Yine Avrupa kapılarında
AK Parti iktidarı Avrupa’nın önemini uzun bir aradan sonra yeniden hatırlamış gözüküyor. Her zamanki beylik diplomatik sözlerin ötesinde bir gayret dikkat çekiyor. Hatta Erdoğan “reform” demeye başladı yeniden…
Artık “Bunlar Haçlı İttifakı… Avrupa Birliği üyeliğine ihtiyacımız kalmadı” gibi sözler terk edildi.
ABD-Çin rekabetinin ve de Trump’ın kovboyca politikalarının yarattığı sarsıntılar karşısında hükümet, Türkiye için güvenli limanları yeniden Avrupa’da arıyor.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu DEİK çalışmaları da bunun yansıması…
DEİK Başkanı Nail Olpak diyor ki:
“Avrupa'nın farklı noktalarında o kapıları aşındırmaya, iki üç ay önce yaptığımız Brüksel toplantısı dahil olmak üzere temaslarımıza ve çalışmalarımıza devam edeceğiz."
EKONOMİDE DIŞ ENDİŞELER
DEİK, iki gün önce Financial Times gazetesinde "Türkiye-AB: Diyalogdan Aksiyona AB Liderlerine Açık Mektup” yayınladı. Öncelikle, otuz yıllık Gümrük Birliği’nin güncellenmesi olmak üzere, Türkiye ile olan müzakere sürecinin yeniden başlanılması çağrısında bulundu.
DEİK Başkanı Nail Olpak ve DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ bir de basın toplantısı düzenlediler.
Olpak eski MÜSİAD başkanıdır; o zamandan tanırım. Yalçındağ ile uzun yıllar Doğan grubunda çalıştım. İkisinin de iş tecrübesini ve vizyonunu bilirim. Açıklamalarındaki endişeleri şöyle özetlemek mümkün:
Dünya ekonomisinde gruplaşmalar, ortaklıklar yeniden şekilleniyor. Dijitalleşme kavramının olmadığı 1995 yılında tesis edilen Gümrük Birliği, mutlaka güncellenmeli. Avrupa bu konuda ayak sürüyor. Hindistan’la serbest ticaret anlaşması imzalaması, Çin’le aynı anlaşmayı düşünmeleri Türkiye’nin başına büyük sıkıntılar açabilir…
Dahası Avrupa’nın “Made in Europe” yönelişi, Türkiye’yi dışarıda bırakır mı? Bu ihtimal başlı başına bir endişe kaynağı.
UFUKTA GÖZÜKEN…
Olpak ve Yalçındağ bu endişeleri dile getirseler de yeniden bir Türkiye-AB sürecinin başlaması halinde Avrupa’nın hem stratejik hem ekonomik bakamından güçleneceğini anlatıyorlar.
Aslında ekonomimiz, içeride de iktidarın toz pembe tablolarına pek uymuyor.
Enflasyon aşağı gidiyor ama gıda ve hizmet sektörü enflasyonu direniyor. Türkiye “yüksek faiz / bastırılmış döviz” sarmalına giriyor gibi… Tekstilde yatırımlarımız dışarıya kaçıyor! Ama yatırım gelmiyor; bunun bir sebebi hukuka güvensizlik, diğer sebebi ekonomide “linklerin kopmuş” ve halen tam bağlanamamış olması…
Olpak, pek konuşulmayan bir tehlikeye daha dikkat çekti:
“Şimdi de çelikle ilgili kotalarda resmen bir şey ifade edilmedi ama ciddi şekilde azaltma süreçleri gündemde."
Bir de en büyük dış ticaret ortağımız olan Avrupa, Trump’ın manyakça politikalarına karşı Hindistan ve Çin’le “serbest ticaret”e yönelir, bize de “güvenlik” payı kalırsa bunun bize nasıl olumsuz etkileyeceğini uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.
Hükümeti yeniden Avrupa’ya yönelten esas faktör, bu tehlike.
GÜVEN YANİ HUKUK
DEİK, geçen Kasım sonlarında Brüksel’de bir Türkiye-AB zirvesi düzenlemiş, ilişkiler masaya yatırılmıştı. Zirveyi takip eden gazeteci Sedat Ergin, Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürü Geart Jan Koopman’la görüşmüş, onun şu sözlerini aktarmıştı:
“İlişkimizde ilerlerken, ekonomik fırsatlara odaklanmamıza rağmen iş dünyasının son derece önem verdiği öngörülebilirlik ve iş ortamının güvenilirliğini etkileyen güçlüklere gözümüzü kapatamayız.” (Oksijen, 21 Kasım 2025)
Yani CB sisteminde yetkiler tek elde toplandığı için kurumların zayıflaması ve bu yüzden politikaların hızla değişmesinin yarattığı öngörülebilirlik sorunu, mesela 6-7 yıl “faiz sebeptir” deyip ardında yüzde 50 faize gitmek…
Ve İş ortamının güvenilirliği, yani hukuk, yargı bağımsızlığı…
Financial Times’ın yazdıklarını hatırlıyor musunuz? “1000 şirket TMSF’ye devredildi. Yolsuzlukla mücadele mi, sermayeye elkoyma operasyonu mu?” (15 Ekim 2025)
Ya AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması?.. Liste uzun.
DEİK’in çalışmaları elbette takdire değer. Hatta, TÜSİAD da, iktidarın haksız yumruklarını sorun yapmamalı, harekete geçmelidir.
Fakat öncelikle “evin içini” düzeltmek lazım, DEİK de MÜSİAD da bu konuda sessiz kalmamalı.
