İran’ın dayanma gücü

İran hakkında yapılan analizlerin önemli bir kısmı garip bir tekrar duygusu taşır. Aradan yıllar geçer, aktörler değişir, krizlerin mahiyeti farklılaşır, fakat kurulan cümle hep aynıdır:

Bu kez İran’ın sonu geldi.”

Oysa son 45 yılın tarihi dikkatle okunduğunda görülen şey İran’ın çöküşünden ziyade hayatta kalma kapasitesidir. Elbette bu durum İran İslam Cumhuriyeti’nin başarılı bir yönetim modeli ortaya koyduğu anlamına gelmiyor. Ekonomik performansından toplumsal özgürlüklere kadar pek çok alanda ciddi sorunlar yaşadığı vakıa. Buna rağmen İran, hakkında sürekli çöküş senaryoları yazılan fakat bir türlü o senaryoların öznesi hâline gelmeyen ülkelerden biri olmayı sürdürüyor.

1979 Devrimi’nin ardından ortaya çıkan tabloya bakıldığında bu durumun kodları da açığa çıkıyor. Şah rejimi yıkılmış, devlet aygıtının önemli bölümü tasfiye edilmiş, ülkenin eğitimli kadrolarının önemli kısmı yurtdışına yönelmişti. Devrimi gerçekleştiren koalisyon da kendi içinde son derece heterojendi. Liberaller, solcular, milliyetçiler ve İslamcılar aynı rejime karşı mücadele etmişti; ancak İran’ın geleceğine ilişkin tasavvurları birbirinden tamamen farklıydı.

Henüz yeni rejimin kırkı çıkmamıştı. Kurumsal yapısı oluşmadan başlayan İran-Irak Savaşı genç cumhuriyetin karşı karşıya kaldığı ilk büyük sınav oldu. Sekiz yıl boyunca devam eden savaş yalnızca yüz binlerce insanın hayatına mal olmadı, aynı zamanda yeni kurulan rejimin bütün kaynaklarını tüketen bir yıpratma aracına dönüştü. O günlerde birçok gözlemci İran’ın bu yükü taşıyamayacağını düşünüyordu.

Taşıdı.

Savaşın ardından bu kez yaptırımlar dönemi başladı. İran ekonomisi için normal piyasa şartlarında işleyen bir düzen uzun yıllar boyunca mümkün olmadı. Sürekli kuşatma altında yaşamaya çalışan ekonomi ülkenin makus kaderi hâline geldi. Petrol gelirlerine erişim sınırlandı, bankacılık sistemi uluslararası ağların dışına itildi, yabancı yatırımlar büyük ölçüde durdu.

Buna rağmen İran varlığını sürdürdü.

2000’li yılların ortalarından itibaren İran’ın hikâyesi yalnızca kendi iç siyasetiyle açıklanabilecek bir hikâye olmaktan çıktı. Afganistan’ın işgali, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi, Arap Baharı’nın ortaya çıkardığı sarsıntılar ve devamında Suriye iç savaşı İran’a daha önce sahip olmadığı ölçüde geniş bir nüfuz alanı açtı. Tahran, Irak’tan Lübnan’a, Yemen’den Suriye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkisini artırırken Kasım Süleymani gibi isimler de bu yeni dönemin sembolleri hâline geldi. Süleymani’nin öldürülmesi sonrasında İran’ın bölgesel mimarisinin çökeceği öngörüldü.

Beklenen olmadı. İran’ın nüfuzu daraldı, bazı alanlarda geriledi, ciddi kayıplar verdi fakat sistem bütünüyle dağılmadı.

Son yıllarda yaşanan protestolar da aynı gerçeği gösterdi. 2009 Yeşil Hareketi’nden Mahsa Amini sonrasında yaşanan gösterilere kadar uzanan süreçte İran toplumunun önemli bir bölümünün mevcut düzenden memnuniyetsizlik duyduğu uzaydan görülecek kadar açıktı. Rejimle toplum arasındaki gerginlik günden güne büyüdü. Ekonomik sıkıntılar derinleşti. Genç kuşakların beklentileriyle devletin sunduğu siyasal çerçeve arasındaki gerilim arttı.

Buna rağmen hoşnutsuzluk ne Trump’ın ne de Netenyahu’nun “rejimi yıkma” çağrılarıyla birleşmedi. İran halkı yönetime itiraz ederken dahi ülkenin dışarıdan şekillendirilmesine mesafeli kaldı.

Tüm bu dayanıklılığın nedeni nedir?

Çok derinde tarihsel bir mesele var. İran, Ortadoğu’daki birçok modern devletten farklı olarak yalnızca mevcut rejimden ibaret sayılmaz. Çünkü mevcut siyasal düzen yıkılsa dahi varlığını sürdürecek daha eski ve daha güçlü bir unsur bulunuyor: İran fikri.

Bu fikir yalnızca milliyetçilikten kaynaklanmıyor. Yüzyıllar boyunca farklı hanedanlar, farklı ideolojiler ve farklı siyasal düzenler altında yaşamayı başaran bir devlet hafızasına dayanıyor. Safevîlerden Kaçarlara, Pehlevilerden İslam Cumhuriyeti’ne kadar uzanan uzun süreklilik, İran toplumunda devlet ile hükümet arasında ayrım yapılabilmesine imkân tanıyor. İnsanlar mevcut yönetime itiraz ederken dahi ülkenin bütünlüğünü koruma refleksi gösterebiliyor. Dışarıdan yapılan birçok analiz tam da bu noktayı gözden kaçırıyor.

Bu yüzden İran’ın hikâyesi bir başarı hikâyesi olarak da okunamaz, yaklaşan bir çöküş hikâyesi olarak da. İran’ın hikâyesi, modern çağda sürekli kriz üreten bir coğrafyada tarihsel sürekliliğini koruyabilen bir devletin hikâyesidir.

Bugün ülkenin karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunlar, toplumsal gerilimler ve siyasal meşruiyet tartışmaları elbette gerçek. İran son kırk beş yılda ağır bedeller ödedi ve bu bedellerin önemli bir kısmını hâlâ ödemeye devam ediyor. Ancak son gelişmeler başka bir gerçeği de yeniden ortaya koydu.

Washington’da uzun yıllardır İran dosyası askerî baskı, yaptırımlar ve diplomatik izolasyon yoluyla çözülebilecek bir mesele olarak ele alındı. Fakat gelinen noktada görüldü ki İran’ın etkisi yalnızca nükleer programından, füze kapasitesinden ya da bölgesel müttefiklerinden kaynaklanmıyor. İran aynı zamanda Hürmüz Boğazı’ndan Irak’a, Körfez’den enerji piyasalarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada maliyet üretebilme kapasitesine sahip. Bu nedenle İran’ı tamamen etkisizleştirmeye yönelik her girişim, çoğu zaman yeni istikrarsızlık riskleri üretiyor.

İran’ın dayanıklılığı ile haklılığı aynı şey değildir. Son kırk beş yıl boyunca ayakta kalmayı başaran bu devlet aynı dönemde içeride ağır baskı mekanizmaları kurdu, dışarıda ise özellikle Suriye’de büyük insani maliyetler üreten politikaların parçası oldu. Bu nedenle İran’ın hikâyesi elbette başarı destanı olarak okunamaz. Fakat sürekli çöküş senaryolarıyla açıklanabilecek kadar basit bir hikâye de değildir.

İran’ın hikâyesi, yüksek maliyetler üreterek de olsa ayakta kalmayı başaran bir devletin hikâyesidir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.