Back To Top
Kadına karşı şiddet

Kadına karşı şiddet

 - Son Güncelleme: 25.08.2019 Pazar 10:00
- A +

Kadına uygulanan şiddet küresel bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) her üç kadından birinin şiddete maruz kaldığını tespit etmiş. WHO’nun 2017 raporuna göre ölümle sonuçlanan şiddet olaylarının  yüzde 38’i kadınların yakınları tarafından gerçekleştirilmiş.

Kadına karşı şiddetle eğitim düzeyi, şiddeti uygulayan erkeğin önceden maruz kaldığı şiddet, aşırı alkol kullanımı, kadın üstünde mülkiyet iddiası ve şiddeti kutsayan kültürel anlayış arasında orantısal ilişki varmış.

Yani eğer Dünya Sağlık Örgütü’nün tespitleri doğruysa Türkiye’de kadına karşı şiddeti sonlandırmak için öncelikle eğitime, ataerkil değerlerin sorgulanmasına, çocuğa karşı şiddetin ortadan kalmasına ihtiyacımız var.

Caydırıcı cezalar ve şiddete maruz kalma olasılığı olan kadınları korumak tabii ki gerekli ama en az onlar kadar gerekli olan kadına tahakküm etmeyi meşru gören, şiddeti kutsayan kültürün değişmesi için çaba harcamak. Ki bu da hiç kolay değil.

***

Çünkü dizilerden sinema filmlerine, ders kitaplarından tarih anlatımıza kadar pek çok alandan, eril dilimizden, günlük hayatımıza sinmiş ayrımcılığı sinsi sinsi özendiren kelimelerden söz ediyoruz.

“İşadamı”, “bilim adamı” derken eşitsizliği yeniden üretiyoruz. Futbol kulüplerimizi desteklerken ya da maçta hakeme kızarken söylediklerimizle cinsiyetçilik, yani bir tür ırk ayrımcılığı yapıyoruz.

Şiddet ise gündelik hayatımızın ayrılmaz parçası haline gelmiş. Seyrettiğimiz neredeyse tüm filmlerde, oynadığımız bilgisayar oyunlarında şiddet var. Sokakta birbirimize karşı şiddet uyguluyoruz.

Trafikte önümüzde giden arabanın birkaç saniyelik gecikmesini hazmedemiyoruz. Tartışma programlarında bağıran insanlardan, sözlü şiddet uygulayanlardan hoşlanıyoruz. Siyasi liderlerimizin performansını dahi kullandıkları güçlü kelimelerle, sesinin tonu ve desibeliyle ölçüyoruz.    

Kadına karşı şiddeti sonlandırmak istiyorsak hem şiddeti, hem de cinsiyet ayrımcılığını anlamamız ve anlatmamız şart. Şiddet kabaca bir amaca ulaşmak için güç kullanma ya da güç kullanma tehdidinde bulunmak demek.

Bir eylemin şiddet içermesi için ille de fiziki zarara yol açması gerekmiyor. Şiddet çok yaygın bir şekilde sözel olarak da uygulanılabiliyor. Psikolojik hasara yol açıyor. Dünyada da hemen herkes bu şekilde şiddete maruz kalıyor.

Her iki türünün de önlenmesi önemli. Zaten biri diğerinin habercisi. Ölümcül şiddeti önlemek için sözel şiddetin varlığını, gündelik dilimizin şiddet içerdiğini görmezsek bu sarmaldan kolay kolay çıkamayız.

Benzeri cinsiyet ayrımcılığı için de geçerli. Erkekler kadınları, kadınlar kendilerini eşit olarak görmedikleri, eşitliği içselleştiremedikleri sürece ne kadar yasa çıkartırsak çıkartalım kadına yönelik şiddeti, cinayetleri önlememiz zor.   

Eşitliğin sağlanması için dünya da, biz de çok şey yapıldı. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Eşit işe eşit ücret en azından prensipte kabul edildi. “Makul şiddet” kocanın hakkı olmaktan çıkartıldı.

Kadınlar örgütlendi. Güçlü bir feminist literatür oluştu. Uluslararası alanda eşitliği, hakları korumaya yönelik sözleşmeler var. CEDAW, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi bunların başında geliyor. Yasal düzenlemelerimizin olmadığını da söyleyemeyiz.

