Türkiye’nin en etkili hava savunma sistemi…
ABD ve İsrail ortaklığının sonu düşünülmemiş İran savaşının nasıl beklendiğinden büyük bir kaosa, neredeyse bir bölgesel savaşa neden olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Durumun ne kadar vahim olduğunu anlatmak için şunu söylemek herhalde yeterli: Şu anda Ortadoğu’da savaşın olmadığı tek ülke Suriye.
Geçen haftanın en trajik haberi şuydu: 14 yıl amansız bir iç savaşta Suriye’den Lübnan’a sığınmış çoğu Şii 100 bini aşkın Suriyeli mülteci, Lübnan’da çıkan savaş yüzünden Suriye sınırlarına yığılmış durumda.
Savaştan şu ana kadar 13 bölge ülkesi etkilendi.
Geçen hafta bu ülkelere Türkiye de eklenebilirdi.
Eğer; Devrim Muhafızları’nın balistik füze üretim tesisi olan İran'ın Şahrud kentinden fırlatılan füze, 7 dakika içinde 1400 kilometre yol kat edip İncirlik Üssü’ne doğru ilerlerken Kürecik Üssü’nden görülüp, Antalya Körfezi’ndeki Amerikan zırhlısından fırlatılan bir füzeyle Hatay’da düşürülmeseydi, bugün İran ile ilgili başka şeyler konuşuyorduk.
Neyse ki Türkiye NATO üyesi, en azından İran’dan gelen füzeleri durduracak kadar bir hava savunma sistemimiz var.
İsrail’den bir gün füze gelirse Kürecik görür ve bu hava savunma sistemi işe yarar mı belirsiz.
Ama hala paketinden açılmamış S-400’lerle ilgili acil bir karar verip, Türkiye’nin Patriot alması için daha uygun bir konjonktür olamazdı.
Ama Türkiye’yi bu savaşta esas koruyan hava savunma sistemleri değildi.
Buraya gelmeden şu ana kadar yaşananlara bakalım.
Türkiye’de geniş kamuoyu bu adil olmayan savaşta İran’dan yana.
Trump’ın ve Netanyahu’nun kibri, cehaleti, gözü karalığı ve sınırsızlığı o kadar öfkelendirici ki İran’ın berbat rejimini kimsenin gözü görmüyor.
Galiba İran’daki muhalefet de aynı hisler içinde.
175 kız çocuğunu öldürmüş İsrail ve ABD’den ülkelerini özgürleştirmelerini isteyecek kadar onursuz olmak için diasporada mutlu ve öfkeli bir Şahcı olmak gerekiyor.
Bu yüzden de savaşın ilk haftası biterken İsrail ve ABD’nin beklediği gibi bombalara eşlik eden bir halk ayaklanması çıkmadı.
İran’da meydanlarda ve caddelerde sadece Hamaney yası tutan ve intikam isteyen rejim yanlıları var.
Ankara, İran’da hava bombardımanıyla bir rejim değişikliği beklemiyor.
Bunun en önemli sebebi İran’daki parçalı iktidar yapısı.
Her ne kadar tepede bir dini lider varsa da ve o tamamen kendi basiretsizliğiyle ailesiyle birlikte savaşın başında öldürülmüş olsa da İran da askeri, siyasi kurumlar var ve bu parçalı iktidar yapısı iktidarın devrilmesini ve ele geçirilmesini engelliyor.
Daha çok bizdeki Başbakan müsteşarı düzeyinde bir ağırlığa sahip olan Cumhurbaşkanı’nın bir açıklamasını, ertesi gün askeri bir sözcü yalanlayabiliyor.
Bu normalde pek iyi bir şey değil ama bir savaşta rejimin yıkılmasını engelliyor.
İran’da İsrail ve ABD neredeyse her gün Devrim Muhafızları’nın ve ordunun karargahlarını vuruyor.
Normalde böylesine şiddetli hava saldırılarında onbinlerce askerin ölmüş olması gerekirdi.
Ama Hamaney olmasa da İran ordusu 12 gün savaşlarından bazı dersler çıkarmış.
İran’da askeri yapı mozaik adı verilen bir yapılanmaya geçmiş. Bir çeşit milis gücü yapılanması bu.
Kimse karargahlarda oturup hava bombardımanında öldürülmeyi beklememiş. Yani askerler üniformalarını çıkarmışlar, halkın arasına karışmışlar bir devlet kurumundan bir örgüte dönüşmüşler.
