Daha karlı yatırım bulduysa satar

Halep’te başladı, birkaç gün içinde Haseke ve Kobani önlerine kadar ulaştı.

Bir yıl kadar önce Halep’i ve Şam’ı kontrol altına alırken de böyle hızlıydılar. Hepsi 27 Kasım’la 8 Aralık arasında bitmişti.

HTŞ’nin bir yıl içinde bir milli ordu vasfını kazandığını söyleyebilir miyiz?

Halep’te bir operasyon yaptılar. Halep’in iki mahallesini SDG’dan arındırdılar.

Deyrizor’u kontrol altına aldılar. İlerlemeye devam ettiler. SDG’yi Fırat’ın batısından çıkardılar. Fırat’ın doğusuna ittiler.

Operasyonların sonunda Kobani nüfusun çoğunluğunun Arap olduğu bölgelerden çıktılar. Kobani, Haseke ve Kamışlı’ya kadar çekildiler.

Kamışlı ve Kobani Türkiye-Suriye sınırının hemen dibinde. Ve buralarda nüfusun çoğunluğu Kürt.

Bu operasyonlar yeterli mi bir milis kuvvetinin ordu vasfını kazandığını teslim etmek için?

Suriye devleti ‘ordu’ diyorsa en azından resmiyette ordudur.

İsrail Golan’a veya Suveyda’ya saldırdığında bir tepki vermemiştiler. Bu bölgelerin vazife alanlarının dışında olduğunu, İsrail’e sorun çıkarmamaya programlandıklarını varsayalım.

SDG’ye karşı yaptıkları operasyon da en azından bu safhasına kadar başarılıdır.

Halep’in tahliyesinin ardından Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara Kürtleri Suriye halkının temel ve asli parçası kabul eden bir kararname yayımladı.

Kürtçeyi ‘milli dil’ ilan etti, seçmeli ders olarak okutulmasına izin verdi.

Daha önemlisi 1962 nüfus sayımının akabinde uygulamaya konulan ve Suriye Kürtlerini vatandaş saymayan düzenlemeleri kaldırdı.

(1962 nüfus sayımında Kürtlere 1946’dan önce Suriye’de mukim olduklarını belgeleme mecburiyeti getirildi. O yıllarda, kim neyi belgeleyecek? Belgelemeyenlere “bu kişinin ismi Haseke’ye özgü Suriye Araplarının listesinde bulunamamıştır” yazılı birer kâğıt parçası verdiler. Siyaset yapma, mülkiyet, resmi evlilik gibi birçok insan hakkından mahrum edildiler.)

Kararnamede yazılanlar SDG’nin ya da Mazlum Abdi’nin taleplerine göre eksikti. Ama Baas devrindeki statüye göre ehvendi.

Suriye ordusu doğuya doğru ilerlemeye devam etti. Bu arada diplomasi trafiği hızlandı. Ateşkes imzalandı. 10 Mart mutabakatını teyit eden hatta daha ilerisine geçen bir anlaşma yapıldı. Deyrizor ve Rakka Şam’a bırakıldı.

Haseke için ‘tüm sivil kurumların Suriye devletine bağlı kurum ve idari yapılarla entegrasyonu sağlanacaktır’ deniliyordu.

Haseke’nin valisi Kürtlerden olacaktı.

Herkes anlaşmayı alkışlıyordu.

Önceki gün öğle sıralarında her şey güzeldi.

Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanmış, bu arada bizim çözüm süreci de eni konu yoluna girmişti.

Suriye devrimi gibi, bu da hızlı olmuştu.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, ABD, SDG’yi ve Mazlum Abdi’yi satmış mıydı?

Yüz yüze görüşmelerde ABD’nin Suriye temsilcisi Barrack Mazlum Abdi’ye pek iltifat etmiyordu.

Akşam saatlerinde Ahmed el-Şara-Mazlum Abdi görüşmesi vardı.

Hemen herkes, Suriye’ye ‘geçmiş olsun’ demeye hazırlanırken Şara ile Abdi’nin anlaşamadığı, Abdi’nin toplantıdan ayrılırken ‘savaşmaya gidiyorum’ dediği haberi geldi. ABD’nin kendilerini sattığı kanaati SDG ve PKK taraflarında da dillendirilmeye başlanmıştı.

SDG, Deaş’lı mahkumların bulunduğu hapishaneleri ABD’ye hatırlatmaya çalıştı.

SDG bölgesinde 10 kadar Deaş hapishanesi vardı.

Haseke’deki Şeddadi hapishanesinde bir karışıklık çıktı. Bazı mahkumlar serbest kaldı. Ardından Suriye ordusu hapishaneyi kontrol altına aldı, firarilerin peşine düştü.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu ve benzeri karışıklıkları “Deaş oyunu” olarak niteliyordu.

ABD büyük yatırım yapmıştı SDG’ye.

On binlerce tır dolusu silah ve mühimmat. Örgütün askerlerine maaş.

Ne oldu şimdi? Vazgeçti mi SDG’ye yaptığı yatırımdan?

Tam bilmiyoruz, ABD mühlet istemiş.

Ama mümkün.

Trump tüccar adam.

Karlı olmayan bir yatırımdan vazgeçmiş olabilir.

Ya da daha karlı bir yatırımın peşine düştü.

Daha karlı yatırım?

Suriye mi? Yoksa biz miyiz?

YORUMLAR (15)
15 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.