Kayığa binince orucu bozdular

İmsak’ ‘tutmak’ demek. Hatta kelimenin sesinin hissettirdiğine bakılırsa biraz da sıkıca tutmak.

Bilhassa Ramazan ayının yaz günlerine rast geldiği zamanlarda münakaşasına rastlarsınız. “Bize orucu fazla tutturuyorlar. Diyanet salayı erken okutuyor, imsaki erken başlatıyor.

Ramazan ayı kışa doğru yönelince bu tartışmaların cazibesi azaldı.

Arkadaşlarım arasında oruca diyanetin başlattığı gibi başlayıp diyanetin bitirdiği gibi bitirenler var.

Beyaz iplik siyah iplikten ne zaman ayrılıyor?

“Beyaz ip gündüz siyah ip gece demektir. Binaenaleyh oruç gece bitip gündüz başlarken başlar.”

Böyle yapan arkadaşlarım da var.

“Hayır öyle demek değil, doğu tarafında ufukta bir beyazlık var. O beyazlık siyahlıktan ayrıldığı zaman demek.”

Bunun tartışmasını bitiremezsiniz. Eldeki bilgiler birinize göre yeterli, ötekinize göre yetersiz.

“Doğrusu ikisinin arası. Diyanetin imsaki başlattığı saatten on beş yirmi dakika sonra.”

Onu yapanlar arkadaşlarım da var.

Benim saatlerim takvim yaprağındakilere yakın. Ama beş on dakika gecikmişsem gün susuz geçmesin diye suyumu içip oruca devam ediyorum.

Kiramen kâtibin ben oruca hangi saniyede başladım diye dakika mı tutacak?

Oruca müezzin ezanı okuduktan üç beş dakika sonra başlarsam orucumu defterden mi silecekler?

Melaikenin melekeleri hakkında hüsnüzan ediyorum.

Hüsnüzan etmekle yanılmış olabilir miyim?

Yanılmak o kadar kötü bir şey değil. Yanılmaz olduğunu zannetmek kötü.

Orucun başlangıç dakikası konusunda farklı tercihleri olan arkadaşlarıma itimat ediyorum. Bana sorsalar hepsinin tuttuğu oruçtur. Bana sormazsalar zaten bildiklerini okuyorlar, okusunlar.

Bayram dün müydü bugün mü?

Bu sorunun da tam zamanı.

Ramazan’a bir gün önce başlayanlar dün bayram edecekti.

Suudiler hilali göremedik dediler Ramazan’ı otuz güne tamamladılar. Afganlılar nasıl ettiyseler hilali görmüşler bayram ettiler. Adamlar Taliban, onlar görmeyecek de ben mi göreceğim?

Eskişehir’de ve Samsun’da birkaç kez babamla hilal gözetlemeye çıkmışlığım var. Balıkesir’de de çıktık mı? Emin değilim.

Buralar babamın müftülük yaptığı yerler. Babam resmi olarak gözetliyor ben gayrı resmi. Dürbünümüz de var.

Bir akşam da ben, Şahin Uğur, Rahmetli Mehmet Özdemir, yanımıza biraz nevale aldık, Kayseri’de Alaeddin Keykubat’tan kalma bir taş yapının etrafında hilali gözetledik.

İtiraf edeyim, o kadar hilal gözetledim ne orucu başlatacak ne de bitirecek hilali gördüm. Görene de rastlamadım.

Oruç başladıktan sonra ya da bayramda “bu hilal en az üç günlük, beş günlük” diye gökyüzünde gördüğü hilalin dedikodusunu yapanlara çok rastladım.

Mamafih ben arife geceleri Arap radyolarını dinlerdim. Araplardan bayram eden olursa haberim olurdu.

Böylece, takvimdeki bayramdan bir gün, iki gün önce kendime bayram ilan ettiğim vakidir.

Bir defasında Samsun’da Akabe Kitabevinde “bugün bayram” dedim. Kimsenin orucu bozası gelmedi.

Sonra limana gittik, kayık kiraladım, biraz denize açıldık.

Arkadaşlar denize açılınca rahatladılar, oruçlarını bozdular.

Sonra bir gün Crescent International’da bir makale okudum. “Suudiler her yıl doğmamış hilali görüyor.” Makale ikna ediciydi. Erken ilan edilmiş bayramların peşini bıraktım.

Hele o keskin, rijit çıkışlar. “Bugün bayram, bugün oruç tutmak haram… Dün farzdı bugün haram.”

Onları da bıraktım.

Eskişehir’de, Odunpazarı’nda Maraşlı Ömür Usta’ya ait bir Osmanlı evi vardı.

O evin iç avlusunda birkaç kez teravih namazı kıldık.

Bursa’da birisi anlatmıştı, eskiden Ulu Cami’de teravih kılınırken birkaç kez mola verilirmiş. Canı çeken saftan çıkar, kahvesini içer, ‘salluu’ diye seslenilince namaza yeniden başlanırmış.

Birkaç akşam teravihi biz de fasılalarla kıldık.

Arada isteyen çayını kahvesini içti. Asım Abi’nin çiğ köftesini de unutmuyorum.

Bu teravihler Ömür Usta’nın tuhafına gitti. “Böğün gılmıyak, yarın gılak” “Böğün yarınkını da gılak” diye bizimle kafa bulmaya başladı.

Hilal gözetleme işlerine de takılıyordu. “Size ne” diyordu, “Hükümat atsın topunu, alsın orucunu.”

Neyse, dünün bayram olup olmadığında ihtilaf vardı. Bugün müttefekun aleyh. Bayramınız mübarek olsun.

Şeker Bayramımız mı? Ramazan Bayramımız mı?

Bana göre ikisi de olur. ‘Fıtır Bayramı’ en güzeli. Türkçesi ‘Yaratılış Bayramı.’

Ama sakin olun, bayram diye uçup gitmeyin. O kadar da bayramlık değiliz.

Tanık olduğum zaman dilimi için söylüyorum:

Yeryüzünde Müslümanların şimdiki kadar zillete düştüğü başka bir devir olmadı.

YORUMLAR (7)
7 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.