Mesele sadece Suriye mi?

PKK’nın silah bırakması sürecinde en temel problemlerden birinin Suriye’de Şam ile SDG arasındaki mutabakatın geleceği olduğu anlaşılıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız “SDG’ye verilen süre doldu” derken bugüne kadar gerilimleri dozu düşürerek yöneten MHP’nin de bu konuda sabır eşiğine yaklaşmakta olduğunu gösteriyor. Nitekim Yıldız’ın açıklamalarını benzerleri takip etti.

SDG bir ay öncesine göre bugün yeni bir şey yapmıyor olsa da 10 Mart anlaşmasının süresinin yıl sonunda dolması ve muhtemelen resmi yetkililerin MHP ile duruma dair paylaşımları Yıldız’ın bu açıklamasının zeminini teşkil ediyor. Bahçeli yerine Genel Başkan Yardımcısı seviyesinde bir uyarı ile yetinilmesi tansiyonu kontrol altında tutma çabası olarak görülebilir.

Ankara-Şam-SDG-Kandil-İmralı eksenindeki gerilimde taraflar meseleye sıfır toplamlı bir oyun olarak baktıkları için ilerleme sağlanması zaman alıyor.

SDG Türkiye’de bir çözüm süreci yaşanmasa bile yeni Suriye’de gerçekçi bir gelecek inşası için Şam’la yapması gereken işbirliğini dar örgüt refleksleri ve Türkiye tedirginliği gerekçesi ile erteliyor. Halbuki PKK bağlamında Suriyeli Kürtler ilk kez bir azınlık değil çoğunluğun hatırı sayılır bir bileşeni olarak Şam’da ağırlık kazanma şansına sahip. Fakat görünen o ki SDG istikrarını tam sağlayamamış bir Suriye’de Şara yönetiminin yıpranması ve Şam’da daha içlerine sinen bir yönetim gelmesi beklentisinde.

SDG’nin Şara’ya göre seküler olması onu daha demokratik, barışçıl ve tercih edilir yapmıyor. Tam tersine anakronik, antidemokratik ve dar cemaat bakışının sağladığı konformizden çıkma cesaretinin yokluğu süreci yokuşa sürüyor.

Türkiye’nin ise PKK’nın silah bırakması sürecini Suriye’deki gelişmelere bu ölçüde bağlaması bir yere kadar anlaşılır. PKK’nın silahlı bir gücünün bir şekilde varlığı Irak ve Türkiye’deki silah bırakma pratiğini fiilen anlamsızlaştırıyor. Bununla birlikte birçok konuda olduğu gibi Türkiye içindeki demokratikleşme ya da normalleşme adımlarının dış gelişmeler parantezine hapsedilmesi bitimsiz bir gerilim üretiyor.

Kayyım atanan DEM Partililerin yerine iadesi gibi bir adım için Suriye’deki uzlaşmanın beklenmesi ne kadar yerinde tartışılır. TBMM komisyonunun adım atması için PKK’nın tümüyle silah bırakmasını ve fiilen ortadan kalkmasını beklemek de aynı şekilde. Eğer hiçbir düzenleme yapılmadan PKK ortadan kalkacaksa sonrasında neden düzenleme yapılsın ki? Tam da o eylemin gerçekleşmesi için önden bazı düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bu da özellikle iktidarın sürece dair tam olarak nasıl ilerlemek istediğinde dair karar veremediğini gösteriyor.

AK Parti’deki farklı tutumlar iktidarın kafa karışıklığını daha görünür hale getiriyor. Muhtemelen Erdoğan da her ne kadar sürece destek verse ve devlet mekanizmasının işlemesini sağlasa da sopayı tümüyle elden bırakmak niyetinde değil.

Türkiye’deki kafa karışıklığı sadece iktidara özgü değil. En azından AK Parti’nin Kürt meselesine dair geçmişinde başarılı ya da başarısız bir çözüm perspektifi var. Araştırmalarda birinci parti çıkan CHP ise sürece ve Kürt meselesine partinin kendi içinde bulunduğu psikolojinin ve geçmişin dar kalıplarının üstüne çıkarak bakabilmekte zorlanıyor.

CHP inkılap tarihi dersinden kaç alacağını teneffüste sınıf arkadaşları ile takım oyunu oynamak, yemekhanede makul bir paylaşımla masalara oturmak ya da münazara grubunda farklı görüşleri savunan ya da karşı çıkan grupları saygıyla dinlemekten daha çok önemseyen öğrencilere benziyor. Bunun son işareti TBMM komisyonuna sunulan CHP raporu oldu.

Partilerin yazdığı her rapor okunmaz. Parti programları bile sadece meraklılarının baktığı metinlerdir. Komisyon raporu ise ortalamanın üzerinde ülke siyasetine kafa yoran büyük bir kesimin bakacağı ya da içeriğini takip edeceği kesin bir fırsattı. CHP bu fırsattan istifade etmek yerine kendi gündemini takip etmeyi tercih etti.

TBMM’deki komisyona sunulan rapor sadece iktidar namzeti bir partinin PKK’nın silah bırakması sürecine dair perspektifini değil nasıl bir Türkiye tahayyül ettiğini anlatıyor. Daha doğrusu anlatmamaya çalışıyor.

Bu yaklaşım CHP’nin 19 Mart süreci başta olmak üzere Gezi davası ya da diğer insan hakları tartışmalarında yanlış yerde durduğu anlamına gelmiyor. Ancak Kürt meselesi gibi hayati bir konuda söz söylemek yerine “benim derdim bana yeter” tutumu ile iktidar talep etmek biraz zor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in her mitingde tekrarladığı “Kürt demokratlar, muhafazakâr demokratlar, milliyetçi demokratlar, sosyal demokratlar…” diye formüle ettiği demokrasi ittifakının içerik düzeyindeki karşılığının söylemdeki kadar güçlü olmadığı da görülüyor.

Kürt meselesi ve PKK’nın silah bırakması daha önce defalarca olduğu gibi aktörlerin ne kadar çözüm istedikleri, ne kadar demokrat oldukları, jeopolitiği ne kadar doğru okudukları konusunda bir kez daha turnusol kâğıdı işlevi görüyor.

Zor olsa da sürecin başarı şansı hala masada. Sistem işliyor. Sorumluluk sahibi aktörler cerrah titizliği ile gerilimleri yönetiyor. Ancak skor tabelası her zaman sahadaki oyunun kalitesini ya da hak edilen sonucu yansıtmayabiliyor.

YORUMLAR (12)
12 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.