Bir belge, bir de veto…

Pazartesi günü ABD’de dünya siyasetini, dolayısıyla da Türkiye’nin dış politikasını ilgilendiren iki önemli gelişme yaşandı. İlki Mısır’ın teklifiyle BM Güvenlik Konseyi’nin gündemine getirilen Kudüs’ün statüsüne ilişkin karar tasarısıydı. Tasarı bildiğiniz gibi reddedildi. Çünkü veto yetkisine sahip beş daimi üyeden biri olan ABD 6 Aralık tarihinde aldığı kararı yok hükmünde sayan bu tasarıyı kabul etmedi.

Ancak tasarı hedefine ulaştı. Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri tasarıyı desteklediler, bir kez daha keyfi ve tek taraflı kararlarla Kudüs’ün uluslararası kabul görmüş statüsünün değiştirilemeyeceğini vurgulamış oldular. Zaten böylesi bir kararın alınması değil, daha önce alınmış 478 ve 2334 gibi kararlara diğer üyelerin bağlılıklarını göstermeleri bekleniyordu.

Beklenen oldu. ABD veto etti ama konu Güvenlik Konseyi’nin gündemine bir kez daha geldi. BM Ortadoğu Barış Süreci Koordinatörü üye devletlere bölgedeki durumu izah etti. 6 Aralık açıklamasının doğurduğu rahatsızlığı ve 2334 sayılı Güvenlik Konseyi kararını hatırlattı. Şimdi sırada BM Genel Kurulu var. Büyük bir olasılıkla oradan karar çıkacaktır. Trump Yönetimi bir kez daha eleştirilecek ve uyarılacaktır.

***

Pazartesi günü yaşanan ikinci önemli gelişmeyse 11 aydır üstünde çalışıldığı söylenen ve ipuçları bir süredir basınla paylaşılan Ulusal Güvenlik Strateji belgesinin önce açıklanması, ardından da Başkan Trump tarafından yarım saatlik bir sunumla önemli görünen noktalarının altının çizilmesiydi.

Her ne kadar belge aslında yasal bir zorunluluktan doğmuş olsa da, Trump belgelere ve bürokrasiye bağlı kalmayı pek sevmese de, hatta yaptığı açıklamada belgeden çok kendini ve iktidara geldiğinden günümüze “başarılarını” anlatsa da, 55 (kapak ve diğer kısımlarıyla 68) sayfadan oluşan Ulusal Güvenlik Strateji belgesi önemli. Üstünde durmamızı, düşünmemizi gerektiriyor. Geleceğe dair ipuçlarını içinde barındırıyor.

Bilindiği gibi belge sunuş, giriş ve sonuç kısımları hariç toplam beş bölümden oluşuyor. İlk dört bölüm Trump Amerika’sının izleyeceği dış politikanın kavramsal çerçevesini çiziyor, büyük ölçüde Trump’ın seçim taahhütlerine ve uygulamalarına tekabül ediyor. İlk bölümün ilk alt başlığının “Sınırlar ve Ülke” olması herhalde tesadüf değil.

Bir paragraflık bu bölümde devletlerin ve devlet dışı aktörlerin zafiyetlerinden yararlanarak ABD’yi ve vatandaşlarını tehdit ettiği söyleniyor. İnsanın aklına ister istemez Meksika sınırına duvar, Müslüman çoğunluklu ülkelerden gelenlere konan keyfi sınırlamalar ve tabii ki bundan sonra olabilecekler geliyor. Birkaç sayfa sonra da “göç” konusuna giriliyor.

Bütün belgeyi değerlendirmek köşe yazısı sınırları içinde ne yazık ki imkansız. Fakat bizi en çok ilgilendirebilecek kısmından, daha önceki bölümlerde aktarılan siyasi tercihlerin bölgelere paylaştırıldığı bölümden muhtemel uygulamalara ilişkin sonuçlar çıkartabiliriz. Orada da karşımıza tehdit olarak IŞİD, El Kaide ve İran çıkıyor. Bu tehdidi bertaraf etmek içinse bölgesel ittifaklar öngörülüyor.

***

Diğer terörist örgütler, devlet dışı yapılar belgede yok. Bundan Trump yönetiminin sadece bölgedeki devletlerle çalışmayı düşündüğü sonucunu çıkartabilir miyiz emin değilim. Ama bu “eksiklik” üstünde düşünülmeyi hakkediyor. Ayrıca “Öncelikli Eylemler” alt başlığının hemen altında güvenliğin istikrar ile sağlanacağının altının çizilmiş olması önemli. Suriye sorunun çözümüne destek olunacağı da söylenmiş.

Suudi Arabistan, Mısır ve Irak da belgenin bu bölümünde sitayişle söz edilen, güvenliklerine, refahlarına ABD’nin katkıda bulunacağı vurgulanan ülkelerden. İsrail ise bölge jeopolitiğinin merkezine oturtulmuş. İran sayesinde İsrail’in bölgedeki bütün sorunların kaynağı olmadığını anlaşıldığı iddia edilmiş. İsrail’in yarattığı sorunlara tabii ki atıfta bulunulmamış. Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunacağız diye not düşülmüş.

Belgenin bizi doğrudan ilgilendirebilecek bir başka kesimiyse Avrupa’ya yönelik stratejinin ele alındığı neredeyse tek bir sayfaya sığabilecek olan bölüm. Orada da Rus tehdidinin bitmediği, Çin’in zemin kazandığı, Avrupa’nın IŞİD gibi örgütlerin saldırılarından etkilendiği, mülteci akınlarının istikrarsızlık yarattığı belirtilmiş. Avrupa istikrarlı ve refah içindeyse Amerika da güvende denmiş. NATO’dan bahsedilmiş. Avrupalılardan da savunma harcamalarını arttırmaları istenmiş…

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.