Türkler neden ‘Dünya Parlamentosu’ istiyor?
Bir kaç yılda bir sandığa gidip dünya parlamentosunda bizi temsil edecek milletvekilleri seçtiğimizi hayal edelim. İklim krizinden küresel eşitsizliğe, göçten savaşlara kadar hepimizi etkileyen kararların tartışıldığı bir Dünya Parlamentosu… Bu soru ilk bakışta ütopik görünebilir. Ancak 20 Ocak 2026’da dünya genelinde yayımlanan kapsamlı bir araştırma, özellikle Türkiye’de bu fikre verilen desteğin dikkat çekici derecede yüksek olduğunu gösteriyor. Araştırmaya göre Türk toplumu, dünya nüfusunun seçtiği bir parlamentonun kurulmasına diğer ülkelere kıyasla çok daha olumlu yaklaşıyor.
Araştırmayı yayımlayan uluslararası sivil toplum kuruluşu Sınırlar Ötesi Demokrasi, Democracy Without Borders, kendisini tüm düzeylerde demokrasiyi geliştirmeye adanmış bir yapı olarak tanımlıyor. Amaçları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere küresel kurumların daha adil, şeffaf, hesap verebilir ve kapsayıcı hale gelmesine katkı sunmak. Bu çerçevede savundukları model, “Birleşmiş Milletler Parlamenter Asamblesi” olarak tasarlanan bir Dünya Parlamentosu.
Bu fikrin öncülerinden Jo Leinen ve Andreas Bummel’in de vurguladığı gibi, bugün iklim politikaları, küresel ticaret kuralları, savaş ve çatışmaların çözümü ya da finansal istikrar gibi herkesin hayatını etkileyen kararlar büyük ölçüde kapalı kapılar ardında, hükümetler arası müzakerelerle alınıyor.
Yurttaşların bu süreçlerde doğrudan bir temsili yok. Önerilen Dünya Parlamentosu, bir dünya hükümeti kurmayı ya da ulusal egemenliği ortadan kaldırmayı hedeflemiyor. Aksine, küresel yönetişime aşamalı biçimde demokratik denetim eklemeyi; ilk etapta danışma niteliğinde başlayıp zamanla güçlenebilecek bir temsili mekanizma oluşturmayı amaçlıyor.
Türkiye gibi küresel kurallardan derinden etkilenen, ancak bu kuralların yazımında çoğu zaman sınırlı söz hakkına sahip ülkeler açısından bakıldığında, bu öneri soyut bir idealden çok somut bir ihtiyaç olarak görülebilir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve halkın sesi… Dünya Parlamentosu fikri, uluslararası karar alma süreçlerini yalnızca güçlü devletlerin değil, dünya halklarının da denetimine açmayı hedefliyor.
Araştırma, 101 ülkede, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ınını kapsayan geniş bir örneklemle yürütülmüş. Katılımcılara “Küresel sorunların ele alınması için vatandaşların seçtiği bir Dünya Parlamentosu oluşturulmasını destekler misiniz?” sorusu yöneltilmiş. Sonuçlar, dünya genelinde desteğin yüzde 40’a varan düzeyde olduğunu; karşıtlığın ise yüzde 27 ile sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Türkiye’de ise dünya parlamentosunu destekleyenlerin oranı yüzde 57, karşı çıkanların oranı ise yüzde 18.8 olarak belirlenmiş. Bu haliyle Türkiye dünya parlamentosuna 38 %p. destek ile dünyada birinci sırada yer alıyor.
Sıralamada Türkiye’yi takip eden ülkelerin çoğunun küresel sistemin çevresinde yer alan, dezavantajlı toplumlar olması düşündürücü. Buna karşılık itirazların daha çok küresel sistemden en fazla fayda sağlayan ülkelerde yoğunlaşması dikkat çekiyor. Bu tablo, Dünya Parlamentosu fikrinin neden özellikle “periferide” kalan toplumlar için daha cazip olduğunu da açıklıyor.
Destekleyenler için Dünya Parlamentosu, yurttaşların ulusal sınırları aşan kararlarda söz talep etmesinin bir yolu. Türkiye açısından bakıldığında ise küresel ticaret, iklim krizi, göç ve barış gibi alanlarda demokratik küresel yönetişim artık bir lüks değil, pratik bir zorunluluk. Bu fikre sahip çıkmak; ani ve dayatmacı değişimler yerine, egemenliği koruyan kademeli reformlarla daha adil bir dünya düzeni talep etmek anlamına geliyor.
Araştırmanın bir diğer dikkat çekici sonucu ise gençlerin bu fikre daha açık olması. Aslında bu pek de şaşırtıcı değil. Çünkü bugün gazetelerin manşetlerini dolduran pek çok kriz, dijital ve küresel çağın gerçeklerini hesaba katamayan, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilmiş ve artık ciddi biçimde eskimiş bir dünya düzeninin ürünü. Genç kuşak, yaşayacağı dünyayı şekillendirmek istiyorsa, bunu etkisizleşmiş bir Birleşmiş Milletler yapısını aşan, kurallara dayalı, keyfi güç kullanımına karşı barışı ve temsiliyeti savunan yeni fikirlerle yapabilir.
Böyle bir yapı gerçekten küresel sorunlara çözüm üretebilir mi, yoksa vergi mükellefleri için yeni ve etkisiz bir bürokratik yükten mi ibaret olur? Dünya Parlamentosu fikri tam da bu tartışmanın başlangıç noktası olabilir. Bu konu daha çok konuşulması, tartışılması ve somut adımlarla desteklenmesi gereken bir fikir olarak önümüzde duruyor. Araştırmayla ilgilenler bu verimli bilgiler içeren araştırmanın detayları için Democracy Without Borders organizasyonunun resmi internet sitesinden 20 Ocaktan itibaren erişebilirler.
*Dr. Mücahit Aslan, Doğuş Üniversitesi Öğretim Görevlisi.
