Back To Top
Süleymaniye’de bir bayram sabahı göçmenler...

Süleymaniye’de bir bayram sabahı göçmenler...

 - Son Güncelleme: 12.08.2019 Pazartesi 09:59
- A +

Bayram sabahları İstanbul’un en kalabalık camilerinden biri her zaman Süleymaniye Camisi olur. 

Görkemli camiinin bayram sabahları artan şöhretinin sebebi herkesin malumu;

Uzun bir süredir yerleştirildiği pirinç bir levha üzerinden camiden içeriye girenleri kapıda karşılayan Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de bir Bayram Sabahı” şiiri.

Ama bu bayram sabahı Süleymaniye’de Yahya Kemal’in adını bilenler ve kapıdaki şiiri okuyabilenler azınlıktaydı. 

Buraya birazdan gelmek üzere bundan 62 yıl öncesine gitmeliyiz.

(Tabii Yahya Kemal’i kitaplarından öğrendiğimiz Beşir Ayvazoğlu’nun yazdığı bir gazetede bu konuda yazmak haklı olarak hadsizce bulunabilir) 

1956 yılından başlayarak Hürriyet gazetesi 55 haftadır her Pazar günü  Yahya Kemal’in daha sonra “Kendi Gök Kubbemiz” adıyla kitaplaşacak hiç yayınlanmamış şiirlerini yayınlamaktadır. 

7 Nisan 1957 Pazar günü yeni bir şiirin yayınına başlanmıştır. Üçüncü mısraının ilk satırları kitaba adını verecek şiirin adı “Süleymaniye’de Bir Bahar Sabahı”dır. 

Yahya Kemal’in 17 yıl üzerinde çalıştığı şiiri dört hafta boyunca dört parça olarak gazetede yayınlanır.

Gazetede şiirlerin yayınlanmasının editörlüğünü Nihad Sami Banarlı yapmaktadır.

Aslında bir yılı aşkın süren bu yayın, büyük bir şairi incitmeden yapılan bir jesttir.

72 yaşında ve hala bekar olan Yahya Kemal’in bir evi yoktur, Park Otel’de yaşamaktadır. Otele haftada 154 lira vermektedir. Buna sadece yatak, kahvaltı ve çamaşır parası dahildir. Üç ayda bir aldığı emeklilik maaşı ise 1300 liradır. Bunun dışında Yapı Kredi Bankası’ndan ayda 300-400 lira para almaktadır. 

Yani bu parayla özellikle yemeğe düşkünlüğüyle tanınan şairin geçinmesi mümkün değildir. 

Zaten otele borcu da çok birikmiştir.  Ama ne otel sahipleri büyük şairden para isteyebilmektedir ne de gücendirmeden ona bu gerekli olan para verilebilmektedir. 

Hürriyet gazetesinin bir yıl boyunca her pazar şiirlerini yayınlaması bu borçların ödenebilmesi için bulunmuş nazik bir yöntemdir.

Peki neden milletvekilliği, büyükelçilik yapmış ülkenin en büyük şairi hayatın son demlerinde maddi sıkıntı çekmiştir?

Yahya Kemal’in ilk diplomatlık tecrübesi Lozan Konferansı’ydı. 

Çok iyi Fransızca bilen şair, müşavir olarak heyetin içinde yer almış, ardından Türkiye-Fransa sınır anlaşmalarında da görev yapmıştı.

Bu tecrübeler üzerine ilk olarak Atatürk tarafından 1926 yılında Polonya’ya büyükelçi olarak gönderildi.   

Varşova’dan “Kar Mûsikileri” şiiriyle döndü. 

1929’da bu kez “Endülüs ‘te Raks” ve “Madrid Kahvehanesi” şiirlerini  yazacağı Madrid’e atandı. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk İspanya büyükelçisiydi ve İspanya bir iç savaşa doğru sürükleniyordu. 1931 yılında aynı zamanda Türkiye’nin ilk Portekiz büyükelçisi de oldu. 

Ama 1932 yılında Ankara’dan aldığı sürpriz bir telgraf, merkezde çalışmak üzere Türkiye’ye dönmesini istiyordu.

Buna sebep olarak gösterilenlerden biri Yahya Kemal’in şairliğinin diplomatlığına baskın çıkmasıydı. İç savaşa doğru giden İspanya’yla ilgili Ankara’yı yeterince bilgilendirmemiş, pek sevmediği, Dolapdere’ye benzettiği Lizbon’a geç gitmiş ve orada yaşamamıştı ve bütün bunlar Ankara’yı rahatsız etmişti. 

Diğer güçlü ihtimal ise o yıllarda dil devrimi ile ilgili çalışan Atatürk’e, Yahya Kemal’in dil devrimine karşı olduğuyla ilgili aleyhte propaganda yapılmasıydı. 

Gerçekten de Yahya Kemal, 1950’lerde bile mektuplarını ve şiirlerini eski harflerle yazmaya devam etmişti.

Yahya Kemal, muhtemelen neden geri çağrıldığını bilmediği için Ankara’ya dönmeye çekinmiş ve izinsiz olarak Paris’e gitmişti. Oradan Berlin’e ve Budapeşte’ye de geçti. Ankara’da bu emirlere itaatsizlik olarak yorumlanmış, gazetelerde Yahya Kemal’in ortadan kaybolduğu haberleri yapılmıştı. Bunun üzerine 1932 yılında Dışişleri Bakanlığı, Yahya Kemal’in reysen meslekten istifa etmiş kabul etti. 

Ama dışlanmış sayılmazdı. Türkiye’ye döndükten sonra daha önce Urfa’dan girdiği Meclis’e Tekirdağ, Yozgat, ve İstanbul’dan mebus yapılarak yeniden girdi.

Demokrat Parti’nin ilk kez katıldığı 1946 seçimlerinde ise İstanbul’dan CHP listelerinden aday oldu ama bu kez seçilemedi. 

1948 yılında dördüncü kez büyükelçi olarak görevlendirildi. 

Yeni kurulan Pakistan’ın o günkü başkenti Karaçi’ye Türkiye’nin ilk büyükelçisi olarak.

64 yaşındaydı, fazla kiloları vardı ve tayyareye binemiyordu. Hem ulaşım şartları hem de Karaçi’nin iklimi onun için uygun değildi.

Ama bu atama da aslında şaire yine bir jestti. 

Yahya Kemal’e göre seçimlerde aday olup seçilememesi yüzünden bu jest yapılmıştı. Gazeteci Bedii Faik’e göre ise bu atamanın sebebi gazetelerde çıkan bir reklamdı. 

Kavaklıdere şarapları gazetelere altında Yahya Kemal Beyatlı imzası olan iki mısralık bir ilan vermişti:

“Biz veda etmek üzereyiz kedere, Getir ahbaba bir Kavaklıdere”

Yahya Kemal’in bir şarap reklamına şiir vermesi, parasızlığına işaretti. Yahya Kemal hayranı yeni Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak bundan rahatsız olmuş ve  büyük şairi bu yüzden Pakistan büyükelçisi olarak atamıştı.

Beşir Ayvazoğlu’nun yayına hazırladığı Karaçi Mektupları’ndan anlaşılan Yahya Kemal, Karaçi’den hiç hoşlanmamıştı.

Mektuplarında sıcak, bunaltıcı iklimden, bütün elçilerin tek bir otelde kalmasından, elçilik için bile uygun bina bulanamamasından şikayet etmiş, günlerini arkadaşlarına mektup yazarak ve İstanbul’u özleyerek geçirmişti.

Gittikten beş gün sonra ise canını daha da sıkan bir haber almıştı. 65 yaşını doldurduğu için emekli edilmişti. 

Ama Yahya Kemal’e göre bu Rumi takvime göre olan doğum tarihinin Arabi zannedilmesinden kaynaklanan bir yanlış hesaptı. Henüz emekliliğine iki yıl vardı. Fakat başvuruları da sonuçsuz kalmış, bakanlar kurulu görevde iki yıl daha kalma talebini reddetmişti. 

Böylece devletten büyükelçi olarak değil, daha önceki statüsü olan orta-elçi olarak emekli olmuş oldu. Bu da 600 lira daha az maaş alması demekti.

Yahya Kemal’in Karaçi’deki elçiliği sekiz ay sürdü. 1950’lere gelindiğinde sadece orta-elçi emekli maaşıyla otelde yaşayan, yemeklerini lokantalarda yiyen ülkenin en büyük şairiydi. 

İşte, 1957 yılında “Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı” şiiri Hürriyet gazetesinde yayınlandığında devletle böyle kötü hatıraları vardı ve bu hayatı karşılayacak bir geliri yoktu. 

Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiiri yayınlandığı büyük ilgi çekti ve takdir topladı. O günlerde verdiği bir röportajda bu şiirin “dini değil milli bir şiir olduğunun” altını ısrarla çizmişti.

Şiirde bunu anlatan en etkili satırlar şöyle: 

“Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri

Dinliyor vecd ile tekrâr alınan Tekbîr'i;

Ne kadar sâf idi sîmâsı bu mü'min neferin!

Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?

Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu”

Bugün Malazgirt’in bildiğimiz tarihi anlamını kazanmasında Yahya Kemal’in katkısı büyüktür.

Çünkü o, Turancı, ırkçı, milliyetçi Türklük tariflerine karşı kendi Türk kimliğinin kuruluşunu Malazgirt’le başlatmayı seçmişti.

Bunun sebebini Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiiri üzerine, gazetede şiirlerin yayınlanmasının editörlüğü üstlenen Nihat Sami Banarlı’ya verdiği bir röportajda şöyle anlatmıştı:

“Bir gün, bir  mecmuasında Fustel de Coulanges'ın esaslı tilmizi olan, Profesör Camille Jullian'ın bir cümlesini okudum. Bu cümle benim, milliyetimizin ve vatanımızın teşekkülüne dair dağınık düşüncelerimi birdenbire yeni bir istikamete sevk etti. Camile Julian'ın cümlesi şuydu: ‘Fransız milletini, bin yılda, Fransa'nın toprağı yarattı.’ Düşünmeğe başladım: Acaba bizi de Malazgirt'ten, 1071 den sonraki sekiz yüz senede Türkiye'nin toprağı yaratmamış mıydı? Bu cümleyi, Saint Paul'ün Şam yolunda Hz. İsa'yı görerek ‘Quo Vadis, domine?’ sesini duymasına benzettim . Çünkü bu cümle, kafama birdenbire yepyeni bir ufuk açmıştı. Artık milliyetimize dair fikirlerim bu cümlenin ilham ettiği noktada birleşiyordu. Artık benim için 1071 den evvelki devirlerimiz kablettarih (milattan önce), fakat 1071 den sonraki devirlerimiz tarihtiler...Nazari Türkçülük uydurulmuş bir Türkçülüktür. Hatta bu nazariye bazen günün politikasına göre uydurulmuş olabilir ve her politikacı başka türlü uydurabilir...Halbuki bizim Türklüğümüz bir mukadderat selinden doğmuştur. Biz Malazgirt' den sonra yeni bir terkibiz. Yeni bir devlet, bir vatan ve bir Türkçe içinde haşır neşir olmuşuz.”

Acaba Türkiye’nin ilk Pakistan büyükelçisi olan Yahya Kemal, dün sabah Süleymaniye Camii’nde olsaydı ne düşünürdü?

Çünkü camiyi “Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu”larından çok Afgan, Pakistanlı ve Bangladeşli genç göçmenler doldurmuştu.

Onlar da Alparslan’la aynı yollardan geçerek Horasan illerinden, Malazgirt ovalarından yürüyerek İstanbul’a ulaşmışlardı. 

Üzerlerinde bayram için özel kıyafetler ve geleneksel çıplak ayaklarıyla etraftaki bekar evlerinden, yurtlardan gelerek bayram sabahını Süleymaniye’de karşılamışlardı. 

Burada kimsenin yapmayacağı işleri yaparak, günlük hayatı kolaylaştırıp kendilerini bu ülkeye kabul ettirmeye çalışan göçmenler de bir gün Yahya Kemal’in millet tarifinin içine girebilirler mi? 

Mülteciler artık İstanbul hayatının bir parçası. Onlarla yıllardır  ortak bir kaderi ve vatanı paylaşıyoruz. 

Bunun ne kadar erken farkına varıp, bu ulaşım ve iletişim çağında asla kalıcı bir çözüm olmayacak ve binlerce kilometre yürüyerek İstanbul’a gelmiş çaresiz insanları durdurmayacak  geri göçün değil, entegrasyonun üzerinde düşünmeye başlarsak sorunlarımızı daha kolay çözebiliriz.

Bir bayram sabahını Süleymaniye’de karşılayanlar artık buralı olmaya başlamış demektir...

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Süleyman d 13 Ağustos 2019 23:48
Hayırlı bayramlar :)
KARAR OKURU 13 Ağustos 2019 00:28
Sebahattin bey, sanayi devrimini doğumu gerçekleştirdi acaba bu devrimi kim yaptıysa kavramda onundur. Kimse tarima dönelim demiyor sanayinin bilginin insanliga getirdikleri ile ortak bir dünya kuralım en azından saygı göstererek yasamayi öğrenelim neden yeniden Osmanlı olmak isteyelimin cevabını bugün Alev Alatlı çok güzel vermiş. "Bu dünyaya Amerika'nın şedit dünya görüşü değil de Osmanlı'nın adaleti önceleyen mutidünya görüşü hakim olsaydı, gezegen bu hale gelmezdi."
KARAR OKURU 16 Ağustos 2019 03:58
0
Alatli belli ki Osmanli'yi cogunluk gibi gercekte oldugundan daha iyi biliyor.. hikaye hep aynidir oysa, insan nefsi hakim oldukca iyi kalite yerini kotu kaliteye birakir, Osmanli da bunun orneklerinden sadece biri, tarih iyi baslayip zalimlesen insan/toplum/yonetim ornekleriyle dolu.. multidunya oyle mi!?:))) Halil İnalcik-Devlet-i Aliyye.. tanismak icin baslangic olarak.. pardon 16.yuzyilda Afrikali zencilerin altin madenlerindeki altinin (1 milyon altin mesela!) İstanbula transferini nerde okumustum yahu?
KARAR'lı okur 12 Ağustos 2019 23:36
Bilgi ve hadise, tıpkı henüz işlenmemiş altın madeni gibidir. Sayın Oğur bize yine bir tarihi şahsiyetin hayat serencamesini aktarırken, aynı zamanda yaşadığımız ve doğru okumanız gereken bir önemli soruna dikkat çekmiş: mültecilere yaklaşım sorunu.. Doğrusu mülteci ya da misafir olanlar sadece onlar değilki, dünyanın pek çok yerinde bu ülke insanları da, ya işçi ya misafir ya da mülteci konumundalar. Oralarda bize nasıl davranılmasını istiyorsak biz de bu insanlara öyle davranmalıyız.. Kalemine sağlık güzel insan.. Yine bir dizi bilgi ve hadiseyi mücevhere dönüştürmüşsün..
Taskan 12 Ağustos 2019 20:12
Peki bu yazar arkadaş dün Denizli’de sokaktaki kız çocuğunu kaçırıp taciz eden Afgan hakkında ne düşünüyor.
İbrahim Hanif 12 Ağustos 2019 19:50
Yıldıray Oğur, bu ülkeye 10 numara büyük gelen akıl-bilim ve vicdanın hür sesidir... Bu kalitede başka bir düşünce emekçisini medyada göremezsiniz....Zira, çoğu beleşçi ve ondan bundan aşırma bilgilerle köşelerinde sadece ahkam keser, paraları cukka ederler... Varol sevgili kardeşim, Allah yar ve yardımcın olsun...
musto 12 Ağustos 2019 16:30
Ümmete örnek olacaklardı beraber büyüyecek osmanlıyı canlandırmak için büyük ağabey ile yola çıktılar her zamanki gibi yine aldatılıp yolda kaldılar.Osmanlıyı temsi leden halkların bir çoğunu ülkemize yerleştirmeyi başardılar. Bakalım osmanlının başaramadığı bilim ve teknolojiyi yakalayıp ümmetin baş tacı olacaklarmı yoksa havanda su döğüp hamasi söylemlerle nutuklarla şiirlerle vaktimizi'mi çalacaklar.?
Mustafa ALSANCAK 12 Ağustos 2019 16:20
Yahya Kemal Bayatlı’nın yaşlılık yıllarını büyük ekonomik sıkıntılar içinde geçirmiş olması Türkiye’ye hiç yakışmıyordu. Böylesine saygın ve kıymetli büyük şairimize devletin daha Müşfik davranması beklenirdi. Hele İstanbul için bir şiiri vardır ki:” SANA DÜN BİR TEPEDEN BAKTIM GÜZEL İSTANBUL” diye seneler geçse de dimağlardan silinmiyor. Emeklilik yıllarını bir otelde geçirmiş olması belki de çok zor maddi şartlar altinda devam ettirilmiş olabilir. Sosyal ağırlıklı bir devlet yapısında büyük şaire bütün maddi olanaklar sunulmuş olmalıydı.Demokrat Parti hükümeti bu anlayışı ona gösteremedi.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 16:17
Duygularımıza tercüman olmuşsunuz Yıldıray Bey. Süleymaniye'de bayram sabahında sizi görmüştüm ve tabi afgan, pakistanli diğer göçmen kardeşlerimizi de. Bayram namazından sonra ilk bangladeşli bir kardeşimle bayramlaşmak nasip oldu. Fatih Cami'nde de Suriyeli kardeşlerimiz bayram sabahını karşılıyorlardı. Dediğiniz gibi bayramı karşılayanlar buralı oldular. En büyük ayıp ise omuz omuza verip ortak Rabb'e döndüğü kardeşi hakkında kin besleyen insanlarındır.
KARAR OKURUMehmet atay 12 Ağustos 2019 23:25
0
Burası dergah mı beyfendi ülkeden bahsediyoruz
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 15:49
Sayıları yüzlerce olsa o dediğiniz yapılabilir, ama milyonlarca olunca durum değişiyor. Yapılması gereken insanların kendi yurtlarında yaşamlarını sürdürmeleri için çözüm üretmek değil midir?
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 14:52
Sevgili Yıldıray, "bekar evlerinden, yurtlardan gelerek bayram sabahını Süleymaniye’de" karşılayanları, "Afgan, Pakistanlı ve Bangladeşli genç göçmenler" olarak sıralıyor. Zikredilenler arasında, Suriyelilerin olmamasını, onun da, gözünün açıldığına nişane saymak istiyorum. 80 milyon, DEĞİŞİK DEĞİŞİK toplumlardan on binlerle sorunsuz bütünleşebiliriz. Ama dört milyon ÜREYEN bir topluluk (Aha, bin Suriyeli daha doğum yaptı.), hiçbir topluma kültürel, sosyolojik sorun çıkartmadan (Aha, beş bin bebek daha...) entegre olamaz. (Aha ...).
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 16:08
6
İstanbul'u bilmeyen klavye mücahitleri İstanbul hakkında ahkam kesiyor. Suriyeli mülteciler de Fatih Cami'inde safları sıklaştırıyorlardı. Ne kadar talihsiz bir yorum yapmışsınız. Yazarı da anlayamamışsınız. Çok yazık gerçekten! Sayın Yıldıray Bey gibi noktalıyayım: bir bayram sabahını Fatih Cami'nde karşılayanlar artık buralı olmaya başlamışlar demektir... Anlayabilene
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 18:12
4
Yok öyle üç köfte beş kuruşa 16:08. Bugün dört, yarın beş, seneye altı, beş sene sonra en az 12-15 milyon Arap'a peşkeş çekilecek toprağımız yok bizim. Bir bayram namazı ile buralı olmak ! A canım, ne kadar da kolaymış !..Yahya Kemal'in sürdüğü ize bak, buralı olmak için sekiz yüz, dokuz yüz, bin sene verdik biz !..
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 18:43
0
sosyolojik olarak araştırmak lazim
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 13:24
12.28 Allah o zaman Avrupa, Amerika gibi ülkelerdeki halkları kayırıyor, onlara bol rızık veriyor. Allah rızkı çalışana, niteliklerini arttırana daha çok verir. Elin eğitimsizini, hiç bir özelliği olmayanları ülkene al doldur. Ondan sonra onların rızkını da Allah veriyor, oturun sesinizi çıkarmayın de.
Bazen Karar Okuru 12 Ağustos 2019 12:36
AKP ve ortaklari Ulkedeki nitelikli insanlari isinden asindan ederken herkes destek verdi. Simdi nitelikli insanlar gidiyor diye dovunuyorlar. Gecmis olsun. Iki doktorasi olan biriyim ve calistigim kuruma el konulup kapatildigi icin artik bir Avrupa ulkesinda calisiyorum. Kimse nitelikli insan istemedi. Simdi niye dert yaniyorsunuy?
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 12:33
Kesinlikle katılıyorum daha kapsamlı, daha kalıcı programlar yaparak tam entegrasyonun yolunu bulmaliyiz. Tabi küresel bir güç olmak istiyorsak, tabi yeniden Osmanlı gibi bir devlet olmak istiyorsak. Bu ise Batı'nın kavramlariyla düşünmeyi bırakarak baslayabiliriz. Mesela Ulus devlet gibi.
Sabahattin 12 Ağustos 2019 13:14
2
Ulus-devlet, Batı'nın kavramı değildir. Sanayi'nin kavramıdır. Ulus-devleti aşıp, Bilgi'nin kavramları ile konuşabiliriz. Ama sanayi öncesinin tarım kavramları ile konuşamayız. Geçti o günler. Geri de gelmeyecekler. Ayrıca neden Osmanlı gibi bir devlet olmak isteyelim? Çok mutsuzdu Osmanlı'da yaşayan insanlar. Sürekli fakirlik ve şiddet ile boğuşuyorlardı.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 12:01
Sn.Oğur vicdanınızın, insanlığınızın sesini ifade etmişsiniz yazınızda. Fakat yarınlarda manzara, sizin bugün hissettiğiniz yerde mi olur..
Köroğlu 12 Ağustos 2019 11:13
Bu daha demo. Küresel ısınma ile birlikte Akdeniz havzası ve Orta Asya çölleşiyor. Ulaşım ve iletişimdeki gelişmeler ile birlikte Pakistani Hindistan ve Afrika'da yaşayanlar daha iyi bir hayatın mümkün olduğunun farkına vardı. Hintli/Afrikalı göçmenler Avrupa'da Yunanistan dahil her yerde. Milyonlarca değil, on milyonlarca insan Anadolu, İtalya, İspanya, Rusya üzerinden göç etmek isteyecek. Durdurulabilir bir süreç değil. Nasıl yönetileceği düşünülmeli.
Köroğlu 12 Ağustos 2019 13:05
1
Bu da bana 13. yy'da Anadolu'ya akan yoğun Türk göçünü hatırlatıyor. Anadolu 13.yy'a kadar Türkleşmemişti. Şehirde Farsça, Yunanca, Ermenice hakimdi. Kırsalda kısmen (yazılı olmayan) Türkçe ve diğer yerli diller hakimdi. Moğol istilasından sonra Harezmşah'tan kaçan göçebe Türk kabileleri önce Musul-Halep'e, oradan da Anadolu'ya geçtiler. Dönemin şehirlileri bu göçü büyük bir felaket olarak betimliyor. Gelenler şehir kültüründen yoksun, yazı bilmeyen çobanlarmış.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 09:44
Sayın yazar önemli bir noktayı gözden kaçırıyor. Bu kadar yoğun nüfus hareketleri yaşanırken tere yağından kıl çeker gibi hiçbir sorunu çözemeyiz. İnsanlar göçmenlerden tedirgin. Çünkü zaten az olan ekmeklerine bir ortak daha geldiğini düşünüyorlar. İnsanlar tedirgin, bilmedikleri bir dilin ve kültürün içinde yaşayan fakir insanlardan. İnsanlar korkuyor, radikal İslamcı örgütlerin Batı ülkelerinde göçmenleri kullanarak yaptığı bombalamaların burada yaşanmayacağı garantisi var mı? Reyna olayı ortada değil mi. Siz tutup göçmenleri sevelim modundasınız. Önce insanımızın kaygıları giderilmeli.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 11:13
2
kesinlikle katılıyorum. kendi vatandaşlarımızın kaygıları giderilmeden bu sorun çözülmez.
Karar Okuru 12 Ağustos 2019 09:32
Bir şeyin içine başka bir şey katarsanız bir şey başka bir şeyleşir. Üstelik buradan nitelikli nufuslarda başka yere göçer. Giderek buraya göç edenler burayı da öyle böyle geldikleri yere benzetirler. Bu gibi durumlarda hazmedilecek boyutu çok aşan bu eğitimsiz genç nüfuslar yerleşiklerin güvenliğini tehdit edecek, almanya da olduğu gibi siyaseti etkileyecek ve sıkıntı yaratacaktır. Zaten aklı başında olanda bunların entegrasyonunu değil buradan göçmenin yollarını arıyor. Çağ dışı akılları siyaseten desteklemek bu yolları açıyor. Genetik kalitesi belli toplumlar bunları yaşamaktanda kurtulamaz
Mükkemel bir makale ! Bayraminiz mubarek olsun. Türklerin 1071 Malazgirt Zaferi’yle millet mertebesine ulaştığını ve Anadolu’da yepyeni bir medeniyet kurdukları düşüncesi aslında Hilmi Ziya Ülken öncülüğünde ve aralarında Yahya Kemal'in de bulunduğu "Anadolucu" anti-Turancı bir yazar kadrosu tarafından 1920'lerde yayınlanan Anadolu Mecmuası ile başlamıştır .... Hem sosyolojik, hem de tarihsel olarak bu gerçekçi düşünce hakkinda daha ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi'nin "Anadolu Mecmuası" maddesine bakılabilir
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 10:56
0
iyi de neden ingilizce?
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 08:38
Bin Yıl birlikte yaşadığı kürtleri kendinden saymayan bizler, Pakistanlı ve Bangladeşliyimi hazm edip kendinden sayacak? Siz bunu daha iyi bilirsiniz ama mümkün degil bu kafayla!
Proud Anatolian Nationalist 12 Ağustos 2019 12:54
4
Eğer biz Anadolu Türklerinin kökenlerini Moğolistan/Orta Asya'ya dayandıran Turancı efsanelerini ve onun militarist ideolojisini benimseyen ırkçı Kemalist-Atatürkçü ve Neo-İttihatçı/Erdoğancı militarist devlet; Anadolu ve Mezopotamya'nun kadim kavmı Kürtlere zulm ederek onları yok saymaya devam ederse; biz Türkler ne tam Anadolu'lu, ne de tam olarak Avrupalı görülmeyeceğimiz için "Türkler Moğolistan'a geri def olun" sloganını her daim yüzümüze haykıran Yunan ve Avrupalı Neo-Naziler'e karşı asla söyleyecek bir lafımız olamaz.
Mert 12 Ağustos 2019 07:42
Yazıyı güzel güzel biyografik bir metin halinde sürdürdün ama sonra kendini bulup surilere, pakilere bağladın. Yine bizi şaşırtmadin. Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesi bir düzensiz göç yığını entegre olamaz. anca bizi kendilerine benzetirler
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 11:07
4
seni, onlara benzemediğini düşündürten nedir?
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 06:13
Bu göçler hiç durmayacak ki. Daha geride 2 milyon Afgan'ın hazırlık yaptığı söyleniyor. Entegrasyon bu göçleri hızlandırır. Sert önlemler almak zorundayız. Geçen, Arap ülkelerindeki Suriyelilerin Suriye'ye geri döndüklerinin haberi vardı. Esad eski yerlerine, isyanın ilk çıktığı Deraa'ya yerleştirmiş. Biz de inadı bırakıp bu insanları ülkelerine yerleştirsek iyi olacak.
Faik Güleçyüz 12 Ağustos 2019 06:13
"Yahya Kemal'in millet tarifi içine girebilirler mi?" Girebilirler. Kendimden biliyorum.Dedelerim,yüz sene önce Karadağ'dan, Bosna'dan bu topraklara;ANADOLU'ya (Boşnakça Anadol) göç etmek zorunda kalmışlar. Muhaciriz. Şimdi ben; yetmiş yedi yaşında Boşnak asıllı bir Türk'üm.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 06:08
Vatan kaçkını göçmen dediğiniz insanlara ne kadarda meraklısınız. Neden evine alıp bir göçmen beslemiyorsunuz bütün topluma bu başıbozuk sürüyü muhacir diye dayatıyorsunuz. Artık bu saçma İslam anlayışınızdan insanlar nefret ediyor.
Gurbetin Ali 12 Ağustos 2019 11:45
8
Siz de kaçarak yada zorla sığındığınız Anadolu'dan vaz geçip, öz vatanınıza dönseniz iyi olacak. Bünye kabul etmiyor, ne sizde ne de bizde. Ne onlar Muhacir, ne de biz Ensar'ız. Hepimiz biriz, yani Osmanlı'yız. Tamam?
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 12:28
5
Allah rezzaktır. Yani ekmeğimizi , işimizi elimizden alıyorlar diyen vicdansızlar kimse kimsenin bir gram rızkını alamaz.Allah insanları yaratırken rızıklarını da takdir etmiştir.Eğer buna inanmıyorsan zaten akaid olarak sende sıkıntı var demektir.Bu insanların sizin gözünüze batması siyasi bir hazımsızlıktır. Acısını bunlardan çıkarıyorsunuz. Lütfen kötü örnekleri siyasi nedenlerle abartmayın. Hamile bir suriyeli bayana tecavüz edip öldüren türktü. Özgecana bir türk tecavüz etti.Şimdi türkler kötüdür diyebilir miyiz. Pkk kürt görünümlü ermenidir. Kürtler kötüdür diyebilirmiyiz. Yani türkü,
Tarik Sami 12 Ağustos 2019 13:32
1
Gurbetin Ali efendi, Afgan Pakistan Hindistan Banglades ne zaman Osmanli olmus ? Arti Osmanli cografyasinda bizlerle yasamak isteyen kavimlere soralim bakalim tekrar Osmanliyi istiyor muyuz veya buna teknik olarak imkan var midir ? Grecekci olalim, koru korune osmanlicilik islamcilik ne islama ne de tarihe gomulmus Osmanliya hicbir faydasi yok, bir uyanin artik yaaaa !!!
Faik Güleçyüz 14 Ağustos 2019 13:57
0
Benim bir yere gitmeye hiç niyetim yok.Ama,sizin gibiler geldikleri yerlere gitseler;iyi olur.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN