10 yıl sonra 15 Temmuz darbe girişimi: Neleri biliyoruz, neleri bilmiyoruz?
Türkiye yakın tarihini kim yazarsa yazsın, 15 Temmuz 2016 gecesini bir dönüm noktası olarak almak zorunda.
Ama nasıl yazılacak?
15 Temmuz hepimizi etkiledi, Türkiye’nin rotasını belirledi, siyasetini, hukukunu, demokrasisini hala etkiliyor.
Artık göz gözü görse ve herkes bir yerlere tutunsa da hala o anaforun içindeyiz.
Tarafsız ve serinkanlı analizler için erken.
Yine de 10 yıl az bir süre değil.
10 yıl sonra 15 Temmuz’la ilgili bildiklerimizin ve hala bilmediklerimizin bir listesini yapalım.
Önce en kolaylardan başlayalım
1-Hayır, 15 Temmuz Darbe Girişimi tiyatro değildi.
Türkiye’de her olaya tiyatro demek bir milli spor. Ülkemizde bu kadar yetenekli ve becerikli oyuncular varsa onların bu yeteneklerini neden sadece kumpas kurmakta görüyoruz sorusunun ise bir cevabı yok.
Ama şu kesin: Dünyanın bütün istihbarat örgütleri toplansa, bütün yapay zekaları kullanılsa böyle saat gibi çalışan bir sahte bayrak operasyonu yapılamaz.
Eğer böyle bir tiyatro organize edebilen bir iktidar varsa, bence ülkenin anahtarını onlara vermeliyiz. Eğer, iktidar muhaliflerin zannettiği gibi bu kadar becerikli olsaydı, ekonomiyi bu kadar beceriksizce yönetmezdi.
Tiyatro iddiası muhalafetin, darbenin bastırılmasının iktidara yaramasına karşı bulunmuş bir acil ve acul açıklama çabasıydı.
Bunu kanıtlayan bugüne kadar ortaya çıkmış tek bir somut delil yok.
Eğer muhalafet elinde hiçbir delil yokken o gün bu tiyatro masalına sarılmasaydı, 15 Temmuz’un yükü Türkiye’nin üzerine bu kadar çökmez, iktidarın elinde bu kadar güçlü bir koza dönüşmez, bugünkü sorunlarımızın temeli olan 2017 referandumunda Evet çıkmasını sağlayan o ağır güvenlik sendromu havası da oluşmazdı.
2- Evet, bu Fethullahçıların yaptığı bir darbeydi.
Bu konuda Türkiye’de daha geniş bir mutabakat var. Fethullahçılar da bizzat Fethullah Gülenin Bylock’u bile inkar eden total inkar stratejisinden 10 yıl sonra “Bizimkileri de oyuna getirmişler” noktasına geldiler. Fethullah Gülen’in dizinin dibinde ailece görüntüleri olan, sonuncusu darbeden iki gün önce olmak üzere 2015-2016 arasında defalarca Ankara-İstanbul-New York arasında uçuş yapmış, İngilizce bilmeyen bir ilahiyat yardımcı doçenti Adil Öksüz, darbe günü kaçırılınca hızlıca MİT ajanı ilan edildi.
Ama o gece Akıncı Üssü koridorlarında komutanlarla cirit atan, hepsi Gülen cemaatinin kurumlarından geçmiş dört sivilin orada ne işi olduğunu, neden MİT ajanı ilan edilmiş Adil Öksüz ile darbe gecesi Akıncı koridorlarında kameralara yakalanmış Kaynak Holding çalışanı Kemal Batmaz’ın darbeden 2 gün önce New York’tan İstanbul’a aynı uçakta uçtuğunu en körü körüne inanmış cemaatçi gazeteci bile açıklayamıyor.
https://medium.com/@15thJulyCoup/who-was-behind-the-15th-july-coup-in-turkey-19f75a5771c5
Meşrebine göre bu darbenin NATO’cularla-Fethullahçıların, Ergenekoncularla-Fethullahçıların, uluslacılarla-Fethullahçıların birlikte yaptığı bir darbe olduğuna inananlar da var.
Bu da bir tür wishfull thinkingten fazlası değil. Bu darbede Fethullahçı olmayan bir üst düzey subayın olduğunun hiçbir delili yok. Dönüp dolaşıp örnek verilen tek isim Cumhurbaşkanı'na suikast timini yöneten eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş’in mahkemelerde arada bir tekrarladığı “darbeciyim, FETÖ’cü değilim” açıklamaları. Halbuki Sönmezateş’in adı pek çok darbe tanığı subayın ifadesinde darbeyi meşrulaştırmak için onlara Kuran’dan Hızır-Musa kıssaları anlatan kıdemli bir abi olarak geçiyor. Hiçbir kurtuluşu olmayan bir suçu işlemiş inanmış bir cemaatçi subay, cemaatini aklamak ve cemaat mensuplarına tutunacak bir dal bırakmak için kendini feda ediyor sadece. Benzer ifade vermiş ikinci bir kişinin olmaması da darbenin ortak bir prodüksiyon olduğu tezini yalanlıyor. Cemaat 40 yıl boyunca kendi mensuplarından bile saklayarak orduda gizlice örgütlenmiş, eğer 15 temmuz olmazsa 2016 YAŞ’ında orduyu tamamen ele geçirecek aşamaya kadar gelmiş bir örgüttü. Paralel yapı ilan edilen örgüt son çare olarak da elindeki en büyük kozu devreye soktu, darbe kol frenini çekti, bu kadar basit.
3- Hayır, 10 yıl sonra eldeki bilgilerimize göre darbe girişiminden iktidarın önceden haberi yoktu.
Bu tezin tek dayanağı darbenin başarısız olması. İktidarı 17/25 Aralık’a rağmen 15 Temmuz’u engelleyememekle suçlayabilecekken, “haberleri vardı, bekleyip uzağa çektiler” gibi eldeki hiçbir delilin desteklemediği bir tezin müşterisi çok oldu.
Özellikle başarısız darbe girişimini sakladıkları cemaatlerine açıklayamayacak ve uluslararası alanda zor durumda kalacak cemaatin kanaat önderleri, gazetecileri bu tezi yaydılar.
Halbuki 15 Temmuz darbesinde sokakta 27 Mayıs darbesinden daha fazla asker vardı.
Başarısız olmasının sebebi, iktidarın önceden tedbir alması değildi. Devlet, Kasım 2015 seçimlerinden itibaren bir ilahiyat yardımcı doçenti liderliğindeki mahrem imamların Ankara Konutkent’teki bir villada üst düzey generallerle defalarca toplanarak organize ettiği darbenin istihbaratını alamamıştı. Darbe günü gelen ihbar bile darbe olarak değerlendirilmemişti.
Her şeyi değiştiren MİT Başkanı’nı tutuklama operasyonunda göre yapacak cemaatçi bir pilotun, vicdanen bundan rahatsız olup, darbenin olacağı gecenin sabah saatlerinde MİT’e gidip bunu ihbar etmesiydi. Hatta pilotun saatlerce MİT’te bir muhatap bulmaya çalıştığı, bu güvensizlik sırasında da epey bir zaman kaybedildiği anlaşılıyor.
İhbar darbe olmasa da MİT Başkanı Hakan Fidan’ın bu ihbar üzerine Genelkurmay’a gittiği, burada Hulusi Akar ve kuvvet komutanlarıyla acil toplantılar yapıldığı, ihbarda geçen helikopterin kalkacağı kara havacılık başkanlığının teftiş edildiği, uçuş yasakları kararlarının alındığı, sonra tehlikenin geçtiği düşünülüp herkesin dağıldığı görülüyor.
MİT Başkanı’nın Genelkurmay’daki o toplantıdan çıkıp, MİT’te Diyanet İşleri Başkanı ve Suriye muhalafeti liderinin katıldığı bir yemeğe geçmesi tehlikenin geçtiğini düşünmesindendi, burada bir plan bile olsaydı hiçbir MİT Müsteşarı o akşam başka bir plan yapmazdı.
Yine hiçbir insan, baba, dede bir darbe olacağını bile bile çocukları ve torunlarıyla evinden ve ofisinden daha az korumalı bir Marmaris otelinde tatile gitmezdi. En azından çocuklarını ve torunlarını bu riske atmazdı.
Ama darbe sonrası yaşananların öfkesiyle insanlar gerçekle ilgilenmekten vazgeçtikleri için bunu iktidar da kimseye anlatamadı.
Darbenin başarısız olmasının sebebi; darbe planının sekteye uğramasıydı.
Genelkurmay Karargahı’nda bizzat bu toplantılara bulunan üst düzey cemaatçi generaller bu ihbar ve teyakkuz yüzünden paniğe kapıldı imamlarına haber saldı ve sabaha karşı 03.00’de başlayacak darbe de bu yüzden akşam 21’e çekildi.
Darbenin başarısızlığının temel nedeni erkene çekilmesi ve Cuma gün iş çıkışı, herkesin gözü önünde yapılması oldu.
Darbenin başarısızlığının ikinci nedeni ise darbecilerin asla tahmin edemediği ölçüde halkın direnmesiydi.
O gece eğer Ankara Hukuk öğrencileri Meclis önünde, evhanımları köprüde, profesörler meydanlarda, işsiz gençler karargahların kapılarında darbecilerin önüne dikilmeseydi. onbinlerce kişi de sokaklara çıkıp askerlerin önünde set olmasaydı, devleti bu darbeden koruyacak bir kolluk gücü yoktu.
O gece sınırlı sayıda polis ve asker, ancak bu kalabalıkların desteğiyle darbecilerle mücadele etti.
Sonra onların emekleri üzerine siyasetçiler, bürokratlar avcı hikayeleri yazdılar. Türkiye’yi 2016 yılında bir imamın liderliğindeki darbeden koruyan halkın hakkını ne muhalifler verdi, ne iktidar onun gereğini yapıp halkı ve sivil toplumu güçlendiren bir rota takip etti.
4- Evet, iktidar darbe girişimini bir fırsat olarak gördü
Evet, iktidar 15 Temmuz darbe girişiminin geri püskürtülmesini toplumu birleştiren bir milat olarak görmektense iktidarı sertleştiren ve güçlendiren bir basamak olarak gördü ve kullandı. Dünyadaki iktidar sahiplerinin yüzde 99’unun yapacağı gibi.
Fethullahçıların yarattığı korku sahici bir güvenlik kaygısını tetikledi. Zaten kutuplaşmış bir toplumda, muhalefet de iktidarla gerekli dayanışmayı göstermeyince, iktidar çok az iktidarın başına gelmiş bir mucize olan bir darbeyi geri püskürtmeyi bir fırsata dönüştürdü.
Darbecilerin yargılandığı davalar titiz ve hukuk standartlarındaydı. Cemaat mensuplarının devletten ayıklanması genelde makuldü.
Ama her cemaate selam vermiş ve iktidar dur dediğinde durmamış eşittir darbeci FETÖ’cü denklemi çok canlar yaktı.
FETÖ suçlaması kullanışlı bir sopa ve tehdit oldu.
Darbeden habersiz cemaatçilerin üzerine, mahrem yapılanma adlı çoğu cemaatçinin habersiz olduğu bir karanlık şebekenin işlediği suçlar yıkıldı.
Esas başlar 15 Temmuz 2016’dan önce kaçmıştı. O gün bile darbenin bir numarası Adil Öksüz’ü kaçırabilecek kadar devlete hakim bir şebeke vardı. Ama haber verilmeyenler, bilmeyenler, kaçamayanlar içerideki cadı avının kurbanı oldular.
Soruşturmalar, örgütü anlamak ve etkisiz hale getirmekten çok, 40 tane çok tanımadığı kişiye cemaatçi diyen rütbeli bir Fethullahçının bile etkin pişman sayıldığı bir cadı avına dönüştü, cemaate nefes borusu oldu.
Yüzbinlerce insan terörist, milyonlarca insan şüpheli haline geldi. Ayrımın belirsizliği hukuk düzenini bozdu, FETÖ Borsaları’nın önünü açtı.
İtirafçılık ve ihbarcılık bir huya dönüştü.
10 yıl geçmesine rağmen hala bu ayrım yapılamadı. Ayrım yapalım diyecek herkesin FETÖ’cü ilan edilme riski var, o yüzden cemaatçi ilan edilemeyecek en garanti isim olan Perinçek dışında kimse bundan hala bahsedemiyor.
5- Evet, darbe ile ilgili şeffaf bir soruşturma yapılmadı.
Meclis Komisyonu bir fırsattı ama iktidar MİT Başkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın oraya gelip sorulara cevap vermesini surda açılmış bir gedik gibi gördü, muhalafet iktidarı köşeye sıkıştırmak için komploculuğa prim verdi ve bu fırsat kaçtı. Özellikle Hulusi Akar’ın o gece başına tam olarak ne geldiği bir muamma olarak kaldı. Bu da şüphe duymak isteyenlerin elini güçlendirdi.
