Küresel vicdanın “Ey Trump” deme zamanı

Liderlere yönelik “Ey”li çağrılar bizim geliştirdiğimiz bir tavırdı. “Ey Sisi”, “Ey Netanyahu” gibi çağrılarımız oldu.

ABD ve İsrail’in, Trump – Netanyahu iradesiyle İran’ın üzerine çullandığı son savaşta, Türkiye “orta nokta”yı tercih etti. Netanyahu ve İsrail’i zaten Gazze vahşetinden beri hedefte tutuyorduk. Ancak Trump’la daha farklı bir ilişki tarzı vardı. Orası “Dostum” çerçevesinde ilerlemekteydi. Acaba ara yerde durarak , iki tarafa da bir şeyler söylemek suretiyle bölgedeki savaştan etkilenmeden, bölgenin de en az etkilenmesine katkıda bulunmak mümkün müydü?

Amerika – İsrail ikilisi, savaşı 28 Şubat’ta başlattı. New York Times’ın haberine göre Beyaz Saray’da Trump’a İran’ı çökertmenin zor olduğu anlatılmıştı. Ancak Trump, “kurumsal şüpheler ya da askeri çekincelere göre değil, kendi içgüdüsü ve Netanyahu’nun çizgisiyle kurduğu siyasi uyum”la karar vermişti.

Buna göre “İran liderliği tasfiye edilir, askeri gücü imha edilirse rejim çöker, iş biterdi.”

Olmadı. Trump, 28 Şubat’ta savaş başladığından bu yana defalarca “Zafer” ilan etti ama olmadı. Kursağında kaldı.

İran, neredeyse sistemin başı Ayetullah Hameney dahil tüm üst kadro, ortadan kaldırılmasına rağmen direniyor ve üstelik savaşın tüm dünyaya pahalıya mal olacağının örnekliğini sergiliyor.

ABD gibi dev bir savaş makinasını kontrol eden ve çabuk zafer bekleyen üstelik megalomanisi tavan yapmış bir adam, çıldırmasın da kim çıldırsın.

Dünya savaş süresince “Trump çılgınlıkları” diye nitelenebilecek bir küresel manzarayı seyrediyor.

En sonu önceki gün yaşanıyor bu çılgınlık gösterisinin. Trump bir sosyal medya mesajında “Gece saat 0.02’de İran medeniyetini yok edeceğini” ilân ediyor. Metin şöyle:

“Bütün bir medeniyet bu gece yok olacak, bir daha asla geri gelmemek üzere. Bunun olmasını istemiyorum ama muhtemelen olacak. Ancak artık tam ve eksiksiz bir rejim değişikliği yaşandığına göre, daha farklı, daha akıllı ve daha az radikalleşmiş zihinler öne çıktığında, belki devrim niteliğinde harika bir şeyler olabilir, KİM BİLİR? Bunu bu gece öğreneceğiz; bu, dünyanın uzun ve karmaşık tarihindeki en önemli anlardan biri. 47 yıllık zorbalık, yolsuzluk ve ölüm nihayet sona erecek. İran’ın büyük halkını Tanrı korusun!”

Mesaj yayınlanıyor ve bütün dünya ortaya nasıl bir çılgınlık çıkacağını düşünmeye başlıyor. Ne yapacak, atom bombası mı atacak, hangi şehre atılacak, 9 milyonluk ülke bununla pes eder mi, medeniyet nasıl yok edilecek, bu savaş suçu değil mi, bu insanlığa karşı suç değil mi, Amerika, Nagazaki- Hiroşima’dan sonra bu cinayeti de işler mi?

Neyse, gece ilerliyor ve sabah olduğunda 15 günlük bir ateş-keste anlaşıldığı ilan ediliyor.

Evet bu da tahmin edilmişti, bir şekilde iki tarafın da rahatlayacağı bir formül bulunur ve “Trump çılgınlığı”na mahal kalmaz. Dünya artık “Trump’ı durdurma”ya değil “Trump’ın çılgınlık nöbetlerini aşabilme”ye çalışıyor. Klinik bir vak’a çünkü olay. Ne yazık ki dünyanın en süper gücü, böyle bir klinik vak’anın kendi egosunu deneme alanı haline gelmiş bulunuyor.

Küresel vicdanın “Ey Trump” deme zamanı” dedim yazının başlığında. Birleşmiş Milletler mi o vicdan? Bir açıklama geldi oradan “Savaşın da bir hukuku var” şeklinde. Ama bu uyarılar Trump – Netanyahu vandallığını dizginleyemiyor. İnsanlık nerede ise, Trump tiplemesinin kendi kendine “bu çılgınlığı yapmayacağı varsayımı”na bel bağlar noktaya geldi. Ya yapsaydı? Dün gece İran’ın tüm medeniyet varlığını yok edecek bir çılgınlığa imza atsaydı… Güvenliği pamuk ipliğine bağlı bir dünyada yaşıyoruz.

TACO” deniyormuş Trump’a Amerika’da. “Trump always chickens out - Trump her zaman tavuk gibi kaçar”ın kısaltması.

HAD BİLDİRME TIRMANIŞI

İBB Dâvâsı ilerliyor. Tabii ki gergin ilerliyor. Ortada 4 bin küsur sayfalık bir iddianame var. Bir de o iddianamenin “çöp olduğu” görüşünde olan, başta İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu olmak üzere bir dolu sanık.

Bu iddianame ile insanlar içerde tutuluyor ya da yargılanıyor. Savcı iddianamesine sahip çıkacak, yargılananlar da kendileri açısından gerçeği açıklayacak ve iddianameyi çürütecek.

17. gün duruşmalarında savcı İmamoğlu’na “Dün duruşmada ‘İddia makamı bir suç örgütüdür’ demişsiniz. Yargılamaya gölge düşüren, savcılığı baskı altına almaktan vazgeçin” diye başlıyor söze. İmamoğlu ise, “Böyle bir diyalog doğru mu? Kabadayılık bu.” tepkisi gösteriyor. Bunun üzerine savcı “Kabadayılık falan olmuyor. Bakın, haddinizi aşarsanız haddinizi bildiririz” diye hitap ediyor.

Bunlar gerilim işaretleri. Aslında böyle bir dâvâda olması muhtemel şeyler. Savcı karşısında Türkiye’nin en büyük ilinin belediye başkanı ve ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayını değil, casuslukla, suç örgütü liderliği ile suçladığı insanları görüyor, bunun psikolojisi ile hareket ediyor, suçlananlar ise, kendilerini büyük bir hesaplaşmanın hedefinde hissediyor. Suçlananlar azıcık suçluluk duygusu yaşasalar, yargılamada ezilir, büzülürler. Görüldüğü kadarıyla bu iş öyle değil. O yüzden de dâvâ çok çetin geçecek. Savcılık bu tür gerilimlere hazır olmalı. Ve doğrusu “Had bildirme” gibi tavırların içine girmekten kaçınmalı. O “yargı adamı dili” de değil “devlet adamı dili” de çünkü.

YORUMLAR (14)
14 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.