NATO ve Erdoğan

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yöneltilen eleştiriler, NATO’nun önemini gözden kaçırmamalı. Erdoğan’ın tavırları konjonktüre göre çok değişebiliyor. NATO üyeliği ise, dünden bugüne, çok farklı konjonktürlerde, Türkiye’de bütün ana akımlarca benimsendi, savunma alanında esaslı bir unsur oldu.

NATO üyeliğimizin altında iki imza vardır: İsmet İnönü ve Adnan Menderes.

Vaşington’da 4 Nisan 1949’da NATO antlaşması imzalandıktan on gün sonra Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, basın toplantısı düzenleyerek “Türkiye'nin Atlantik Paktına dâhil olmak istediğini” açıkladı.

11 Mayıs 1950’de Reisicumhur İsmet İnönü, ardından 25 Temmuz’da Başvekil Adnan Menderes tam üyelik başvurusu yaptılar.

18 Şubat 1952’de, Meclis’te NATO üyeliğimiz bütün partilerin oylarıyla onandı. Kabul oyu verenler arasında Adnan Menderes, İsmet İnönü Halide Edip, Sadri Maksudi, Yusuf Ziya Ortaç gibi isimler de vardır.

CAYDIRICI FAKTÖR

NATO’da elbette eleştirilecek birçok husus vardır. İnsanoğlunun aktör olduğu hiçbir yapı mükemmel işleyemeyeceği gibi, siyasette “iyi” de bir tane değildir. İkisi de NATO üyesi Türkiye ile Yunanistan’ın “iyi”leri epey farklı.

NATO’dan ziyade ABD ile sorunlarımız daha önemli oldu. İlk akla gelenler, ünlü “Johson Mektubu” ve Kıbrıs çıkarması dolayısıyla uygulanan “Silah ambargosu”dur. Fakat şunu unutmamak lazım: NATO ve ABD ile sorunlarımızda Türkiye’nin NATO dışında değil, NATO içinde eli çok daha güçlüdür.

NATO, Sovyet tehdidine karşı kurulmuştu. Soğuk Savaş bitti. Fakat güvenlik ihtiyacı bitmedi. Hatta dünya yeni bir belirsizlik ve silahlanma dönemine girdi. Türkiye’nin önemini ciddi surette artırdı.

İran savaşı sırasında Erdoğan’ın sık sık “müttefiklerimizle birlikte” diyerek konuşma ihtiyacını duyması, NATO’nun yeni öneminin ifadesidir.

NATO dışarıdan gelebilecek her tehdide karşı caydırıcı bir faktördür. İsrail karsısında da Türkiye’nin elinde bir caydırıcılık faktörüdür. NATO’da bir üyeye saldırı, bütün üyelere saldırı sayılmaktadır. (Madde 5)

S-400 SORUNU

2010’lu yıllarda Erdoğan iktidarı Batıyla sert siyasi çatışmalar yaşadı. “Eksen kayması” görüntü oluştu.

2016 referandumunda Almanya ve Hollanda’nın ülkelerde CB sistemi propagandası yapılmasına izin vermemelerine Erdoğan “bunlar haçlı ittifakı” diye tepki göstermiş, hatta “Avrupa Birliğine ihtiyacımız kalmadı” diye açıklamalar yapmıştı.

Oysa Erdoğan iktidarının 2008’de Seçim Kanunu’na koyduğu maddede “yurt dışında propaganda yasaktır” deniliyordu. (Madde 94/A)

Kavgaya gerek yoktu ama oy getirmişti.

Mısır’la gereksiz kavgayı da sürdürdüğümüz, hatta “Şanghay Beşlisi”nden bahsettiğimiz uzun yıllardı…

Cumhurbaşkanı, 2017’de Rusya’dan S-400’leri almaya karar verdi ve bu, “eksen kayması” görüntüsünü güçlendirdi.

Baştan beri bunu ABD’nin ve NATO’nun kabul etmeyeceğe belli idi. CAATSA yaptırımlarıyla Türkiye F-35’lerden dışlandı, savunma sanayiinde Hakan Fidan’ın ifade ettiği bazı tedarik sorunlarına maruz kaldık.

Erdoğan, “CAATSA yaptırımlarını önemsemiyorum” demişti. (24 Temmuz 2018)

Bu siyasi bir söylemdi, hasarı önemsiz göstermek içindi.

Ne kadar önemli olduğu şuradan belli ki, yarınki zirvede bizim en önemli birkaç hedefimizden biri, CAATSA’nın kaldırılmasını sağlayacak bir zemin oluşturmak ve savunma sanayimizin tedarik yollarını açmaktır.

S-400’lerin hala depoda tutulduğuna göre, hiç de önemli bir ihtiyaç olmadığını halde satın alınmıştı.

ERDOĞAN’IN TAVIRLARI

2004’te İstanbul’da bir NATO zirvesi olmuştu. ABD Başkanı George W. Bush’un Çırağan’daki basın toplantısını CNN Türk adına ben izlemiştim, yayın programını da merhum dostum Mehmet Ali Birand yönetmişti.

Hiç bugünkü gibi gözaltılar, tutuklamalar, yasaklar, akreditasyon kısıtlamaları, yollarda perdelemeler olmamıştı. Belli gruplar protesto gösterileri de yapmışlardı.

Erdoğan o dönemde “Kopanhag Kriterleri”ni uyguluyor, bu yönde reformlar yapıyor, Batı’dan alkış ve yatırım alıyordu.

Bugün öyle değil. Dünyada da öyle değil. Kendisi bunu “liberal demokrasi eski itibarını kaybetti” diyerek ifade etti. (25 Şubat 2025)

Zamanımızda iki kavram öne çıktı: “Post truth” ve “güçlü liderlik.”

Önemi ciddi surette artan Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan da iktidarının “güçlü” olduğunu gösteriyor.

Fakat NATO liderlerinin hepsi protesto gösterilerine aşinadırlar. Bu zirvedeki bir amacımızın da Avrupa Güvenlik Mimarisi’nde yer almak olduğunu da hatırlamak lazım. Liberal demokrasi evet aşırı sağ akımlar karısında gerilemiş durumda ama Erdoğan’ın çok istediği Avrupa yolunu açacak olan hâlâ “Kopenhag kriterleri”dir.

NATO Genel Sekreteri Rutte de “demokrasi seçimden çok fazlasıdır” dedi.

YORUMLAR (13)
13 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.