Halbuki, 15 Temmuz vakası ABD’nin 11 Eylül’ü gibi Türkiye’nin bütün güvenlik mimarisinin yeniden gözden geçirileceği bir dönüm noktası olabilirdi.
Ama iktidar bunu tek başına ve kimseye sormadan yapmayı tercih etti. Askeri okullar kapatılıp, Harp Akademileri’ne sivil generaller atandı ama 8 yıl sonra ortaya isyan eden harp okulu öğrencileri çıktı. Yeniçeri Ocağı lağvedilse de yerine bir Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye de kurulamadı.
6- Evet, Fethullah Gülen ve kurmaylarının darbe kararını nasıl aldığı hala büyük bir muamma.
Özellikle Ahmet Dönmez’in yayınları ve fikri takibi, Gülen’in bir zamanlar sağ kolu olan Osman Şimşek’in anlattıkları, darbenin Fethullahçılar içindeki bir iktidar savaşının da sonucu olduğunu gösterdi. Örgütün içindeki iki farklı grubun, Fethullah Gülen’i etkilemek için yaptıkları iç kavga, Gülen’in Mehmet Değerli adlı karanlık bir işadamının Hulusi Akar’la arasında aracı olduğuna inanması gibi Netflix’teki sapkın tarikat hikayelerine taş çıkaracak ezoterik sapmalar anlaşılmadan darbe kararının nasıl alındığı da anlaşılmayacak. Buna kimin etki ettiği, bu etki sahiplerinin gücünün boyutları, dış ve iç güçlerle bağlantısı da bilinmiyor. Cemaatçiler bu tartışmayı yapanları hemen aforoz ediyor, Türkiye’de bu tartışmanın yapılacağı bir zemin yok. O yüzden darbenin iç dinamiği 1O yıl sonra hala bir muamma olarak duruyor.
7- Hayır, darbenin emrini ABD vermedi ama önceden haberleri var mıydı sorusunun cevabı bulunamadı
Türkiye’de her darbenin arkasında ABD’nin olduğuna inanılır. Bu böyleyse neden ABD ile ilişkilerimiz her zaman iyidir, neden bunun hesabı bir kez bile sorulmamıştır sorusu ise o kadar popüler değil. Ciddi iddiaları delilsiz dillendirmekten hoşlanan ama bunun gereğini asla yapmayan bir ülkeyiz. 15 Temmuz ve ABD ilişkisiyle ilgili de 10 yıl sonra araştırma, delil bulmak için emek yok ama zaten öyle değil mi rahatlığında iddia çok.
Halbuki bu çok ciddi iddianın izini sürmek için en başta bakılması gereken 15 Temmuz 2016’dan bir kaç ay önce ABD medyasında ard arada çıkmaya başlayan Türkiye’de darbe tehlikesiyle ilgili yayınlardı.
Sadece bir kaçını hatırlayalım:
10 Mart 2026 günü Washington Post’ta ABD’nin iki eski Türkiye Büyükelçisi Demokrat Mort Abramowitz ve Cumhuriyetçi Eric Edelman’ın birlikte kaleme aldıkları “Erdoğan ya reform yapsın (kendini düzeltsin) ya istifa etsin” başlıklı yazıyla geldi.
12 Mart 2016 Rusya devletinin sözcüsü Sputnik’in İngilizce sitesinde çıkan başyazı: “Erdoğan açmazı: Türkiye’de bir askerî darbeyi ne başlatabilir?”
21 Mart 2016 Michael Rubin’in yazısı: “Türkiye’de bir darbe olabilir mi?”
7 Nisan 2016 Washington Times’ın ödüllü uzman Pentagon ve Dışişleri muhabiri Guy Taylor imzalı haberi: “Erdoğan darbe tehditini kullanarak gücünü artırıyor, muhalafeti eziyor”
19 Mayıs 2016 Wall Street Journal’ın eski Pentagon ve İstanbul muhabiri Dion Nissenbaum: “Türk ordusunun nüfusu yeniden artıyor. Konuya yakın isimlerin aktardığına göre Türk ordusunun etkisini yeniden inşa etmesi Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda generallerin, Erdoğan’ı devirmeye çalışabileceği endişeleri de doğdu”
