‘Big Brother’dan ‘Big Data’ya
Ütopya ile distopya birbirine zıt iki tür. Deyiş yerindeyse ütopya, arzulanan, ulaşılmak istenen bir pembe hayaldir, distopya ise düşülmek istenmeyen karanlık bir kuyu, bir kara kâbus!..
George Orwell’ın “1984”ü bu ayrıma göre bir distopya, insanlığın düştüğü bir ‘karanlık kuyu’, bir kara kâbustur. Orwell, bu romanında ‘totaliter bir devlet düzeni’nin insan-toplum üzerindeki ezici, silici, kendine göre biçimlendirici ölümcül baskısını anlatır. Görünmeyen, ama her yerde var olan, her yeri dinleyen, gözetleyen, buyuran, biçimlendiren bir devdir totaliter rejim!.. Tüm bireyleri her an izleyen, seslerini kaydeden teleekranı, “Pencerelerden insanların evlerini gözetleyen polis” helikopterleri, düşünce polisleri, kendine uygun gerçekler üreten, uymayanları silen “Gerçek Bakanlığı” vb. ile dev bir gözetleme sitemi kurulmuştur. Eserde bu gözetleme mekanizmasının simgesel figürü “Big Brother”. Her yanda onun “Siyah Bıyıklı” posteri asılıdır. Ve altında şu ifade: “Büyük Birader’in Gözü Üstünüzde…”
Klasik bir gözetleme-denetleme tarzıydı “Big Brother”ınki.
Bilim ve teknolojiden bahsetmiştim ya geçen hafta. Big Brother da totaliter düzenini bilim ve teknolojiyi kullanarak kurmuştu. Aslında o bilim ve teknolojinin arkasındaki ‘zihniyet’i eleştirmiştim. O düzenin kurucuları da bilim adamları, kullanılan en büyük gözetleme makinesi ‘tele ekran’ da bir teknoloji aracı değil mi?.. Ve bugün, her sokak, her ev, hatta evlerimizin içi dahi bu ‘teknoloji’ ile izlenmiyor mu? Ya da bugün kimi basılı, görsel, işitsel medya araçları, hatta sanat, hatta eğitim kurumları gerektiğinde bir ‘Gerçek Bakanlığı’ gibi çalışmalar yapmıyor mu?.. Bunlar, arkasında salt egemen olma amacı taşıyan bir zihniyetin bilimsel ve teknolojik araçları değil mi?.. Bu bilim ve teknolojinin arkasındaki zihniyeti eleştirmeyecek miyiz? Bilim ve teknoloji, her şeyi doğru, iyi, güzel yapan bir Tanrı mı? Yıksa, ezse ve yok etse bile eleştirilmemeli mi?
Bu bir yana, şimdi bilim ve teknoloji daha cazip, daha aldatıcı bir teknik buldu. Big Brother klasik bir denetleme-gözetleme, hegemonya sistemiydi, insanı-toplumu, talimatlarla, zorlamalarla, buyruklarla, kolluk kuvvetleriyle denetliyordu, ona ait bilgileri bu doğrultuda depoluyordu. Şimdi yeni bir teknoloji, yeni tarz var: Big Data!.. Büyük Veri anlamına geliyor. İnternette yaptığınız her türlü gezinti, aldığınız sattığınız, yediğiniz, içtiğiniz her şey ve gittiğiniz her yer, cep telefonları, banka kartları, internet aracılığıyla izleniyor ve depolanabiliyor. Sonra bu bilgiler analiz ediliyor, sizin nelerden hoşlandığınız, nelerden hoşlanmadığınız, ne aradığınız tespit edilebiliyor. Örneğin satın almak için bir ürün mü arıyorsunuz, bir arama sonunda bilgisayarınıza, cep telefonunuza yığınla reklâm düşüyor, şuna ne dersiniz, ya şuna, bakın bu daha güzel!.. Bunlar da bilimin ve teknolojinin çağımızdaki ürünleri. Ama Big Brother daha şeffaftı bana göre, en azından gücü açık biçimde dayatıyordu, gözetlendiğinizin farkındaydınız ve gözetleme-denetleme zoraki idi… Byung Chul-Han, “Psikopolitika” (Çev. Haluk Barışcan, Metis Yay., 2020) adlı eserinde bu krize dikkat çeker ve insanlığı şöyle uyarır: “Bugün kendimizi hiçbir talimat, hiçbir zorlama olmaksızın gönüllü olarak gözler önüne seriyoruz. Verilerimizi, kendimize ilkişkin enformasyonu, hakkımızda kimin, ne zaman, hangi vesileyle neyi bildiğini bilmeksizin ‘gönüllü olarak’ internete koyuyoruz. Bu kontrol edilemezlik özgürlüğün ciddiye alınması gereken bir krizini gösterir.” (s. 21)
Artık “dijital psikopolitika” çağındayız. Bunun anlamı, Big Brother’ın “pasif gözetleme” tarzından Big Data’nın “aktif yönlendirme” aşamasına geldiğimizdir; yani sadece kontrol edilmiyoruz, yönlendiriliyoruz da sonraki adımımızı başkaları belirleyebiliyor büyük oranda, hem de gönüllü olarak!..
Şimdi ne yapalım, bu tarz bir bilim ve teknolojiyi kutsayalım mı?.. Bilim ve teknoloji, salt bir madde, bir araç değildir, temelinde bir ‘zihniyet’ vardır demeyelim mi?..
Artık ‘hakperest entelektüel’ çağında değiliz, üretim endüstrisinin profesyonel aydınları var çoğunlukla karşımızda.
