Azerbaycan’la hassas – kaygan ilişkiler
Azerbaycanca laiklik yorumu” geldi kız öğrencilerin başörtüsünü çıkarmaya, çıkarmayanları okula sokmamaya dayandı.
Bizim 28 Şubat’lı laiklik yorumu gibi…
Azerbaycan’ın tutumunun bizim Türkiye olarak o günleri aştığımız ama o günlerin acısının yüreklerden henüz gitmediği bir zamana denk gelmesi, iki ülke ilişkilerine de yansıyan bir boyut kazandı.
İki devlet bir millettik. Karabağ’daki yan yana duruş ilişkileri çok daha sıcak hale getirmişti.
Ama başörtüsü de Türkiye için hassas konu idi. Orada farklılaşma, pek çok şeyi sarsabilirdi. En azından bizdeki iktidarın başörtüsü konusunda verdiği mücadele ile ters düşülüyordu ki, bu alandaki yasağı, “kardeş” Azerbaycan yönetiminden geliyor olsa bile Ak Parti kitlelerine kabul ettirmek mümkün değildi.
Azerbaycan yönetimine yönelik eleştiriler geldi. Medyadan geldi, Aliyev’i kınayan gösteriler yapıldı, hatta Cumhurbaşkanlığı çevresinden (Oktay Saral) sert açıklamalar geldi.
Azerbaycan’ın başörtüsü yasağını İran etkisini göğüslemek adına getirdiği görüşleri oldu. Azerbaycan’da şiiler vardı, Azerbaycan İran konusunda duyarlıydı, İran Şiilik üzerinden Azerbaycan’ı etkiler miydi ve bu, eğitim çağındaki kız çocuklarının başörtüsü eylemine geçmesi ile mi sağlanırdı?
Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri şaşırtıcı boyuttaydı. Gazze ezilirken, İsrail’e bizim limanlarımızdan Azerbaycan petrolü gönderilmişti.
Bu da Türkiye’de Azerbaycan değerlendirmesi yapılırken “problem” olarak not edilmişti.
Başörtüsü gerilimi konusunda Azerbaycan’ın İran’a yönelik “Bize rejim ihraç etmeyin, bizim toplumsa hayatımızı etkilemeyin” yollu bir tepkisi oldu mu, takip edebilmiş değilim.
Ama Azerbaycan yönetimi, Türkiye’deki tepkilerden çok fazla rahatsız olmuş gözüküyor.
Aliyev’in partisi, Yeni Azerbaycan Partisi adına yapılan bir açıklama var ki, çok ser ifadeler barındırıyor; şööyle ki:
“Eğitim alanında uygulanan kurallar eşitlik, laiklik, hukukun üstünlüğü ve tüm vatandaşlar için eşit fırsatların sağlanması ilkelerine dayanmaktadır. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası’na göre Azerbaycan laik bir devlettir. Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da yer almaktadır. Bu nedenle, Azerbaycan’ın laik devlet yapısının ve eğitim politikasının siyasi manipülasyon konusu haline gelmesi kabul edilemez.
“Türkiye’de ise dini ve laik değerler etrafındaki siyasi tartışmalar toplumdaki kutuplaşmayı derinleştirmektedir. İnanıyoruz ki, başörtüsü gibi hassas konuları siyasi manipülasyon ve bölünme aracı olarak kullanmak, ne Türk halkının birliğine ne de genel olarak Müslüman dünyasının dayanışmasına hizmet eder. Bu tür konuları Azerbaycan’a karşı siyasi baskı aracı olarak kullanmak özellikle kabul edilemez. AKP hükümetini bu zararlı politikadan vazgeçmeye çağırıyoruz.”
Son iki cümle, “Azerbaycan’a karşı siyasi baskı aracı olarak kullanmak “ ve “AKP hükümetini bu zararlı politikadan vaz geçmeye çağırmak…” eğer bunlar, doğrudan Aliyev’in düşüncelerini yansıtıyorsa ortada gerçekten çok ciddi sorunlar var demektir.
Açıklamanın bir başka yerinde ise “….adalet, eşitlik, karşılıklı saygı ve dayanışmanın İslam’ın temel ilkeleri arasında önemli bir yer tuttuğu” hatırlatılarak “İslam dünyasında hiçbir devletin diğer Müslüman uluslara kendi iradesini dikte etme, iç işlerine karışma veya kendisini diğerlerinden üstün görme hakkı yoktur. Müslüman dünyasının birliğine hizmet etme iddiası, hegemonik eğilimlerle değil, eşit iş birliği ve karşılıklı saygı ile teyit edilmelidir” gibi içinde suçlama da barındıran ifadeler yer alıyor.
Üstelik hemen ardından “Azerbaycan halkı tarihsel olarak emperyalizme, sömürgeciliğe ve yeni sömürgeci yaklaşımlara karşı çıkmıştır. Bu ilkesel duruş bugün de değişmeden kalmaktadır” denilerek Türkiye’den yükselen “başörtüsüne özgürlük” çağrıları “emperyalizm” kapsamına sokulmaktadır.
Türkiye, Azerbaycan’la olduğu gibi diğer Türk dünyası devletleriyle de ilişkileri geliştirme çabasında. Benzeri biçimde diğer İslâm ülkeleriyle ilişkileri de “Ümmet ilişkisi – gönül coğrafyası” kapsamında eğiliminde.
Ancak bunların tamamı “İslâm dünyası” kapsamında değerlendirilirse, her ülkenin tarih sahnesine çıkış sürecindeki farklılıklar, o ülkelerde farklı yönetim kadrosu ve sistem biçimlenmesini de beraberinde getirmiş durumdadır.
Ayrıca her ülkenin, kimi çıkar ilişkileri, kimi coğrafi gerçeklikler, kimi yönetim kadrolarının kimliği sebebiyle farklı küresel bağlantıları da mevcuttur.
Onun için “İslâm dünyası” ya da “Kardeş topluluklar” la ilişkileri gerçeklikleri içinde görmek ve “hakim ülke” konumuyla “nizamat verme” davranışları sergilemenin tepki çekeceğini görmek gerekir. “Abi” rolü her zaman tepki kaynağı olarak kullanılmaya uygun bir yaklaşımdır.
Sizin lideriniz “Reis” ise, meselâ Azerbaycan’ın lideri de “Muzaffer Başkomutan İlham Aliyev”dir. Hani var ya, “camdan evi olan karyı binaya taş atmamalıdır” denir ya….
Azerbaycan nezdinde Türkiye’yi İran’ın yerine koymak gibi bir tavır gelişiyor gibi…
İsrail’in bu yöndeki söylemleri Bakü’de karşılık buluyor gibi…
Azerbaycan’da başörtüsü yasağı nüksetmesi hayra alamet değil, Türkiye – Azerbaycan ilişkilerinin gerilmesi de hayra alamet değil. Bakalım basiret devreye girecek mi?