Herkes kendi mevziisini koruyor, inisiyatif alarak saldırılar düzenliyor ama hala aralarında bir eşgüdüm ve iletişim de var.
Yani Devrim Muhafızları artık bir milis güç.
Böyle bir orduyu yok etmek mümkün değil.
O yüzden günlerdir füze atma kapasitesi yok edilemedi İran’ın.
Çünkü sabit füze rampaları yerine bir kamyonun arkasında yerleştirilmiş mobil rampalardan füzeler fırlatılıyor.
Onları vurmak da kolay değil.
Tahminlere göre İran’ın elinde 3900 uzun menzilli füze var. Ve şu ana kadar sadece 900’ünü harcamışlar.
Ayrıca uzun menzilli füzelerden daha az maliyetli, 20-30 kilo bomba taşıyabilen binlerce droneları var.
Ve son günlerde en çok da drone saldırılarıyla etkili oluyorlar.
Yani İran’ın elinde hala haftalarca direnecek mühimmat var.
ABD ve İsrail de savaşı hemen bitirmekten yana değil.
En az 3-4 hafta İran’a yönelik şiddeti artan saldırıları göreceğiz.
Nitekim benzin depolarını vurup 10 milyon nüfuslu Tahran’ı tehlikeye atacak kadar gözü dönmüş bir düşmanla İran karşı karşıya. Hatta bu yüzden İsrail ile ABD arasında bir tartışma yaşandığı iddia ediliyor.
İran’ın bu savaşta herkese en yanlış gelen ama stratejik olarak en kritik hamlesi Demir Kubbe’nin geçit vermediği İsrail yerine füze ve dronelarını hemen karşısındaki Körfez ülkelerine fırlatmak oldu.
Sadece Amerikan üsleri hedef değildi. Konfor içindeki Körfez’i ekonomik olarak kalbinden vuracak bir güvensiz ortam yaratıldı.
Bu saldırılarla İran, İran’a savaş da açamayacak Körfez ülkelerini bu savaşı bitirmek için ABD’ye baskı yapmaya zorluyor.
Çünkü İran’ı Batı ve Doğu diye ikiye bölüp bombalayan ABD ve İsrail ortakları içinde savaşı bitirmek için zayıf karın ABD.
Trump’ı bu savaşa güçlü lobisiyle ikna eden İsrail’e kalsa rejim değiştirmeden bu savaş bitmeyecek.
Ama ABD’nin rejim değişikliği diye bir amacı yok. İçeride, kendi MAGA tabanından bile büyük bir baskı gören Trump, erken bir zaferle bu işten çıkmak isteyebilir.
Savaşın maliyetini bizzat çeken Körfez ülkeleri başka bir lobi gücü olarak Trump’ı bu erken zafer ilanıyla savaşı bitirmeye ikna edebilirler.
Önümüzdeki gümlerde Steve Wittkof ve damat Kushner boş yere Tel Aviv’e gitmeyecek.
Peki İsrail’in planı ne?
Netanyahu ve İsrail’in 40 yıllık hayaliydi bu savaş. Hazır başladık, bitirelim istiyorlar.
Amaçları ABD’den farklı olarak rejim değişikliği ama bunu yapacak askere ihtiyaçları var.
Akıllarına gelen ilk çözüm de “Kürt Memet nöbete” oldu.
50 yıldır ellerinde silahlarla İran sınırındaki Kandil dağlarında bekleyen, bazıları artık derneğe dönmüş İranlı Kürt grupların toplam silahlı gücü 5 bini geçmiyor.
Bir seferberlikle bu sayı 20 bine çıksa bile Türkiye’den 2, Irak’tan 4, Suriye’den 9 kat büyük dağlık İran’da bir bölgede yaşayan azınlık Kürtler, Tahran’da rejimi değiştiremez.
En fazla Suriye’deki gibi otorite boşluğunda sınırdaki Kürt bölgelerinde kontrolü ele geçirebilir milis güçler.
Ama bu da İran’da rejimi değiştirmez. Trump’a ve Netanyahu’ya güvenerek içeri girmek büyük bir kumar olur. Farslar ve Kürtler arasında tarihi bir husumet ortaya çıkar. Bu büyük bir iç savaşı tetikler.
