Diğer ‘fon’lara göz kulak olan birileri var mı?
Ülke, bir demokraside olabilmesi asla düşünülemeyecek ve Türkiye gibi uluslararası finans sistemine sıkı sıkıya bağlı bir ekonomide akla dahi getirilmesi mümkün olmayan bir soygunla karşı karşıya kaldı. Fon vurgunu ne kadar anlatılsa, üzerinde ne kadar konuşulsa yine de eksik kalacak bir ahlaki ve finansal rezalettir.
Bir kez daha özetleyelim.
Bir avuç paragöz birkaç teşkilat kurdular. Önce borsada, hisse senetleri üzerinde manipülasyona başladılar. Beş para etmez hisse senetlerinin değerini yüzlerce, binlerce kat artırdılar. O hisselerin sözde sahibi olan şirketler birkaç ayda ülkenin en büyük sanayi kuruluşlarından bile daha değerli hale geldiler. Manipülasyonda vurdukları paranın hesabı bilinmiyor. Haddi hesabı yok desek yeridir. Bazıları, böyle işler yaparken yatırım bankası sahibi bile oldular. Yani onlara banka imtiyazı verildi. Şirketleri birkaç haftada holding olarak anılmaya başlandı. Sonra bu tayfa manipüle ederek değerini binlerce hatta on binlerce kat artırdıkları hisselerden 130 civarında fon tertiplediler. Yüksek kazanç vaadiyle bu fonları millete sattılar. Ayrıca vaatleri doğruydu ve bütün enstrümanlara kıyasla çok yüksek kazanç veriyorlardı. Ta ki batana kadar.
Bütün bunlar olurken, Nihat Zeybekci’nin tespitiyle 6 kamu kuruluşunun kılı kıpırdamadı. Herkesin gözü önünde birkaç sene boyunca sürüp giden bu vurguna dönüp bakan olmadı. 6 milyona yakın kişinin borsada yatırım yaptığı, 500 binin üzerinde insanın batık fonlara para yatırdığı ortamda kimse oynanan oyuna laf etmedi. Kamu kuruluşları da paralarını fonlara yatırdılar… Foncular sadece vatandaştan çalmadılar, bankalardan kredi alarak da paralarına para eklediler.
Bir avuç adam, milyarlarca doları sağa sola taşırken yüzbinlerce yatırımcı fonlara para akıtırken ne denetim vardı ne kontrol ne ikaz. Sonradan anlaşıldı ki siyasette üst düzey bazı isimler, bizzat hisse ve fonlardan para kazanarak, sisteme dahil olarak foncuları himaye ediyordu.
Sistemin tamamını saran ve kuşatan bir vurgun organizasyonu…
Faturası büyük bir vurgun. Sadece fon ve borsadaki kayıplar şu anda 3 trilyon liraya ulaşmış durumda. Kerim Rota ve Ömer Gencal dahil birçok ekonomistin analizine göre asıl sıkıntı ekonominin genelinde yaşanacak ve birkaç ay içinde bunun da etkisini yaşayarak göreceğiz. Kalıcı bir tahribatın izleri şimdiden belirmeye başladı.
Doğal olarak fon vurgununa dair sorular da zaman geçtikçe azalacağı yerde artıyor. Çünkü, vurguna sessiz kalan kurumlar hala sessiz ve bu tutum da kaçınılmaz olarak şüpheleri artırıyor.
Gelelim başlıktaki soruya…
Ülkenin en iyi denetlenen, anlık takip edilen finans sisteminde böylesine büyük bir vurgun yaşanıyorsa, paranın, rantın ve nüfuzun geçerli olduğu diğer alanlarda işlerin yolunda gittiğine emin olabilir miyiz? Borsada birkaç paragöz vurgun vurdu, kurumlar da bunu gözden kaçırdı ama diğer kamu kurumlarında asla böyle bir şey olmuyordur, diyebilir miyiz?
Kaygılanmamak, endişelenmemek ve bunu düşünmemek mümkün mü?
“Fon vurgunu sanki çözüldü de sıra diğerlerine mi geldi?” diyenler de çıkabilir ama “Fark edilmesi en kolay vurgun böyle kolay yapılabilmişse varın ötekileri hesap edin” demekten de geri durmak zor…
Yolsuzluk, usulsüzlük ve çürüme bileşik kaplar gibidir ve hiçbirinde seviye bir diğerlerinden yüksek veya düşük olamaz. Bir sistem denetim, şeffaflık ve hesap verebilirliği dışlamışsa bütün alanlarda risk var demektir. Basit bir akıl yürütmeyle de anlaşılacağı gibi paragözler, vurguncular ve onların hamileri sadece bir alanda olamaz, sadece tek kanaldan çalışamaz.
Bilmem, memleket fonla yatıp kalkarken akıl edip de başka alanları da kontrol eden birileri var mı? Hasılı, bu işlerin bir sahibi var mı?
