Tarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye…

Son birkaç yüzyıldır Türkiye genelde güvenlik tüketen bir ülke oldu. Kendi güvenliğini sağlamak için başkalarına dayandı. Ruslarla, Almanlarla, İngilizlerle ittifaklar yaptı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika ön plana çıktı. Missouri Zıhlısının ziyaretiyle 1946 yılında başlayan süreç Truman Yardımı, NATO üyeliği derken sürdü. Ancak zaman içinde Türkiye kendi güvenliğini sağlayacak imkanlara da kavuştu.

1974 Kıbrıs harekâtı pek çok açıdan dönüm noktası oldu. Hatay’ın diplomasiyle ilhakını saymazsak uzun yıllar sonra Türkiye ilk defa sınırları ötesinde bir askeri operasyon gerçekleştirdi. Daha da önemlisi konan silah ambargosu onu yeni yöntemler aramaya yöneltti. Sonra adı konmuş, konmamış pek çok ambargo yaşandı ve her biri Türkiye’ye kendi imkanlarına dayanması gerektiğini hatırlattı.

Tabancasını, piyade tüfeğini yapamayan bir ülke artık topunu, tankını, silahlı insansız hava aracını yapabilir, tersanelerinde eş zamanlı olarak 50 savaş gemisi inşa edebilir, geliştirdiği uçakları İspanya başta olmak üzere pek çok ülkeye satabilir, korvetlerini, destroyerlerini pazarlayabilir hale geldi. Beşinci nesil savaş uçağı geliştirebilecek kapasiteye ulaştı. Dünyanın 10 önemli silah ihracatçısından biri haline dönüştü.

Kısacası, kendini savunmanın, caydırıcı olmanın ötesine geçti. Bugün Türkiye pek çok ülkenin güvenliğinin sağlanmasında doğrudan ya da dolaylı rol oynuyor. Arnavutluk’ta, Katar’da, Somali’de, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da yerleşik askeri üsleri bulunuyor. Sırada Sudan var deniyor. Gerekli gördüğünde de oyun kuruyor, oyun bozuyor.

Bir zamanlar kendisine güvenlik sağlayan NATO’ya şimdi güvenlik ihraç ediyor. Rusya tehdidi ve Amerika isteksizliği karşısında Avrupa’nın endişelerinin giderilmesi için Steadfast Dart tatbikatına 2 bin asker, bir büyük amfibi gemisi, ciddi yeteneklere sahip üç savaş gemisiyle ve çoğu kendi üretimi zırhlı araçları, silahları, donanımıyla katılıyor. İttifak tarihinde ilk kez çıkartma birliklerinin komutasını devralıyor.

Hukukun araçsallaştırılması başta olmak üzere içimizde yaşadığımız sorunlar nedeniyle göremesek, görmek istemesek de Türkiye önemli bir eşiği aşmış, kendine yeten, güvenlik sağlayan bir aktör olmaktan çıkmış, bölgesel olmanın ötesinde roller oynamaya başlamış bir ülke olarak dünya siyaset sahnesinde yer alıyor. Bunda askeri yeteneklerimizin artması kadar son birkaç yıldır yapılan siyasi, diplomatik tercihlerin de etkisi var.

Ayrıca konjonktürün de bize yardımcı olduğu gerçek. Hamas İsrail’e saldırmasa Suriye’deki rejim belki çok daha fazla dayanacak, İran ve Hizbullah muhtemelen hala Suriye’de yer alacaktı. Benzerini Trump için de söylemek mümkün. Seçilmesi dünyanın pek çok ülkesi için kötü oldu. En yakın müttefiklerinden bile toprak talebinde bulundu. Amerika’yı Amerika olmaktan çıkarttı. Ama bize iyi geldi, özellikle Suriye’de çıkarlarımızın korunmasında önemli rol oynadı. İkili sorunların çözümü yönünde de adımlar attı.

Hepsinin ötesinde de bölge ve dünya siyasetindeki dönüşüm Türkiye’nin PKK meselesini gündeminden çıkartabileceği bir zemin oluşmasına yol açtı. Bahçeli’nin çağrısıyla başlatılan uzlaşma süreci Suriye’deki mutabakatla yeni bir evreye girdi. Bir başka kronik sorunumuz olan Ermenistan’la ilişkiler de son altı yıldır yaşananlarla yepyeni bir boyut kazandı.

Türkiye Mısır ve Suudi Arabistan’la da barıştı. Yakında yeni bir bölgesel güvenlik sisteminin oluşması söz konusu. Gazze’nin yönetimi için atılan adımlar da İsrail’le ilişkilerin normalleşmesini getireceğe işaret ediyor. Her iki ülkenin dışişleri bakanları olumlu sinyaller veriyor. İsrail’de PKK’ya verdiği desteği belli ki sonlandırıyor. Karadeniz’in güvenliği de bariz bir şekilde Türkiye’den soruluyor.

Üstelik, iyi yönetebilmemiz halinde Trump Amerika’sının Avrupa’da yarattığı sarsıntılar bizi koşullu AB üyeliğine kadar taşıyabilecek yeni imkanlar sunuyor. Yeter ki kibre kapılmayalım, Türkiye’nin dış ve güvenlik politikasındaki kazanımlarına iktidarıyla, muhalefetiyle sahip çıkalım. Güvensizlik yaratmaktan kaçınalım, bundan sonra da sorunların değil çözümlerin parçası olmaya çalışalım. En önemlisi de hukukun temel normlarını zorlamayalım…

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.