar Okuru 14 Nisan 2019 21:34
0
1945 sonunda, Rus ordusunun Kars ve Ardahanı işgal tehdidi çok ciddi olup, yabancı elçilikler bugün yarın diye merkezlerine bilgi veriyordu. Türkiye’nin Nato macerası öyle başladı. ABD nin meşhur Marshal yardımı savaş sonrası açlıktan kırılan Avrupaya destek olmak içindi. Savaşa girmemesine rağmen Türkiyede plana dahil edildi. Nato bizim tercihimizdi. Sovyetlerin çöküşü sonrası Doğu bloğunun düştüğü hali en iyi biz biliriz. 12 eylül sürecinde de doğu bloku hala ayakta olmasına rağmem Sol görüş sahibi olanlar nedense hep batı ülkelerinine yöne
Ertuğrul 14 Nisan 2019 12:56
Ülkemiz demokratik değerleri ,hukukun üstünlüğünü benimsediği ölçüde ABD.yle sağlıklı bir ilişki kurabilir,yoksa sonunda ilişkiler tek bir adamla Stratejik faydalara dayanan bir ilişkiden öteye geçmez,aynen bugünkü Orta doğudaki,halkından uzak Kral ve şeyhlerle yürütülen gibi.
Karar Okuru 14 Nisan 2019 07:14
ABD yi bırakın artık zaten demokraside terk ediliyor. Adamlara dayılanıp arkadan bakan gönderiyoruz yatırım için. Hadi canım sende. 1974 sonrası ambargoları hatırlıyorum 70 sente muhtacız diye bağırdık. Bu kumaştan elbise çıkmaz ABD ve dünya bunu görüyor. Fazlada umursayacaklarını sanmam artık büyük bir doğu bloku yok. Eski komünist dünya zaten kapitalizme yenildi ve hızla kapitalistleşiyor. Bu hali ile Türkiyenin dostluğu fayda düşmanlığıda zarar getirmez. Ekonomi batı yatırımı ile ayakta duruyor. Burası geri kalmaya devam eder.
KARAR OKURU 14 Nisan 2019 00:49
Gayet soğikkanlı, akılcı bir değerlendirme gibi gözüküyor. Ama sonuçta, "ABD'ye taviz verelim, yine eski hale dönelim" tavsiyesi veriliyor. ABD verdiği sözleri tutmuyor ki. Mümbiç'i PYD'den boşaltacağım dedi, sene geçti hala bir gelişme yok. Suriye'den çekileceğim dedi, aylardır kılını kıpırdatmadı. Türkiye'ye karşı eylemlerde bulunan terörist örgütü manen-maddeten destekliyor. Asıl mesele 2 ülke arasındaki ilişkilerde güven unsurunun ortadan kalkması. Abd Türkiye'ye güven veren, istikrarlı bir politika takip etmediği sürece "müttefiklik" ilişkis
İbrahim DİRİ 14 Nisan 2019 00:15
ABD düşmanlığı iç politikada kullanışlı bir malzeme,halkın %90 nı adamlara düşman,peki bu düşmanlığın gerçekçi bir zemini varmı? Kudüs,arap/israil,iran/abd konularında gereğinden fazla angajeyiz,iki ırak savaşında üstleri ve geçiş hakkı verdik ama sözle karşılarında olduk.1946 dan itibaren kredi,hibe,koruma,teknik destek aldık.Bu abd yi merkeze alan komplo hastalığından kurtulmadan müttefiklik zor,neyseki adamlar çin tehtidine döndüler ve içlerinde kavgalılarda denge kurabiliyoruz
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN