Yardım etmenin güzelliğini kaybediyoruz

''Düşünüyorum, öyleyse varım” cümlesi 17. Yüzyılın büyük düşünürü Descartes’e aittir. Bu cümlenin tamamının “Şüphe ediyorum, öyleyse düşünüyorum, öyleyse varım” olduğunu söyleyenler olmuştur.

Sıkıntılı bir filozof Descartes. Engizisyonun hala adam yaktığı, insanları kazığa oturttuğu dönemde yaşamış. O yüzden yazdıklarının Engizisyonla başını belaya sokmayacağından emin olmak için yazmadan önce tanıdığı bazı ruhbanlara okuttuğunu, yazdıklarından bazılarını uzun süre yayımlamadığını hatırlıyorum. Nereden hatırlıyorum? Desmond M. Clarke’nin Descartes biyografisinden. (İş Bankası yayınları.)

Bugün Descartes’le ilgili değilim. İki gündür zihnimde dolaşan başka bir cümleyle ilgiliyim. Zihnimdeki cümle, maksadı ve bağlamı çok farklı da olsa Descartes’in Düşünüyorum, öyleyse varım” cümlesinin kalıbıyla söyleniyor. “Yardım ediyorum, öyleyse varım.”

Yardım etmek güzel bir eylemdir. Yardıma muhtaç olana yardım etmek, insan olmanın anlamıyla uyumlu bir davranıştır.

Biz yardım etmenin güzelliğini keşfetmiş bir toplumuz.

Bu keşfimizi 17 Ağustos depremine borçlu olabiliriz. Ya da Bosna’daki korkunç savaşa. Belki yardımın lazım olduğu başka vakalara.

Açe Sumatra’daki Tsunami felaketi sırasında bölgeye ilk ulaşanlar Türk yardım kuruluşlarıydı.

Hatta Tsunami’nin hemen ardından özerkliğini kazanan Açe’nin valisi Irwandi Yusuf şöyle demişti.

“Biz Kuala Lumpur’da toplantıdaydık. Oradayken deprem oldu. Açeye döndüğümde her taraf ay yıldızlı bayraklarla donatılmıştı. (Açe’nin bayrağı da bizimki kadar geometrik olmayan kırmızı üzerine beyaz ay-yıldızlı bayrak.) Meğer, deprem olur olmaz Türk yardım kuruluşları yetişmiş, dört bir yanı ay yıldızlı bayraklarla donatmış.”

Felaketten birkaç ay sonra bir grup gazeteci arkadaşımla Açeye gitmiştik. Açeli bir gencin Dünyadaki Müslümanların onurunu Türkler kurtardı deyişini iyi hatırlıyorum.

Bunlar güzel şeylerdi. Hala da güzel.

İnsanları bu güzellikler konusunda şüpheye düşürecek gelişmeler de oldu.

Şimdilerde ‘Fetö’ diye andığımız ‘paralel yapı’nın bazı yöntemlerinin insanların şüpheye düşmesinde etkili olduğu söylenebilir. Mesela esnafı arayıp ‘hizmet’e destek istiyorlar. Esnaf verdiyse sorun yok. Vermediyse vergi denetmenlerini üzerine yollayıp adamı pişman ediyorlar.

Bu huylar sonradan paralel yapıyla mücadele eden taraflara da sirayet etmiş midir?

Zaman zaman dolaşıma çıkan ‘Fetö borsası’ tabiri bu ihtimali teyit ediyor.

Paralel yapı’nın destek toplamasıyla Fetö borsasının yöntemleri birbirine benziyor.

İkisi birden, “Hesabınızı Fetö terör örgütü kullanmış, paranızı bankadan çekin filan yere getirin” diyerek insanların paralarını alan dolandırıcıların yöntemine benziyor.

Yöntemi hangisi hangisinden aldı?

Sistem bulaşıcı. Ondan ona sirayet etmiştir.

Kronoloji olarak aynı sıralamaya tabi değildir, bağımsız olarak gelişmiştir. Çünkü miladı daha eski. Yönetici elitlerimiz yolsuzluğu istisna olmaktan çıkarıp kaide haline getiren bir ekosistem oluşturdular.

(Farkındayım, ekosistem tabiri bunun için kullanılmıyor. Daha çok ‘çevre’yle, ‘tabiat’la ilgili olarak kullanılıyor. Ama bu da ‘eko-sisteme benzer bir şey. Yolsuzluğun olağanlaştırıldığı, vakayı adiyeden sayıldığı bir ortam oluştu. Genişçe bir zümrenin ‘motto’su “Yolsuzluk yapıyorum, öyleyse varım” oldu.)

Ülkemizde yapılıyor mu yolsuzluk?

İktidarın tarafını tutanlar da muhalif olanlar da ses tonları değişik de olsa aynı cevabı veriyor.

Evet, yapılıyor.

Bir önceki yazımda demiştim: “Yolsuzluk artık fabrika ayarımız.”

Ahbap Derneği’nin yıldızı zeminin aşağı yukarı böyle olduğu bir mevsimde parladı.

Maraş’ta ardarda iki büyük deprem olmuş, on binlerce insanımız beton blokların altında can vermişti.

Devlete güvenen insanlar vardı. Sözünü ettiğim ‘ekosistem’den dolayı devlete güvenmeyen insanlar da vardı.

Bunlara o günlerde ortaya çıkan Kızılay’ın çadır satma skandalını da ilave edin.

İnsanlar, Ahbap’a ve Ahbap’ın dışa dönük yüzü, sanatkâr ve bestekar Haluk Levent’e devlete güvendiklerinden daha çok güvendiler.

Mazeretleri vardı.

Haluk Levent yardım paralarıyla bahis oynadığı suçlamasıyla gözaltına alındı.

Biz ‘yardım etmenin güzelliğini keşfetmiş bir toplum’duk.

Hala öyle miyiz?

Bu gibi hadiseler insanları soğutuyor.

Sadece Ahbap’tan değil, yardım etmenin güzelliğinden de soğutuyor.

Artık şüphe ediyoruz ve maalesef şüphe etmekte mazuruz.

YORUMLAR (10)
10 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.