Bizim mahalle bu maharetleriyle övünebilir mi?
Son dönemde ahlaki çürümenin adeta bir fotoğrafı niteliğinde olan olayları bir film şeridi gibi izlediğimizde, hayret ve dehşet içinde kalmamak mümkün değil.
Herhalde bundan 15-20 yıl önce, dindar-muhafazakar kesimlerin haksız kazanç elde etmede, nepotizmde, kendi mahallesi dışındakileri adalete hasret bırakacağı konusunda böylesine maharetli(!) işlere imza atacağını aklımızın ucundan bile geçirmezdik.
Ama AK Parti iktidarının özellikle son on beş yılında, bizim mahallede öylesine savrulmalar yaşandı ki yıllarca kurduğumuz bütün hayallerimiz, umutlarımız yerle bir oldu.
Şimdi ağızlarımızı adeta bıçak açmıyor… Bu mahallenin bir bireyi olarak, sokakta insanların yanından geçerken yüzümü yere eğerek geçiyorum. Açıkçası birilerinin arkamdan, “işte ülkeye asrın fon soygununu yaşatan, memleketi adalete hasret bırakan, kendi ideolojileri dışındaki kimseyi devlete yaklaştırmayan, yolsuzluklara bile fetva üreten iktidar mensuplarından birisi geçiyor” diye fısıldaşmalarından endişe ediyorum.
Oysa bizim ideallerimiz, büyük hayallerimiz vardı. Biz, kimsenin görmediği bir yerde bile ilahi bir denetimin olduğuna inanıyorduk.
Biz, adli ilahiye inanan dindar-muhafazakar bir iktidarın hakka-hukuka riayet edeceğine, harama-helale dikkat edeceğine, kimseyi ötekileştirmeyeceğine, kendileri dışındakilerin özgürlüklerini, en temel insani haklarını koruyacağına, asla eş-dost-akraba kayırmacılığı yapmayacağına inanmıştık.
Bugün görüyoruz ki bütün bunlar ütopik hayallerimizden ibaretmiş…
Asrın fon soygunu ortaya çıktığında, “ucu kime kadar giderse gitsin araştırılacak” denmişti ama şu ana kadar birkaç kişi dışında kimseye dokunulmadı, onlar da haksız kazançla elde ettikleri paranın bir bölümünü vererek, şimdilik yargıdan paçayı sıyırmış gibi görünüyorlar. Muhtemelen Fatma Betül Sayan Kaya dışında bu işe karışan isimlerin önemli bir bölümü de zaten açıklanmayacaktır.
İşin en dramatik tarafı ise, fon vurgununa karışanlar şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılmadığı gibi, denetleme makamında olanlarla ilgili de şu ana kadar tek bir adımın bile atılmamış olmasıdır. Öyle ki bizzat dolandırıcılığa karışanlar, bütün bu olup bitenleri seyreden SPK ve Borsa yöneticileri lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, soruşturmanın gizliliği, tutuklu yargılanmama gibi normal vatandaşlara nasip olmayan imtiyazlara sahipler. Kısacası, “aldıklarınızı getirin” helalleşelim modunda devam eden bir süreçle karşıyayız.
İşte tam da böyle bir ortamda Halk TV’ye el konuluyor ve kanalın yönetimine kayyum atanıyor. Ama ne hikmetse Halk TV’nin kapatılması işi, aylardır akıl almaz iftira ve ithamlara maruz kalarak ‘lekelenmeme hakkı’ ihlal edilen Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede savunmasının başladığı gün hayata geçiriliyor.
Bu arada bizim mahalle, demokratik hukuk devletinin en temel değerlerinden birisi olan “lekelenmeme hakkı”nı da keşfetti ama sadece kendisi için… Karşı mahallede olanlar rahatlıkla lekelenebilirler. Hatta öyle ki bizim mahalleden değilse, mesela belediye operasyonları çerçevesindeki gece baskınlarında, yatak kıyafetiyle evinin kapısını polislere açan kadının fotoğraflarının basına servis edilmesinde bile bir beis yoktur.
Bizim mahallenin maharetleriyle ilgili o kadar iç acıtıcı örnekler var ki birazcık vicdanı olan herkesin içini sızlatmaması mümkün değil. Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde Ankara 2’nci Baro Başkanı yaptığı açıklama ile dindar-muhafazakar iktidarımızın nepotizmde geldiği zirveyi net bir şekilde itiraf ediverdi. O Baro Başkanı olan Gökhan Ağdemir, katıldığı bir televizyon programında, son iki yılda baroya kayıtlı 70 avukatın hakim ve savcı olmasına aracılık ettiklerini açıklarken dedi ki: “Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı.”
Görüldüğü gibi, nice başarılı Anadolu çocuklarına mülakatla devlet kapıları kapatılırken, bizim mahallenin çocuklarına sınav yok, mülakat yok, devletin bütün kapıları sonuna kadar açık…
İnanıyorum ki bizzat AK Parti tabanı dahil, pek çok duyarlı dindar-muhafazakar kesimler bile bu gidişattan mustarip durumdadır.
Bu çerçevede, yönetim katında ve toplumda yaşanan ahlaki çürümeye en azından sessiz kalmayan bir örneğin altını çizmek istiyorum. Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, “Toplumsal Çürümeyi Kabullenmiyoruz! İnsan Kalmak İçin Bir Çağrı” başlıklı bildirisinde fon skandalından yolsuzluğa, kayırmacılıktan eğitim ve sanal kumara kadar pek çok konuda ciddi eleştiriler yöneltti.
Bildirideki ifadeler şöyle: “Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez. Sadece şikâyet eden, alternatif üretmeyen, güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlak söylemi, inandırıcılığını kaybetmeye mahkumdur. Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.”Umarız iktidar hepimizin içini karartan bu kirlilikten ve giderek büyüyen toplumsal tepkiden bir ders çıkarmayı başarabilir.
