Şeytandan alınan kredi

Bir ilkokul bahçesi, koşuşturan çocuklar, halay çeken insanlar ve bir düğün töreni.

Daha masum bir çerçeve düşünebiliyor musunuz?

Sonra bu gerçekliğin birdenbire parçalanması. Sonrasını hepimiz biliyoruz. Cesetler, beyanatlar, kınamalar, ambulanslar, analizler.

Bu ülke son iki yılda, daha büyükleri de içinde olmak üzere çok sayıda terör felaketi yaşadı ve süreç devam ediyor. Üniformalı eşkiyaları da 15 Temmuz’da gören bu ülke Türkiye.

İçimiz yanıyor ifadesi artık hafif kalan bir ifade. Acıyla ilgili bütün cümleleri aşındırmış gibiyiz. Yangının içindeyiz ve oradan bakıyoruz.

‘Daha kötü ne olabilir ki’ sorusunun cevabını her defasında bu ülkenin sokaklarında, dağlarında, sınırlarında ya da bütününde görüyoruz. Terör ve üst terör, bütün yeni modellerinin sürümünü ilk bu ülkede yapıyor.

Gaziantep’teki son terör saldırısında bütün canavarca ihtimallerin dışına çıkan yeni bir ‘yöntem’ gördük; çocuk bomba! Yani evet, canlı bomba olarak bir çocuk kullanılmış.

Bu çocuğun eğitim veya uyuşturucu marifetiyle düğünün içine salındığı, bomba düzeneğinin belki de uzaktan patlatıldığı gibi ihtimallerden birisi henüz kesinlik kazanmış değil. Ama ölenlerin yirmidokuzu çocuk. Çocukları bir çocukla öldürmek herhalde dünya terör ve vahşet tarihinde bir ilk.

Dayanacağız.

Birbirimize bir daha sarılacak ve ayakta kalacağız.

Ne kaldı denemedikleri?

İnsanlığın bütün katmanlarını harcadılar.

Şeytandan kredi aldılar ve işte onu da bitirdiler.

Şeytan ve bütün işbirlikçilerinin hesabı küçük, Allah büyüktür.

16-08/22/23kar14-gozluk.jpg

Geçenlerde bir şey duydum

“Yıllar önce devam ettiğimiz bir kahvede yaşlı ama enerjik, ağzından piposu hiç düşmeyen bir beyfendi vardı. Kravatı, fötr şapkası, her zaman boyalı pabuçlarıyla bindokuzyüzellilerin amerikan magazin dergilerinden fırlamış bir tip gibi, elinde şemsiyesiyle gelir, tanıdığı biri varsa nezaketle selamlar, sonra kendi uğraşısının içinde kaybolur giderdi.

Suriçi’ndeki bir semtte yalnız yaşayan bu Bey, her sabah mahallenin muhtarına selam verir ve ‘bir sabah size selam vermezsem mutlaka evime gidip bakın” dermiş.

Yıllar böyle geçmiş.

Mahallenin muhtarı bir sabah bir eksiklik hissetmiş. Hemen o yaşlı Beyfendinin yaşadığı eve koşmuş. Ve...O yaşlı, yalnız Beyfendinin o gece vefat ettiğini görmüş.”.

Hayat bazan bu kadardır efendim, dedi dostum.

İnsanın Zavallılığı

Hasan Basrî hazretleri bir nutkunda insanın ihtiyaçları sebebiyle daima noksanlığa mahkûm olduğunu güzel bir ifadeyle şöyle dile getiriyor:

“Zavallı âdemoğlu pek miskindir; eceli gelince ölümü kat’î, gönlündeki emelleri gizli, dert, ızdırap ve hastalıkları saklı. Bir et parçası ile (dili)konuşur, bir iç yağı ile (gözü) görür, bir kemik ile (kulağı) işitir... Aç kalır, esir gibi zelîl; tok olur, sar’a tutmuş gibi sersem ve alil olur. Sivrisinekten rahatsız olur, terden vücudu kokar, ufacık bir yaradan hayatını kaybeder. Nefsinin fayda ve zararları ve ölüm ve hayat... Ölümden sonra dirilme ve kıyamet hakkında hiç bir şeye sahip değil. Nasıl zelîl olmaz böyle adam?”

(...)

“Gücün yettiği kadar dostları çoğalt. Onlar feryat ve imdat zamanında senin için arka ve yardımcıdır. Bin dostun varsa yine az, bir düşmanın varsa yine çoktur. Sakın.” Mâverdî- Yüce Hedefler Kitabı-Haz.: Yaşar Çalışkan- Büyüyen Ay yayınları

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum