Özrü Kabahatinden Beter Olmak
Çiçeği burnunda üst düzey bürokratlarımızdan birisi, geçtiğimiz Ramazan Bayramı’nda attığı mesajında üniversite yıllarında merhum valilerimizden birini örnek aldığını; mezkûr valinin halkla kurduğu güçlü bağın, sorunlara cesaretle yaklaşan tavrının ve görev yaptığı her yerde bıraktığı izin, kendisinde derin bir hayranlık uyandırdığını ifade etti.
Mesajın devamında başka güzel övgüler de var ama eksik bir şey var. Mesajın sahibini o göreve getirene atıf yok.
Kendi kendime, “Eyvah eyvah! Bunu kırk kalıp sabun zor temizler.” dedim. Bu vahim ötesi hata nasıl düzelecek diye o günden beri bekliyorum. Nihayet düzeldi ama özür, kabahatten büyük oldu.
Padişah, birgün vezirlerinden birine (dalkavuk veya şair de olabilir), “Öyle bir kabahat işleyip özür dile ki özrün kabahatinden büyük olsun” demiş. Vezir, düşünmüş, taşınmış, kaşınmış. Birgün padişah önde, kendisi arkada merdivenlerden çıkarken, padişahın kaba etine bir çimdik atıvermiş. Padişah, öfkeyle dönünce boynunu bükmüş.
“Afedersiniz hünkârım! Sizi hanım sultan sandım.”
Yukarıda bahsettiğim bürokratın, kabahatinden beter özrüne gelelim. Dedim ya o günden beri bekliyorum. Nihayet bürokratımızi bir ziyaret esnasında Cumhurbaşkanı için bol bol dua istedi. Başımızda o olduğu için kederimizin olmadığını söyledi. Böyle bir liderin yüz yılda bir geldiğini, bugün ümmetin başı olduğunu, değerini bilmemiz gerektiğini ifade etti.
Buraya kadar mesele yok. Sürekli duyduğumuz ifadeler. Fakat dedim ya “çiçeği burnunda” diye. Ya kendi acemiliği veya metni hazırlayan danışmanının acemiliği, özrü kabahatten beter hâle getirdi. Bürokratımız, The Economist Dergisi’nin dünyaya yön veren dört lider arasında Erdoğan’ı da saydığını söyledi.
Yine bir eyvah eyvah!
Bir kere dünyaya yön veren dört lideri The Economist değil, Le Point kapak yaptı. Şubat 2025’deki The Economist’in kapağı Baba filmine atıf yaparak, “Don’un yeni Dünya Düzeni” başlığıyla çıktı. Kapak resminde önde mafya babası Trump, arkasında ise Putin, Selman, Şi Cinping, Erdoğan ve Netanyahu vardı.
The Economist ile aynı zamanda “2025 yeni Dünya Düzeni” kapağıyla çıkan Le Point ise kapakta Trump, Putin, Şi Cinping ve Erdoğan’ın fotoğrafına yer verdi. Le Point’in daha evvel üç kere Erdoğan’ı, “Le Dictateur”, “L’autre Poutine”, “L’eradicateur” (Diktatör, Başka Putin ve Yok Eden), başlıklarıyla kapağa taşıdığı dikkate alınınca kimlikleri sıkıntılı liderler arasında gösterme uyanıklığı yaptığını tahmin etmek zor değil.
Sayın bürokratımızın rahmetli Recep Yazıcıoğlu’nu örnek alması ve bunu açıkça ifade etmesi, beni çok duygulandırdı. Onun gibi olmanın bir bedeli olduğunu elbette bilir. Bundan sonra da anacak mı bilemem. Dilerim, Efsane Vali’yi ve Ona atfedilen şu ifadeleri unutmaz:
“Kültür olarak siyah-beyaz bir yaklaşım içindeyiz. Siyah-beyaz, dost-düşman. İç düşmanlar-dış düşmanlar... Yahu ne oluyor kardeşim ya? Nasıl olur? Bir vatandaş nasıl düşman olur? Düşman olduğuna kim karar verecek be kardeşim? ‘Dost-düşman’ askerî terminolojidir. Sivil hayatta ‘dost-düşman’ terminolojisi kullanılır mı ya! Bu askerî terminolojidir. Ondan sonra zenciler-beyazlar... ‘Falan okulu bitirenler vatan hainidir’, ‘feşmekân okulu bitirenler vatanseverdir’... Memleket hain dolu. O zaman hainler çıkıyor piyasaya. Bir zamanlar zenciler vardı, solcular biliyorsunuz bir zamanlar zenci idi. Şimdi zenci, irticacılar oldu. Yani her zaman bir zenci buluyoruz biz. Demek ki zencilere şiddetle ihtiyacımız var. Yani berikiler-ötekiler. Şimdi bütün bunlar bizim seçkinci anlayışın, dayatmacı anlayışın, tekelci anlayışın, toplum mühendisliğinin yanlış kavramları, vurguları... Kamplaşmalar, kemikleşmeler... Kafamız kalıplarla dolu, dogmalarla dolu. Herkesin kendi doğrusu var. Herkes kendine tapıyor. Farklılıkları zenginlik kabul etmiyoruz. Ve devlet, sistem; ideoloji üretiyor. İdeoloji üreten sistemler demokratik sistemler değil, faşist sistemlerdir. Devletin görevi ideoloji üretmek değildir. İdeoloji, kişilerin, grupların, sivil toplumun tercihidir. Devlet hakemdir, devlet teknik devlettir. Devlet hizmet üretir.”