Ama ne yazık ki hala kadınlar namus adına, kıskançlık uğruna ya da sadece kadın oldukları için öldürülüyor. Bir takım erkekler dövmeyi, vurmayı, eski eşlerini, eşlerini, sevgililerini ve hatta kardeşlerini, kızlarını öldürmeyi, asitle yüzünü, vücudunu yakmayı kendisinde hak olarak görüyor.

Emine Bulut çığlığı yüzümüze tokat gibi çarpan son kurbanlardan biriydi. Kameraya kaydedilen kendisinin ve kızının sözleri zihinlerden kolay kolay çıkmayacak. Katili de muhtemelen yasaların öngördüğü en ağır cezaya çarptırılacak.

***

Fakat biz değişmezsek, dilimize ve içimize sinen şiddetten kendimizi ülke ve dünya olarak kurtarmazsak, kadınları kontrol öznesi olarak görmekten vazgeçmezsek, Bulut son olmayacak. Daha çok insan kaybedip, arkalarında üzüleceğiz. Cinayete, cinayetlere seyirci kalanlara kızacağız.

Devletin de, belediyelerin de yapması gerekenler var. Bunların başında eğitim seferberliği geliyor, ki bu da zaten Türkiye’nin uluslararası taahhüdü. Sığınma evlerinin sayısının arttırılması, cezaların caydırıcı olması da olmazsa olmazlar arasında.

Ancak asıl toplumun geniş kesimlerinin, örgütlenmiş kadınların dışındakilerin sorunu sahiplenmesi gerekiyor. Mesela kadını özneleştiren, sürekli edilgen konumda gösteren, geleneksel diye adlandırılan rollerinin dışına çıkmasına müsaade etmeyen dizilere, filmlere tepki göstererek işe başlayabiliriz.

Üniversiteler, büyük şirketler cinsiyet eşitliğini özendiren projeler gerçekleştirebilir. Daha da pek çok şey yapılabilir. Yeter ki bu sorunu bir kesimin sorunu olarak görmeyelim, hep birlikte sahip çıkalım, gündelik siyasetin dışına taşıyalım…

