Kabe'de hacılara siyaset karışmasaydı keşke
Ne güzel her yerde sivil sivil ilahi söylüyorduk, evde, okulda… Önce gazeteci arkadaşlarımız başladı saydırmaya, yok şöyleymiş, yok böyleymiş, sonra Erdoğan, ilahiyi söyleyen Celal Karatüre ve arkadaşlarına teşekkür etti, bir anlamda onların yaptığı işi sahiplendi saydıranlara karşı. Bu güzel bir şey tabi, kötü bir şey değil ama keşke ne o saydıranlar saydırsa ne de siyaset teşekkürlü bir sahiplenme ihtiyacı hissetseydi, ilahiyi sivil sivil sosyal medya akışlarında, sokakta, evde, okulda söylemeye devam etseydik… Şimdi bir kesim şöyle diyecek, böyle diyecek, diline dolansa da söylemekten vazgeçecek ilahiyi, bir kesim ise sanki sadece kendisininmiş gibi söyleyecek. Olan bizim sivil coşkumuza oldu.
Tabi burada sivil kelimesini kullanmam bazılarınızın tersine gitmiş olabilir çünkü tüm olay siviller arasında geçiyor, ilahiyi ve söyleyenleri beğenmeyip saydıranlar da sivil, sahiplenen siyaset de, biliyorum, demek istediğim halk olarak hiçbir arka plan düşünmeden, beğenerek dilimize dolandığıydı bu ilahinin, hiçbir partinin taraftarı gibi değil, hiçbir sınıfın temsilcisi gibi değil, hatta ilahinin sözlerinin anlamını bile çok da sorgulamadan hoşumuza gittiği için dilimize dolandığıydı. Çocuğu, genci, yaşlısı, kadını erkeği, z kuşağı, x kuşağı, y kuşağı falan fark etmeksizin dilimize dolandığıydı hatta o kadar ki Hıristiyan rahiplere bile ilahiyi söyleten karikatürler gördüm. Bir şey bu kadar kişide, bu kadar kesimde ortak bir noktaya değiyorsa ne güzel bir şeydir.
Maalesef çok tutan şeylerden hemen türevsel olarak yarar sağlamak isteyenler oluyor işte. Bu, hayatın bir gerçeği. Şimdi Celal Karatüre ve arkadaşlarına büyük iş düşüyor. Kapı kapı gezerek söyledikleri ilahilerle yakaladıkları şöhreti elbette dönüştürecekler onlar da. Hayatın doğası gereği mesleklerinde ilerleyecekler. Bunu yaparken önlerinde çeşit çeşit yollar açılacak; ancak belki bir iki tanesi kendi özgünlüklerini ve özgürlüklerini korumalarına izin verecek, diğerleri onları hep bir tarafa çekmeye çalışacak. Adeta “Gel bizim adamımız ol, ol ki sana para kazandıralım, yakaldığın şöhreti devam ettirelim” vb diyecekler. Bu teklifler çok cazip de olabilir tabi. Kimseye ne yapması gerektiğini söylemek de olmaz ki buradan Celal Karatüre ve arkadaşlarına “Şöyle yaparsan iyi olur, böyle yaparsan şöyle olur” vb diyeyim, diyemem ama sadece şunu söyleyebilirim: Gerçek güzellik gelenekten gelenle yani toplumsal hafızada olanla moderni estetik bir şekilde mezcettiğnde olur ki Ka’be‘de hacılar hu der Allah ilahisiniyle bunu başardı Celal Karatüre. Aynı performansı başka şeylerde de yakalarsa özgünlüğünü korur ve halkın kalbinde yer bulmaya devam eder.
Tabi bu ilahiyi bayağılık olarak görenler de her zaman olacaktır çünkü her toplumda özüne yabancılaşmış insan çıkar maalesef, bize ne onlardan. Zaten onlar da dinlemesin olsun bitsin, kimse kimsenin sosyal medya akışını düzenlemiyor, tercihleri kendi ellerinde, tıklamazlarsa, bakmazlarsa karşılarına çıkmaz, o kadar işte.
Hasılı Ramazan’ın başında Celal Karatüre ve arkadaşlarının söyledikleri ilahiler bizleri ferahlattı, günlük haberlerin yoruculuğu içinde bir nefes alma molası gibi oldu, başarıları daim ola
