İktidarın girdiği yerden din çıkıyor
Tarihe yeniden, yerine göre eleştirerek, sorgulayarak, sadece sorular sorarak değil sorularımıza cevaplar arayarak bakmamızın ne faydası var? Oku işte tarihini... Ne anlatılıyorsa huzur içinde dinle ve mutlu ol, ayağına taş değmesin. Tarihimizdeki iyilerin ayağına da taş değmesin.
Taş değmiyor, düşüyor. Ayağımıza değil, başımıza... Ezberlerimizin üstüne düşüyor hatta bazen imanımızın üstüne. Çünkü tarihten itikat yapıyoruz. Tarih yanlış çıkınca itikat da yanlış çıkıyor.
Önümüze koyulan masalımsı tarihi sorgulamaktan kaçınan tabiatımız bugünü de sorgulayamıyor. Tarihimizdeki masumlara kimseyi dokundurtmadığımız gibi günümüzde de aynı geleneğe ittiba ederek aktüel masumlar icat ediyoruz. Kutsal alimler, kutsal dini liderler, kutsal siyasi liderler.
Tarihe yalan söyletmek için çabalayan faziletli, dindar, hassas ilim erbabının Allah’a da yalan söyletmeye uğraştığı düşünülebilir mi?
Tarihe bir şey isnat etmek, eklemek, çıkarmak, saklamak her ne şekildeyse, Allahu Teala’ya yaratmadığı bir şeyi isnat etmek gibi değil midir?
“Klasik tarih yazımı nasıldı? Neyi eksik bırakıyordu?” diye soruyor Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak. Vakıdi’yi, Belazuri’yi Taberi’yi, İbn-i İshak’ı, İbn Kesir’i rivayete dayalı, sorgulamasız, eleştirisiz, yorumsuz kronolojik kaynaklar olarak değerlendiriyor. “Klasik İslam tarihçilerinin kaydettiği genelde bu analizsiz, eleştirisiz ve yorumsuz kronolojik olaylar dizisi şunu açıkça ifade edelim ki yine de bizim İslam tarihi konusunda sahip olduğumuz bilgi envanterimizin temelidir, gerçek anlamda bir ‘database’dir” diyerek haklarını da teslim ediyor. (Ahmet Yaşar Ocak, Farklı Bir İslam Tarihi, İletişim.)
Merhum Mustafa Asım Köksal’ın İslam Tarihi’ni vaktiyle -İtalyan tarihçi ve siyaset adamı Kaetani’nin Tarihine yaptığı reddiyeleri ihtiva eden bölümleri atlayarak- okumuştum. Benim okuduğum yıllarda yaklaşık 10 ciltti. Önemli bir İslam tarihi kitabıydı. Ahmet Yaşar Hoca Taberi Tarihi’nden bahsederken Asım Köksal’ın İslam Tarihi hakkında da yorumunu yapıyor. İlgili cümlesi şöyle:
“Muhafazakâr Müslüman evlerindeki vitrinlik kütüphanelerin baştacı olan, Mustafa Asım Köksal’ın aynı espriyle yazılmış, kronolojik, kutsayıcı, sorgulamayan, hamasi, analiz edip yorumlamayan derleme mahiyetindeki 18 ciltlik İslam Tarihi ile yan yana duran Taberi Tarihi tercümesinden söz ediyoruz.”
(Asım Hoca’nın tarihinin bende hatırası var. Bu yüzden ben Ahmet Yaşar Hoca kadar köşeli konuşamam.)
Taberi Tarihi oldukça ayrıntılı. Eleştiri, yorum, analiz yok. Ama sonraki tarihçilerin gizlemeye, örtmeye çalıştığı birçok önemli hadiseyi Taberi’de bulabilirsiniz.
Ahmet Yaşar Ocak’ın Farklı bir İslam Tarihi’ni okumaya devam ediyorum.
Herhangi bir tarihçinin İslam Tarihindeki çözülmemiş problemleri bir oturuşta çözüp kenara atmasını zaten beklemiyorum.
Eğer bir gün başarılacaksa bu bir süreçtir, uzun zaman alır.
Ahmet Yaşar Hoca’nın eserinin bir çığır açabilir.
Tarihe eleştirel gözle bakan başka tarihçiler yok değil. Şimdiden söyleyeyim, bir okuyucu olarak Ocak’ın eserini benzerlerinden daha soğukkanlı, daha ilmi buldum.
Kitapta ele alınan ilk ‘kırılma noktası’ Hz. Osman’ın şehid edilmesi.
İlk eleştirimi yapayım: Böyle bir çalışma Peygamberimiz’in irtihalinin hemen ardından Hz. Ebubekir’in Halife seçildiği Beni Saide gölgeliğinden başlayabilirdi. Belki kitabın ilerideki sayfalarında temas edilir.
Hz. Osman üçüncü Halife. Peygamberimiz’in cennetle müşdelediği rivayet edilen sahabeden biri. Hz. Ali gibi o da Peygamberimiz’in damadı. Son derece cömert bir sahabi.
Bu özellikleriyle dokunulmazlığı var.
Öyleyse onun dönemini araştırmayalım ne olur ne olmaz.
Asırlardır yaptığımız bu ve yanlış.
Konuya girerken Ocak şöyle yazıyor:
“Hz. Osman’ın aşağıda anlatılacak icraatının, çoğu Medine’den uzaktaki eyaletlerde yaşayan Müslümanlar içinde yarattığı hoşnutsuzluk ve tepkiyi görmeli ve anlamalıdır. Bu tepkinin sebebiyet verdiği hadiselerin analiz ve izahından ‘bais-i fitne’ olacağı’, ‘Bizlerin o hadiseleri ve insanları yargılayacak yetkiye sahip olunmadığı’ gibi yüzyıllardır tekrarlanagelen naif ve yersiz klasik mazerete sığaınmak halen kısmen yürürlükte olsa da kat’iyetle doğru değildir.”
“İlk dikkatimizi çekmesi icap eden husus Hz. Osman’ın katlinin yol açtığı olaylar zincirinin, zaten İslam’ın çıkışıyla Haşimoğullarına kaptırdıkları iktidarı tekrar ele geçirmek için fırsat bekleyen Ümeyyeoğullarını, halifenin kanını talep bahanesiyle yeniden harekete geçirmiş olduğudur.”
Müsaadenizle tarihi bağlamdan çıkayım.
İktidar mücadelesi. Din falan değil. İktidarın girdiği yerden din çıkıyor, desem abartmış mı olurum?
Haftaya devam ederiz inşallah.
