Para harcayanlar, değer üretenler
Ülke futbolunda (A) kategorisinde oynadığımız maçlar, üretme mekanizmasının yanı sıra bir sistemimizin de olmadığını bizlere gösteriyor. Milli takımla geçen eylül ayı felaketi sonrası çıkılan Galatasaray - Barcelona , Aston Villa - Fenerbahçe karşılaşmaları…
Kısacası bu kategoriden epey uzaklaşmışız, hiç yanaştık mı oda muamma...Aradaki fark inanılmaz derecede açılmış. Bu durum sadece iki takım için değil, tüm takımlarımız için bir ibret vesikası.
Onlar neleri yapıyor, biz neleri yapamıyoruz?
Cubarsí, Martín, Pedri, Bernal, Gavi ve Yamal’ın altyapıdan yetişip A takım seviyelerine gelmesi; öncesinde Busquets, Xavi, Iniesta ve David Villa ile oluşan başarılar…
Salı akşamı Galatasaray altyapısından maça çıkan tek isim Yunus’tu, kalan oyuncuların çoğu yabancı oyuncular.
Futbola küsmüş bir Sané, dağınık Leão, gücünü 25 dakikada tüketen Barış Alper, diğer temsilcimiz Fenerbahçe’de kendi kendisiyle kavga eden Kerem Aktürkoğlu, diyetisyen eşliğinde kilo vermeye çalışan Lukaku, saha kabadayısı İrfan Can, saçları jöleli İsmail Yüksek.
Geldiğimiz noktada, Avrupa’nın beş büyük liginin ilk beşine oynayan takımlarla yapılan her karşılaşma temsilcilerimize sorunlar çıkarıyor. İşin daha ilginç olanı, Barcelona son iki senede transfer için 211 milyon euro öderken Galatasaray’ın harcaması 238,6 milyon euroları bulması.
Biz para harcıyoruz, onlar değerlerini yükseltiyor. İspanya ve Avrupa liglerinde futbol amaç, bizde maalesef araç olmuş.
Küresel ölçüde rekabet etmenin bütün koşullarını sağlıyorlar. Altyapıya verdikleri önem bunun en güzel örneği: Barcelona ve İspanya milli takımı oyuncuları 8-9 yaşından itibaren birbirleriyle oynamaya başlıyor ve futbol onları bırakana kadar devam ediyorlar. Bizde ise yurt dışında yetişen biri bizi seçecek yıldızımız olacak; biz de onun ismine "altın jenerasyon" demeyi bekliyoruz.
Villa Park’a döndüğümüzde sarı-lacivertliler için üç sıkıntı gözüküyordu: İngiltere deplasmanlarının zorluğu, kurt hoca Unai Emery nin bu alanları iyi oynatması Asensio’nun sakatlığı.
Tek gözüken artı Aston Villa nın kendi evinde maç kazanamama stresi idi, onu da dün akşam bozdular.
Dört gündür uçacak diye anlatılan Lukaku yedek; kendini göstereceği düşünülen İsmail pas hataları ile ön planda; Guendouzi formsuz; Semedo hangi alemde olduğunu kendi dahi bilmemesi.
"Evlat kontenjanı"ndan dolayı cumartesi günü yedek kalacağını bilen Oğuz Aydın takımın en gayretlisi, beğenilmeyen "dede" Kante aranan oyuncu...
İsmail Kartal, "Rakibimizin neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. Disipline çok önem vererek oynayacağız," açıklamasını yapsa da 45 dakika dolmadan üç golü kalesinde görmüştü. İlk yarının özeti: Topla oynayan ve pas yapan Fenerbahçe, ceza sahasına girme sayısı 17-7, skor ise 3-0...
Bu kadrodan çıkmayacak olan topa sahip olma ve pas oyunu isteği, burada yine İsmail Kartal ısrarı.
Şampiyonlar Ligi’nde bireysel hatalar yapmayacaksınız; yakaladığınız pozisyonları da gole çevireceksiniz. Türkiye Ligi bu hataları affediyor ancak burası affetmiyor, cezasıda çok ağır oluyor, dün akşam olduğu gibi.
İkinci yarı, ilk yarı gibi başladı, kenarda müdahalesiz maçı izleyen İsmail, saha içinde yenilen bütün gollerde etkisi olan İsmail bunlar olurken maçta tarihi farka doğru yol alıyordu. Sosyal medya ise ısrarla sarı lacivertlilerin iyi oynadığını yazıp çizip anlatıyordu.
İşte gerçeklerimize döndüğümüzde ülkenin en fazla transfere para harcayan,en fazla borcu olan iki takımın arenadaki durumu buydu.
Sonuç: Para harcayanların durumu, değer üretenlerin durumu…
