F-35 ille de gerekli mi?

Bildiğiniz gibi Türkiye, 2017 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini aldığı gerekçesiyle F-35 programından çıkartıldı. Parasını ödediği uçakları alamadığı gibi üçüncü düzey üretici ortak statüsünü de yitirdi; CAATSA (Madde 231) ve NDAA (Madde 1245) yaptırımlarına tabi tutuldu. Teknik olarak S-400’lerle F-35’lerin uyumlu olmadığı, sırların Rusların eline geçebileceği iddia edildi.

Oysa yaptırımların asıl nedeni siyasiydi. Türkiye ile ABD/İsrail ekseni arasındaki jeopolitik makas açılmamış ve bölgesel kırılmalar yaşanmamış olsaydı bu yaptırımlar uygulanmayabilir, hatta ilişkilerdeki bu gerilimli zemin oluşmayabilirdi. İlişkilerdeki kırılmalar ortamı hazırladı, S-400’ler fırsat yarattı; dönemin Trump yönetimi de Türkiye’yi diğer yaptırımlara ek olarak F-35 programından çıkardı.

Türkiye, farklı nedenlerle Rus sistemleri almak isteyen ya da isteyebilecek diğer ülkeler için de siyasi maliyeti en düşük emsal olarak seçildi. Bildiğim kadarıyla 1,4 milyar dolarlık sipariş askıya alındı, uçuşa hazır uçaklar dahi sahibine teslim edilmedi. Yaşlanan F-16 filosunun yerine geçecek 5. nesil 100 uçağın verilmeyeceği kesinleşince Türkiye de hava savunma ve taarruz açığını kapatmak için alternatif arayışlara girdi.

Konuyu yakından takip edenlerin çoğu, S-400’lerin talihsiz bir seçim olduğunu ve verilen hatalı karar nedeniyle Türkiye’nin programdan dışlandığını savundu. S-400’lerin Rusya’dan gelebilecek olası bir tehdide karşı kullanılamayacağını iddia etti. Ancak konjonktür ve ABD yaptırımlarının arkasında yatan asıl nedenler görmezden gelinerek yalnızca S-400’lerin atıllığına odaklanıldı.

S-400 tedarik kararının arka planındaki tüm saikleri bilmediğim için kararın mutlak doğru ya da yanlış olduğu yönünde kesin bir kanaat belirtemem. Fakat bu alımın, o dönem Rusya ile gerginleşen ilişkilerin yumuşamasına katkıda bulunduğunu; Türkiye’nin Suriye başta olmak üzere Rusya ile karşı karşıya geldiği sahalarda kolaylaştırıcı bir rol oynadığını söyleyebilirim.

Ayrıca Rusya’ya karşı kullanılamayacağı argümanı başta olmak üzere öne sürülen teknik gerekçelerin, siyasi tercihlere kılıf yapıldığına inanıyorum. Yine de Türkiye’nin F-35 programındaki tıkanıklığı aşmak için yürüttüğü diplomasiyi yerinde buluyor; artık teknik ve siyasi işlevini tamamlayan S-400’lerin basında da sıkça tartışılan BAE gibi üçüncü bir ülkeye devredilmesini mantıklı bir çıkış yolu olarak görüyorum.

Umarım bu süreç çözüme kavuşur; Türkiye’ye uygulanan yaptırımlar kalkar, lobilerin baskısı aşılır ve teslimat süreçleri normale döner. Fakat bu alım —okuduklarım beni yanıltmıyorsa— güvenlik mimarimize zannedildiği kadar büyük bir katkı sağlamaz. Ege’deki veya Doğu Akdeniz’deki dengeleri tek başına değiştiremez. Çünkü bu uçaklar, ABD’nin onaylamadığı hiçbir aktöre karşı operasyonel kılınamaz. Yunanistan ya da İsrail ile yaşanabilecek olası bir krizde veya çatışma senaryosunda bu durum ciddi bir kısıt yaratır.

Uçaklarda fiziksel bir “Radio Kill Switch” olmasa da ODIN (Entegre Operasyonel Veri Ağı) sistemi uçağı daha havalanmadan yazılımsal olarak kilitleyebilir. Üstelik MDF (Görev Veri Dosyaları) vasıtasıyla uçağın aviyonikleri bir Yunan ya da İsrail unsurunu otomatik olarak “dost” tanımlayabilir. ABD’nin —İsrail hariç— hiçbir ülkeye uçakların kaynak kodlarına ve yazılımlarına müdahale imkanı tanımadığı göz önüne alınırsa, F-35’e sahip olsanız bile nihai denetleyici ABD kalacaktır.

Bu ve benzeri nedenlerle Türkiye için hayati olan; F-35 programına ne pahasına olursa olsun dönmek değil, kendi uçağını ve insansız platformlarını üreterek askeri ve siyasi otonomisini güçlendirmektir. Yaptırımların kalkması, 5. nesil uçak tedarikinden ziyade ABD ile ilişkilerin rasyonel bir zemine oturması açısından önemlidir. KAAN için geliştirilecek yerli motora kadar geçecek süreçte ABD menşeli ara tedariklerin yapılması (GE F110) bence F-35’den çok daha kritik ve gerçekçidir...

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.