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 27 Ağustos 2019 18:50
Önceden bu tür olaylar bir ise şimdi yüz katı. Haberimiz olmuyordu önceden, şimdi sosyal medya ile duyuluyor, denilebilir. Haklı olunabilir. Fakat bana göre internet denilen deccal çıktığından beri bu işler ayyuka çıktı. Hele Porno'ma dokunma utanmazlığının sonucunda çocuk istismarcılığının artması bir tesadüf mü? İnternet oyunlarının şiddet içermesi, oynayanların iradesini kaybederek tufah şeylere yönelmesi. İnt. işlerimizi tarifsiz kolaylaştırdı. Ben de internetin imkanlarından yararlanıp mutlu oluyorum. Lakin kontrol yetersizliği, dahası kontrol karşıtlığı zarar hanesini oldukça şişiriyor.
KARAR OKURU 27 Ağustos 2019 18:37
Ne idamı, mı kısası. Adam bebek yaşta çocuklarına bile acımayıp karısını da öldürdükten sonra son mermiyi de kendine sıkıyor demiştim, kota yetmemiş, orda kesilmiş yorumum. Bu işi sadece kadın cinayetine indirgemek bence çözümü başka yerde aramaktır. Trafikte olsun, başka durumlarda olsun sudan sebeplerle cana kıyıldığı bir toplumda topyekün bir çıldırmanın eşiğine gelindiğinin farkında değil misiniz? Sadece kadın cineyeti tanımlaması işi hafife almaktır. Daha büyük düşünmek gerek. Mesele o kadar basit değil maalesef.
Degilmi 26 Ağustos 2019 15:28
Erkekler i nsan değilmi neden kadına şiddet insana şiddet değil. Erkek öldürülünce normal mi. Kanunlar insana değer veren kıvama getirmeden tribünlere siyaset yapmayı bırakın yoksa millet görevini seçimde yapar
Karar Okuru 25 Ağustos 2019 17:15
Evlilik insan olarak eşit olan kadın ve erkeğin her ikisinin isteği ile gerçekleşen, karşılıklı bu istek sürdüğü sürece devam eden bir birlikteliktir, başka bir şey değil. Evlilik süresince ortaya çıkması muhtemel; ister kadın isterse erkeğin sebep olduğu çözümü olmayan anlaşmazlıklar boşanma, ayrılık sebebidir. Evlenen her çift bu konuda anlaşarak evliliğe adım atarlarsa şiddet ve cinayetlerin önü kesilebilir. Namus bu kavramı ihlal edenin sorumluluğudur, eşinin değil. Şiddet esnasında toplumsal tepki caydırıcı olabilir...
Karar Okuru 25 Ağustos 2019 18:19
0
Kadına şiddet uygulayan erkeği kim olursa olsun; ister eş, ister akraba toplum olarak dışlar, insan içine çıkamayacak derecede aşağılar ve “aforoz” edersek bu tür bir yaptırım caydırıcı olabilir. Her cinayetin ardından “en yüksek cezayı vermek” ten çok daha etkilidir bu tür bir toplumsal tepki. Yani kadına şiddet uygulayana toplum olarak ‘aşağılık bir mahluk’ muamelesi yapmak. Denemesi bedava...
Karar Okuru 25 Ağustos 2019 18:50
0
Muhtemel örnek bir tepki: Merhum Emine Bulut kardeşimizin katli olayını filme alan “kişi” filim çekmek yerine elindeki telefonu katilin kafasına fırlatsa ve hele de isabet etseydi Merhum Emine Bulut bu gün hayatta olabilirdi. Şerefimle söylüyorum ben de o kişiye istediği telefonu alırdım. Bu kadar.
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 15:38
Kadınların şiddete uğraması bazı zavallı insan(cık)lardaki şu tutumun yalnızca bir boyutudur: "Güçlü gördüğünden kork, güçsüz gördüğünü ez". Yani bu bir ahlak sorunu aslında. Bu sorun sadece erkeklerde değil kadınlarda da olabilir. Bu sorunun aşılması gerekir. İnsanlar güce değil de hak ve adalete önem verseler böyle kötülükler olmaz. Hak ve adaletin önemi konusunda bilinç düzeyimiz ne kadar gelişirse böyle kötü haberleri de o kadar az duyarız. Hak ve adaletin ne olduğunu, buna nasıl ulaşılabileceğini tartışabiliriz fakat herşeyden önce hak ve adalete ulaşmak gibi bir amacımız olmalıdır.
Karar Okuru 25 Ağustos 2019 14:13
Ahlaki yalnizca kadinlar uzerinden tanimlayan herkes namussuzdur.
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 10:19
Malesef eğitim sistemimiz, sinema filmleri ve diziler şımarık erkekler ve şımarık kızlar, ahlaksız ve terbiyesiz nesil yetiştiriyor. İki şımarık veya iki terbiyesiz karşılaştığında ise kıyametler kopuyor. Herkes haddini bilmeli, devlet, bilim ve sanat dünyası eliyle ahlak eğitimine öncelik verilmelidir.
Lokman 25 Ağustos 2019 08:15