Bu riski Kürt gruplar da görüyor olmalı ki önemli bir kısmı medya propagandası olduğu anlaşılan haberlerle çıkarılan Kürt ayaklanması sahada henüz bir karşılık bulmadı.
İran’da Beluçlar, Ahvaz Arapları, Azerbaycan Türkleri gibi Kürtler’de de bir ayaklanma belirtisi görülmüyor.
Nahçıvan’a düşen bir İran drone ile gerilen Azerbaycan-İran hattı da hızla yumuşadı.
Özellikle Barzani ve Talabani, ABD/İsrail ile Irak/İran arasına fena halde sıkışmış halde. İran, Haşdi Şabi üzerinden Erbil ve Süleymaniye’yi taciz ediyor.
İsrail, hem medyasıyla hem de ABD üzerinden baskı yaratıyor.
Ama görünen o ki Ankara da açık ve gizli bir diplomasiyle devrede.
Erdoğan, Neçirvan Barzani ile görüştü. Başka kanallardan Talabani’yle de görüşüldüğü anlaşılıyor.
Nitekim Bafil Talabani’nin Fox News’deki “mızrak ucu olmayacağız” konuşması bu çağrılara karşı net bir cevaptı.
Trump’ın cayıp “ben Kürtlere İran’a girin demedim” demesi de Türkiye’nin yarattığı basıncın etkili olduğunu gösteriyor.
Trump’ı, 2000 militanı olan KDP-I’nin lideri Hicri ile telefonda görüştürmeyi başarmış lobi şimdilik Kürt kartında başarısız olmuş gözüküyor.
Türkiye muhtemelen masada oturduğu Öcalan ve PKK üzerinde de benzer bir basınç yaratıyor.
PJAK’ın bu teklif karşısındaki isteksizliği, bir macera için Türkiye’deki çözüm sürecini riske atmamak isteğiyle de ilgili olmalı.
İşte geldik Türkiye’yi bu savaşta esas koruyan ama hava savunma sistemi olmayan büyük silahına.
Tabii ki çözüm sürecinden bahsediyoruz.
Eğer Türkiye bu savaşa çözüm süreci olmadan girseydi, bu savaşın bu kadar dışında kalamayabilir, olan biten Türkiye’ye büyük maliyetler üretebilirdi.
Ama şimdi Türkiye’nin masada Kürtlere sunduğu bir teklif var.
Bu sayede Türkiye Öcalan, PKK ve diğer Kürt aktörlerle görüşebiliyor ve onları İsrail tuzağına karşı uyarabiliyor.
Eğer, Türkiye’nin elinde böyle bir teklif olmasaydı, bütün Kürt gruplar için İsrail’in teklifi daha cazip gelebilirdi.
Yani belki bu savaşa Türkiye güçlü bir hava savunma sistemi olmadan yakalandı.
Ama iki güçlü kası kendini belli etti.
Türkiye’nin kimse beğenmese de NATO üyesi olması hala çok kritik bir vasfı.
Ve yine beğeneni az olsa da çözüm süreci artık sadece içerideki bir barış ve demokrasi projesi değil, Türkiye’nin dış güvenliğiyle ilgili kritik bir karara dönüşmüş durumda.
Bu savaşta Türkiye’nin en güçlü hava savunma sistemi çözüm süreci oldu.
Bu savaş daha fazla yayılmadan, yeni çatışmaları tetiklemeden, savaş bittikten sonra İran’da PKK’yı heyecanlandıracak gelişmeler olmadan Türkiye, PKK’ya yasayla teklifini göstermeli.
Ve bu teklif bu kadar çalkantı içinde PKK’nın gözünün yeniden silahına gitmesine neden olmayacak kadar net ve cazip olmalı.
Böyle bir savaş ortamında önce örgüt tamamen silahlarını bıraksın, sonra yasa çıkarırız gibi bir garantici bakış hiç gerçekçi değil.
Hiçbir örgüt bir sonraki aşamada akıbetini görmeden silahını bırakmaz.
Türkiye teklifini bir an önce masaya koymalı ve şartlar hala Türkiye’nin lehineyken bu işi bitirmeli.
Geç kaldıkça Suriye’de az kalsın savaş çıkıyordu, şimdi yine geç kalınca İran’da savaş koptu. Bütün bunlar daha fazla geç kalmamak için yeteri kadar ikna edici olmalı.
Bir de çözüm sürecinin Türkiye’nin güvenliği için ne kadar hayati olduğunu görmek için….
