DERSAADET’te Gérard de Nerval’le mezhep kavgası

Gérard de Nerval, 1808 doğumlu ünlü bir Fransız yazar. 1 Ocak 1843’te Marsilya’dan çıkıp Malta, Mısır, Suriye, Kıbrıs, İstanbul ve Napoli’yi kapsayan uzun bir seyahat yaptı. Bu seyahate ait izlenimlerini –buna Avrupa’ya ait seyahatleri de ekleyerek- Doğu’da Seyahat (Voyage en Orient) adıyla 1851’de yayımladı. Zaman zaman asabî buhranlar geçiren, akıl hastanesinde tedavi gören Nerval, 26 Ocak 1855’te Paris’te Vielle-Lantarne Sokağı’nda bir meyhanenin penceresine asılı olarak bulundu. İntihar mı etti, öldürüldü mü? Burası meçhul!.. Aynı zamanda masondu!. İlginç bir hayat hikâyesi var!..

Konumuz, Nerval’in ilginç hayat hikâyesi değil elbet. Asıl onun Voyage en Orient adlı kitabından bahsedeceğiz. Çünkü Nerval, 1843’te İstanbul’a gelmiş, eserinde bu şehre ve şehirdeki sosyal hayata ilişkin izlenimlerini anlatmış. Fransız seyyahın pâyitahtta yaşadığı bir mezhep tartışması var ki asıl o ilginç!..

***

Nerval, 24 Temmuz 1843’te İstanbul’a Galata rıhtımından adım atıp, Dersaadet’in sokaklarını arşınlarken pek çok ulus ve dinin bir arada yaşamasını –sanki bir karnavaldaymışçasına- hayranlıkla izler… Ramazan günleri, Göksu, paşa konakları, Kapalıçarşı, mezarlıklar, Beyoğlu, kahvehaneler, Karagöz ve meddah gösterileri, cenaze merasimleri…

Bunlar bir yana, Nerval’in İstanbul’da yaşadığı bir olay, İslâm dünyasını bugün de kasıp kavuran ‘mezhep taassubu’nu yansıtması bakımından önemlidir. Olay şöyle gelişir: Fransız seyyah, Dersaâdet’te koca bir çınarın altında oturup dinlenirken, bir Osmanlı paşasıyla tanışır. Kısa bir sohbetten sonra paşa, bu Batılı seyyaha ve çınar altında oturanlara yakındaki bir kahveden soğuk içecekler ısmarlar. Kahveci, paşanın emri üzerine çınar altında oturan herkese içecek dağıtır; ammaa Nerval’e vermez. Nerval’in yanındaki arkadaşı, kahveciye, dostuna neden içecek vermediğini sorunca, külhanbeyi kahveci hiddetle;
-Ben bir kafire hizmet etmem, bre diye kükrer…
Haydaaa aldın mı başına belâyı Nerval Efendi!.. Ammaa Nerval Efendi de asabî!.. Aynı hiddet ve şiddetle:
-Kafir mi, kâfir sensin, köp.... köpek, diye cevabı yapıştırır.-
Yumruklar sıkılır, hır-gür… Ne ise araya girip tarafları ayırırlar. Daha sonra meselenin aslı anlaşılır. Meğer bizim ehl-i sünnet ve’l-cemaat bıçkın kahveci, Nerval’i, İranlılar gibi giyindiği için Şiî sanmış ve ol sebeple ‘bre kafir deyüp’ hücum eylemiştir. Fransız seyyah, bu mezhep taassubu karşısındaki şaşkınlığını; ‘Sünni bir Müslüman olan bu dini bütün adamın hakaretini, üzerimdeki, beni Hz. Ali taraftarı ya da Şii gibi gösteren İran kıyafetine yönelttiğini aklımın ucundan geçirmemiştim’ sözleriyle dile getiriyor. Allah’tan sonra Nerval Efendi’nin Şiî değil bir Frenk olduğu anlaşılmış da olay tatlıya bağlanmış. Frenk olmasaymış soğuk şerbeti içemediği gibi üstüne bir de dayak yermiş kesin..

***

Hazin! Ama daha hazini Nerval’in bir Şiî değil de Frenk olduğunun anlaşılması üzerine meselenin tatlıya bağlanabilmesi! Demek ki Müslümanlar mezhep konusunda birbirlerine daha sert olabiliyor! Fransız seyyah da; ‘Bu olayı, aşağı sınıflarda hâlâ çok güçlü olan bağnazlığı belirtmek için söz konusu ettim ve bu bağnazlık Avrupalılara daha ılımlı yöneldiği hâlde, çeşitli mezhepler arasında çok güçlü bir şekilde kendini gösteriyor.’ sözleriyle aynı tespiti yapmış.

O gün, Nerval’e –Şiî sanarak- saldırıp, Müslüman kardeşlerini kolayca kâfirlikle itham eden bıçkın ‘kahveci’ tipler bu gün de yaşıyor… Üstelik, sadece mezhep hususunda değil bu taassup! O ‘kahveci taassubu ve uslûbu’ bir Müslüman’a yakışmıyor!.. Nerval’i şaşırtmıştınız, bari torunlarını sevindirmeyin!..

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum