Back To Top
Post-IŞİD döneminin bölgesel jeopolitiği ve Türkiye

Post-IŞİD döneminin bölgesel jeopolitiği ve Türkiye

 - Son Güncelleme: 16.10.2017 Pazartesi 10:31
- A +

Son dönemlerde yaşananlar post-IŞİD dönemi bölgesel manzaranın epey sancılı olacağını gösteriyor. Bu evre rekabetin şiddetlendiği, aktör ve çatışma tiplerinin çeşitlendiği bir evre olacak gibi duruyor. Son bir ayda yaşananlar bu durumu bütün berraklığıyla ortaya koyuyor. Irak Kürdistanı’ndaki bağımsızlık referandumu, Türkiye'nin İdlib operasyonu ve ABD-İran arasındaki son gerilimin hepsi bölgenin post-IŞİD döneme geçişiyle yakından ilintilidir. Velhasıl post-IŞİD dönemi yeni tarz mücadele ve rekabetlerle dizayn siyasetlerine davetiye çıkarıyor. IŞİD'le mücadelenin görünmez kıldığı anlaşmazlıklar ve sorunlar tek tek gün yüzüne çıkıyor.

Daha önce bu köşede sıklıkla vurguladığımız üzere yeni dönemde ABD, IŞİD öncelikli stratejiden İran öncelikli stratejiye geçiyor. Bu tutum, İran'ı muhtemelen daha fazla agresifleştirerek bölgesel siyasette daha da olumsuz bir rol oynamasına yol açacak. Unutmayalım, İran, Ortadoğu'daki nüfuz mimarisinin çok ciddi bir kısmını Obama döneminde değil şer eksenine dahil edildiği Bush döneminde inşa etmişti. İran her köşeye sıkıştırıldığında milis yapılarına ve diğer konvansiyonel olmayan mücadele yöntemlerine daha fazla yatırım yaparak bunu aşmaya çalıştı. Muhtemelen yeni dönemde de benzer bir strateji izleyecek.

Benzer şekilde İdlib operasyonuyla Türkiye, post-IŞİD dönemi Suriyesi’nde elini güçlendirmeye çalışıyor. Uzun süredir olduğu gibi Türkiye'nin yeni dönemdeki en önemli hedefini yine PYD'nin yönetimindeki Suriye'deki Kürt bölgesinin parçalı ve karaya hapsedilmiş bir şekilde tutulması oluşturuyor gibi gözüküyor.

Irak'a gelecek olursak, burası şu anda en dinamik başlığı oluşturuyor. Sıcak çatışma riskini barındıran bir başlık.

Peki Türkiye'nin Irak'ta resmin tamamını gören bir politikası var mı? Bu son krizi Iraklı Sünnilerin bir kısmı bir fırsata dönüştürmek istiyor. Irak'ta işgal sonrası ortaya çıkan siyasal konsensüs ve statüko Şii ve Kürt ayağı üzerine bina edilmişti. Bu konsensüsün yanında Irak'ta mezhepçiliğin dozu ve İran'ın etkisi arttıkça Sünni marjinalleşmesi derinleşti. El Kaide'den IŞİD'e kadar birçok irili ufaklı radikal grup bu marjinalleşmenin eseriydi. Sünni Araplar, bu konsensüsün bozulma ihtimalinin ortaya çıktığı her dönemi Sünniler’in taleplerinin masaya gelebilmesi için bir imkan olarak gördü. En son kriz de burada bir istisnayı oluşturmuyor. Sünnilerin büyük kısmı Irak'ın bölünmesine karşı olsa da Kürtlerin Irak'ın siyasal sistemini tartışmaya açmasını olumlu bir şekilde değerlendiriyorlar. Merkezi hükümetin bir bütün olarak milis devlete dönüşmesi onları ürkütüyor. Şiilik konsantrasyonu her geçen gün artan merkezde kendileri için bir gelecek göremiyorlar. Fakat şu anda Sünni Arap grupları bir araya getiren ve onların daha tutarlı bir pozisyonu masaya getirmelerini koordine eden bir ülke yok. Suudi Arabistan bu rolü pek üstlenmeye istekli değil. Türkiye, bu imkanı değerlendirebilmeli. Bu nedenle Türkiye, yeni bir Irak siyaseti formüle ederken merkezi Irak hükümeti ve İran'ın ajandasına yatırım yapmamalıdır. Mevcut trend devam ettiği sürece Türkiye'nin Irak merkezi hükümeti nezdinde herhangi bir nüfuza sahip olması pek olası gözükmüyor. Türkiye, Kürtleri sıkıştırmak için merkezi hükümetin Türkiye'ye gönderdiği konjonktürel pozitif mesajlara veya siyasal rüşvet tekliflerine pek bir anlam yüklememelidir. Bugün Irak Kürtleri’ni tehdit eden Haşd-i Şabiler daha birkaç ay önce Türkiye'ye tehditler savurmaktaydı. Başika'daki Türk askerlerini işgalci olarak tanımlayan bu gruplar onların tabutlarını Türkiye'ye göndermekle tehdit ediyorlardı.

Bu nedenle Türkiye, konjonktürel kızgınlığının veya Barzani öfkesinin ötesine geçebilen bir siyaset geliştirmelidir. Örneğin İran, referandumdan itibaren Irak'taki müttefiklerini tahkim etme siyasetini aralıksız sürdürüyor. Bunu sadece Şiiler nezdinde değil, Kürtler nezdinde de yapıyor ve kamu diplomasisi yürütüyor. İran'ın Irak'taki diplomatlarının yanı sıra Dışişleri Bakanı Javad Zarif Talabani'nin cenazesine katıldı. Cumartesi günü Kasım Süleymani hem Talabani'nin mezarını hem de Süleymaniye'de KYB'li yetkilileri ziyaret etti. Onlarla Bağdat - ya da daha doğru bir ifadeyle İran'a müzahir Şii gruplar (Haşd-i Şabi grupları dahil olmak üzere) - arasında diyalog kanallarını inşa etmek ve güçlendirmek istiyor. Referandumda 'evet' lehine pozisyon almalarına rağmen İran, Irak Kürdistanı’nda kendi eksenini sağlam tutmak istiyor. ABD'nin yeni yaptırımlarından sonra İran, bu siyasete daha fazla yatırım yapacaktır.

Türkiye de Irak'ta benzer bir şekilde kendi ittifak ilişkilerini sağlam tutmalı ve onlara yeni gruplar eklemelidir. Türkiye'nin Irak'taki mevcut ve potansiyel müttefiklerini Kürtler (özellikle KDP ve Yekgirtu), Sünni Araplar ve Türkmenler (Şii Türkmenler’in birçoğu İran ve merkezi hükümete daha yakın) oluşturuyor. Yeni dönemde Türkiye, bu eksene daha fazla yatırım yapmalıdır. Bu gruplarla sadece ikili ilişkiler kurmakla kalmayıp, bu grupları birbirlerine yakınlaştıracak bir siyaset izlemelidir. Bu gruplar arasında belli bir diyalog zemininin inşa edilmesi ve onların merkezi hükümetle ilişkilerinde güçlendirilmesi Türkiye'nin lehinedir.

Son dönemlerde Türkiye'nin İran'la ortak bir şekilde Irak Kürtleri’ne veya Irak'a yönelik izlemesine salık verilen politika başlıklarının çoğu, Türkiye'nin Irak'taki pozisyonunu daha da zayıflatan buna karşın İran'ınkisini de güçlendiren bir mahiyete sahip. Örneğin, sınırların kapatılması hadisesini ele alalım. Türkiye'nin Irak sınırı hakikatte Türkiye'yle Irak Kürdistan'ı arasındadır. Bu nedenle, Türkiye'nin Irak Kürdistan'ıyla sınırlarını kapatması demek Türkiye'nin Irak'ın bütününe olan erişimini kendi eliyle kapatması demek olacaktır. Buna karşın, İran'ın Kürdistan bölgesiyle dört, merkezi hükümetle beş sınır kapısı var. Varsayalım Türkiye ve İran, ortak bir kararla Irak Kürdistan'ıyla olan sınır kapılarını kapattı. Bu Türkiye'nin hem Irak Kürdistan'ı hem de Irak'la olan ticaretini baltalarken, aynı karar İran'ın ne Irak'la ne de Kürdistan bölgesiyle olan ticaretini ciddi manada baltalar. İran, Irak'la sahip olduğu sınır kapıları üzerinden hem Irak'la hem de dolaylı olarak Irak Kürdistanı’yla ticaretine devam eder.

Ezcümle, Türkiye'nin Irak Kürdistanı’na yönelik olarak kullandığı retoriğin tonunu düşürmesi olumlu yönde atılmış bir adımdır. Fakat Türkiye, siyasetini bununla sınırlandırmamalı, daha proaktif bir siyaset izlemeli ve mevcut ittifak ilişkilerini hırpalamamalıdır. Bunun yerine, bu ittifak ilişkilerini yeni gruplar ve sosyolojik kesimlerle tahkim etmelidir. Bölgesel Kürtlerin yanı sıra Türkiye, bölgedeki Sünni ve Hristiyan Araplara yönelik daha sistematik ve iyi yapılandırılmış bir siyaset izlemelidir.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 16 Ekim 2017 11:49
en sağlıklı analiz yine galip dalaydan
cevat karakalem 16 Ekim 2017 05:51
Oncelikle Turkiye "Kurt Fobisinden" kurtulmali ki anlik, taktiksel tepkiler vermek yerine gercek anlamda stratejik planlar yapip uygulayabilsin. Ayrica genel jeopolitik gercekleri goz onunde bulundurmali: Iran ve Turkiye (ya da bu iki cografyadaki her hangi iki olusum) her zaman stratejik anlamda rekabet icinde olmustur ve olacaktir. Benzer sey Rusya icin de gecerli. Kisacasi kisa sureli, sinirli, taktiksel adimlar icin stratejik "buyuk resim" goz ardi edilmemeli. Barzani ve Irak Sunnilerini makul sekilde desteklemek Turkiye'nin cikarinadir. Suriye'de de kesinlikle 100% bir "Esad Zaferine" izin verilmemelidir. Kisacasi aslinda ABD ve Turkiye'nin stratejik hedefleri ortusuyor. PYD gercekten de bir detay tum bu baglamda.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN