Önemli bir sorun daha yönetilebilir hale geldi

Hep yazdığım gibi sorunsuz bir dünyada veya ülkede yaşamak hayal. Sorunlar her zaman olacak ve bunlar bazen kriz, bazen savaş, bazen de felaket olarak karşımıza çıkacak. Önemli olan bu gerçeği görmek, gücünüzle, imkanlarınızla orantılı bir şekilde sorunları küçültüp parçalarına ayırmak, onları beklentilerinize, çıkarlarınıza en yakın biçime büründürmek. Hepsinin ötesinde de sorunların değil çözümlerin tarafı olmak.

Kendinizi doğrudan ilgilendirmeyen, gücünüz ve etkiniz üstünde çarpan etkisi yaratmayan hiçbir ihtilafa müdahil olmamak. Başkalarının sizi sorunlarına çekme teşebbüslerine direnmek. Geleceğe ilişkin gerçekçi, ayakları yere basar bir vizyonu, teknik tabiriyle stratejiyi hayata geçirmek için çaba harcamak.

Dünyayı değiştirmek yerine değişen dünyanın içinde çıkarlarınızı koruyacak şekilde konumlanmak.

Bu da kolay değil ama mümkün. Son birkaç yıldır da Türkiye mümkün olduğunu gösteriyor, geliştirdiği inisiyatiflerle dünya siyasetindeki dalgalanmalardan, bölgesel denklemlerdeki değişimlerden yararlanarak çıkarlarını maksimize etmeye çalışıyor. Kafkaslar’da bunu büyük ölçüde gerçekleştirdi. Libya’da dengeleri kendi lehine değiştirdi. Irak artık Türkiye açısından bir güvenlik riski olmaktan çıktı.

İki gün önce de Suriye “dosyasının” önemli bir bölümü şimdilik kaydıyla dahi olsa kapandı. Amerika’dan, Fransa’dan ve tabii ki İsrail’den umudu kesen SDG liderliği muhtemelen Kandil’den de aldığı icazetle Şam Yönetimiyle anlaşmaya, kültürel haklar ve yönetimsel ayrıcalıklar karşılığında silahlı güçlerinin Suriye askeri yapılanması altına girmesine kerhen razı oldu. Suriye’nin toprak ve yönetsel bütünlüğü büyük bir çatışma çıkmadan sağlandı.

Bu doğal olarak ne PKK’nın sonunun geldiğine ne de Kürt milliyetçiliğinin bittiği anlamına geliyor. Zaten Mazlum Abdi de entegrasyon anlaşmasının mecburiyetten imzalanan bir tür geçici belge olduğunu söylüyor. Ancak geçici olması Suriye sorununun Türkiye açısından daha kolay yönetilebilir hale geldiği, Amerika, Fransa ve Rusya başta olmak üzere Suriye ve/veya Kürt sorunu üstünde hak talep eden üçüncü ülkelerle daha rahat çalışabilecek bir ortamın yaratıldığı gerçeğini değiştirmiyor.

Ayrıca İsrail’in SDG’yi cesaretlendirecek hamlelerden kaçınması da ikili ilişkilerin seyrini etkileme potansiyeli taşıyor ki; bu şimdiden bir yandan İsrail Dışişleri Bakanının diğer yandan Türkiye’den muhatabının açıklamalarıyla da doğrulanıyor. Biri biz Türkiye ile ilişkilerimizi normalleştirmek isteriz ama her şey Türkiye’ye bağlı derken diğeri İsrail’le bir sorunumuz yok bizim sorunumuz politikalarıyla mealinde açıklama yapıyor, Gazze’ye ve Filistin sorununa işaret ediyor.

Eğer “Trump’la çalışmak, Amerika’ya güvenmek zor” diyorsanız haklısınız. Hakikaten zor. Günü gününe uymuyor ve ne yapacağı, kimden ne talep edeceği hiç belli olmuyor. Yakında bizden de kabul edemeyeceğimiz bir talepte bulunabilir. Dahası kendi ülkesi içinde yaptıklarından etkilenebiliriz ya da belki Avrupa ile Amerika arasında taraf seçmek zorunda kalabiliriz. Fakat günümüz itibarıyla onun ve özel temsilcisinin desteğiyle iki ülke arasındaki önemli bir sorunun aşıldığı, Amerika’nın SDG’yi desteklemekten vazgeçtiği gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Suriye’nin istikrara kavuşmak yolunda bu şekilde ilerlemesinin Türkiye’nin kendi Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunacağını, terörsüzlük hedefine ulaşmasını kolaylaştıracağını söylemek için de sanırım kâhin olmak gerekmiyor. DEM Parti yetkililerinin yaptığı açıklamalardan üslerindeki “mahalle baskısının” kalktığı, sokak ve radikalleşme çağrılarının işlevini yitirdiği anlaşılıyor. Benzerini iktidar bloğu ve hatta ana muhalefet partisi için de söylemek mümkün. Ne de olsa bundan sonra önlerinde ciddi bir SDG engeli olmayacak.

Son olarak da 14 yıllık bir iç savaş yaşayan, aradaki kısa tarihsel kopuşu saymazsak kurulduğundan günümüze Türkiye’ye karşı hasmane tavır takınan Suriye’nin bizim açımızdan güvenlik tüketen bir ülke olmaktan çıkıp bu son uzlaşmayla artık iyice güvenlik üreten bir komşu haline gelmeye başlamasını da önemsememiz gerekiyor. İnsan hakları sorunlarını, yargının araçsallaştırılmasını, geçmişin hatalı politikalarını tabii ki eleştirelim ama tarihin bu önemli dönüm noktasını ıskalamayalım.

Uzlaşmanın detaylarında, uygulamada çıkacak olası zorluklarda da kaybolmayalım. Tarihin sonu falan gelmedi, kimse kimseyi yenmedi. Sadece Türkiye uygulamaya koyduğu akılcı politikalarla bir mevzi daha kazandı. Şimdi sıra bölgedeki Kürtlerin kazanılmasında, onların Türkiye’ye güven duymasında, kopan duygusal bağların yeniden kurulmasında. İçteki sorunların çözümünde, İran krizinin atlatılmasında, Ukrayna savaşının bitirilmesinde, Avrupa mimarisi içinde yer edinilmesinde ve Gümrük Birliği’nde…

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.