30 Mayıs 2016, Forreign Affairs’te Gönül Tol imzalı analiz: “Türkiye’nin gelecekteki darbesi.”
15 Haziran 2016, Clinton dönemindeki dışişleri bakanları Warren Christopher ve James Baker’in danışmanı, Bush’un başkanlık döneminde yardımcısı Dick Cheney’in Orta Doğu danışmanı, ikinci dönemde ulusal güvenlik danışmanı olan John Hannah’ın israil lobisi olan bir think tankteki yazısı: “Erdoğan gibi bir problemi nasıl çözebilirsiniz? Kabul etmek gerekir ki ancak olasılığı düşük gerçekten kara kuğu denecek ender bazı olaylar Erdoğan’ı devirebilir. 2013 Gezi Parkı benzeri uzun süre milyonlarca vatandaşın uzun süreli sokaklarda sürdüreceği barışçıl eylemler onu durdurabilir. Erdoğan’ın despotizmine ve anayasayı yok saymasına karşı yükselen kitlesel muhalefetle birleşmiş bir çeşit askerî müdahale de en baştan yok sayılmamalıdır.
Ve darbe günü darbeciler neden Akıncı Üssü’nden Hulusi Akar’ın telefonuyla ABD Genelkurmay Başkanı’nı aradı sorusunun da hala bir cevabı yok.
30 Temmuz 2016 günü ABD’nin önemli haber sitelerinden Buzzfeed’de yayınlanan Ali Watkins imzalı haberden okuyalım:
“Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford, Cuma gecesi gizemli bir telefon geldiğinde Pentagon'daki ofisinden yaklaşık 7000 mil uzaktaydı. Telefon IŞİD'e karşı mücadelede kritik bir müttefik olan Türk mevkidaşı Hulusi Akar’dan geliyordu. Ancak Dunford'un ofis personeli telefona yanıt verdiğinde, hattın diğer ucundaki Akar'ın sesi değildi. Saatler önce Türkiye’de kanlı bir darbe yapmaya başlayan onu kaçıranların sesiydi. Türkiye'nin en üst düzey generali ve cumhurbaşkanı sırdaşı rehin tutulurken onların Dunford'un desteğine ihtiyaçları vardı. General, Afganistan'daki ABD güçlerine yaptığı rutin bir ziyaret sırasında Afganistan'da uyuyordu. Daha önce alakasız bir sorun için uyandırılmıştı ve çalışanları onu bu kez uyandırmamaya karar verdi. Darbecilere Dunford'un müsait olmadığını söyleyip telefonu kapattılar. Sabaha, Türkiye ordusunun küçük ama güçlü bir fraksiyonunun önderlik ettiği ayaklanma büyük ölçüde bastırılacak ve Akar saatler sonra serbest bırakılacaktı.”
Bu somut iddiaların peşinden 10 yıldır gidilmedi ama kime sorsan darbenin arkasında ABD var
8- Evet, darbe başarılı olsaydı darbecilerin kimlerle çalışacağı sorusu cevaplanmadı
Bu soru siyasi bir tasfiye için sık sık birileri hakkında dillendirilse de gerçekten hiç peşinden gidilmedi. Darbe başarılı olsaydı, darbeciler sivillerden kimlerle çalışacaktı, öncesinde kimseyle temas kurulmuş muydu? Böyle bir hazırlık var mıydı? Başbakan kim olacaktı, Dışişleri Bakanı kim olacaktı? bilinmiyor. Bilinmezlik bunu bir silah olarak herkese karşı kullanmayı sağladığı için de bilmekten daha faydalı bulunuyor.
Maddeler çoğaltılabilir. Galiba çok da müşterisi kalmadı. 15 Temmuz artık resmi bir anma gününden fazlası değil. Resmileştikçe o gecenin anlamının içi boşaldı. Ardından 15 Temmuz vesilesiyle yaşanananlar ve yaşatılanlar 15 Temmuz’un önüne geçti.
Eldeki tek kaynak taşa kazınmış üç sembol olan milattan önceki bir olayın tarihini yazan tarihçiler ihtilafa düşebilir.
Ama neredeyse canlı yayında yayınlanmış, gözlerimizin önünde olmuş bir darbe girişimiyle ilgili, elde binlerce döküman, belge, ifade, video kaydı varken 10 yıl sonra hala bu kadar birbirine zıt tarihler yazılması, sorunun tarihçilerde ve belgelerde olmadığını gösteriyor.
10 yıl sonra o serinkanlı değerlendirmenin hala uzağındayız