Dünya sağlık örgütünün istastistikleri ile amel etmeye devam edelim, bakalım düşecek mi kadına şiddet vakaları. Dünya sağlık örgütünün verileri hava civa. Türkiye de kadına şiddetin en önemli nedeni hakimler ve savcılardır. Kadının beyanı esadır diyerekten yalancı şahitlerle bir celsede kocadan boşat, babaya da çocuklarını görme yasağı koy, sonrası malüm işte. Bu hakimler ve savcılar boşanma konusunda kesinlikle islam hukukunu uygulamaları gerekir. hele hele evlilik konusunda kuran ve sünnte uyalım Bir de aile politikaları bakanlığı var bu ülkede. Aileyi dinamitleyen bir politika yürütüyor
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 12:26
3
Sonrası malum öyle mi? Bulduğu ilk fırsatta karısını boğazlayan adamla evlilik olur mu? Olursa yürür mü? Yürütebilen de her gün dayağı yiye yiye yürütüyor(!) Keyfi yere boşanan varsa magazin basınında gördüğün tiplerdir,başkası değil.
Karar Okuru 25 Ağustos 2019 14:15
3
Yanlissiniz. Hic bir kadin bosanmak icin evlenmez. Yuvasi mutlu ise kimse dagitmak istemez.
Lokman 26 Ağustos 2019 06:53
1
Yanlışsınız diyen arkadaşa; Ya aynı yazdığım gibi bu şekilde bir boşanmaya şahit olduysam... Yalan değil, bizzat şahidim. Kadın kocası ona çok iyi maddi imkanlar sunamadığından bir yalancı şahit ile (kocası tarafından şiddete maruz kaldığına şahitlik etmek) boşanma davası açıyor. Koca gurur yapıyor ve mahkemeye gitmiyor. Üstelik bu koca o şahitlik yapanı da hiç tanımıyor. Hakim de basıyor boşama kararını. Utanmadan nafaka da talep ediyor.Neyse nafaka hakimi sadece ufak kız çocuğuna nafaka verme kararı veriyor. Zaten baba çocuklarına bakmak istiyor. O kadın 2 tane çocuğunu da babalarına karşı
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 06:19
Kanunlarımız Katillere vermiş olduğu en ağır ceza onlara ödül gibi oluyor. İnsanoğlu kendisini Yaradan Allah'ın kanunlarına tabii olsa bir çok sorun minimize olacak. " Kıssadan sizin için hayat var" diyen Allah ne güzel diyor.
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 06:09
Klişe analiz klişe öneriler... onun içindirki dünyada ve ülkemizde bu konuda iyiye gidiş yok. Yeni bir bakış yeni bir söz?
KARAR OKURU 27 Ağustos 2019 12:52
1
Zaten esas mesele bu. Klişe diye küçümsediğimiz şeyler öldürülen kadın sayısını artırıyor. Akıntıya kürek çekip durun. Kadınlar erkeklere özendikçe, kendi ayakları üstünde durma hedefleri devam ettikçe akıbet başka olmayacaktır. Zaten kadınlar hakkında iyileştirme zannedilerek yapılanların sayısı arttıkça vakaların da sayısı artıyor. Kadın, erkek, Allah'a teslim olmadıkça düzelmez bu durum. Bir de kimisi idam kimisi kısas diyor. Bu durumu kadın cinayeti özelinde ele alıyor. Ya hu adam karısını, 3-4 yaşındaki çocuklarını öldürdükten sonra son mermiyi de kendine ayırıyor. Ne idamı, ne kısası? Bu
Karar Okuru 25 Ağustos 2019 03:46
Kadina karsi siddet muazzam bir acizligin ve korkunun eseridir. Erkeklerin ilkel olanlari candan can uretecek kadar guclu olan kadina saygi duyup esit davranmak yerine korkusunu ve yetersizlik duygusunu bastirmak icin saldirir, kadini yok etmeye calisir. Uygarlasmis erkek ise kadin ile takim halinde var olmanin tadini kesfetmis yasami daha da guzellestirmeye calismaktadir. Ulkemizde son yillarda ilkel karanliklara yuvarlanmis erkeklerin sayisi hizla artiyor, cunku...
KARAR OKURU 25 Ağustos 2019 00:46
Türkiye toplumunun erkeklerinin(hepsinin değil ama hatırı sayılır çoğunluğun) zihniyetini neredeyse tüm dünya biliyor. Yanıbaşınızdaki Gürcistan, Ukrayna, Rusya, Moldovya, Romanya, uzaktaki Tayland Vd. Tur üstüne tur düzenleyip kendi ahlaksızlığımızla dünyayı zengin ediyoruz.(kendi ailesinin rızkıyla). Nasıl oluyor da böyle bir zihniyet namus bekçisi kesiliyor. Bunu da akademisyenler bir zahmet analiz etsinler. Sonra da üç kuruş nafaka pazarlığı. Lanet olsun onların verdikleri nafakalara. Devlet nafakaları da bir düzene sokmalı. Devlet kendi eliyle kadınları bu adamlara mecbur hale getiriyor.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN