Kritik günlerden geçerken...
28 Şubat’ta İsrail ve Amerika’nın hava akımlarıyla başlayan savaş dün itibarıyla bir ayını geride bıraktı. Eğer Türkiye, Pakistan ve Mısır’ın kolaylaştırıcılığındaki süreç 6 Nisan’da nihai sonucuna, yani ateşkese ulaşmazsa savaşın daha da derinleşmesi, daha da yaygınlaşması kaçınılmaz görünüyor.
Bir yandan Amerika sınırlı da olsa karadan bir müdahaleye hazırlanırken ve İran’ın sivil altyapısını hedef alacağını söylerken, diğer yandan İran Hürmüz Boğazı’nı tamamen kapayacağını ilan ediyor. Suudi Arabistan ve BAE de belli ki savaşa fiilen katılmayı planlıyor. Yakın zamana değin görece sessiz kalan Husiler Kızıldeniz trafiğini engellemeyi hedefliyor.
Etkilerini bölgesel boyutta hissettiren, Lübnan’dan Irak’a ve tabii ki Basra Körfezine yansıyan savaş, eğer bir an önce sona ermezse tam da İsrail’in istediği, arzu ettiği gibi muhtemelen bizim dışımızdaki tüm potansiyel hasımlarına yıkım getireceğe hem Arap dünyasını hem de İran’ı derinden sarsacağa benziyor.
Sahada cephanelerin tükenmesi, ağır mali külfetlerin doğması, Trump’ın kendi ülkesinde giderek daha fazla zorlanması, İsrail’in tahmin ettiğinden daha ağır bir bedel ödemeye başlaması, inisiyatif üstünlüğünün İran’a geçmesi gibi nedenler ateşkesin sağlanabileceği konusundaki umutları güçlendiriyor.
Masada ise aynı şeyi söylemek zor. Çünkü tarafların basına sızdırılan karşılıklı taleplerinde ortak bir nokta bulmak neredeyse imkânsız. Amerika’nın Pakistan üstünden ilettiğini bildiğimiz 15 maddelik talep listesi İran açısından kayıtsız şartsız teslim hükmünde. 5 maddeyle özetlenen İran teklifi de Amerika’nın kolay sindiremeyeceği mahiyette.
Mesela Hürmüz Boğazı üstünde topyekûn egemenlik iddiasının Amerika, bölge ülkeleri ve Boğazı kullanan diğer devletler tarafından kabul edilebilmesi bana pek mümkün görünmüyor. Ayrıca İran imzalamamış olsa da 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin uluslararası boğazlara ilişkin maddeleri de İran’ın taleplerini desteklemiyor.
Yine de istenirse, özellikle de Amerika İsrail adına da garanti verip İran’a bir daha saldırmayacağını taahhüt ederse, bir de bu garanti savaşın yayılmasından ve enerji fiyatlarının artışından zarar gören Avrupa Birliği tarafından güvence altına alınırsa, ateşkesin sağlanması, onu takiben de bir barış antlaşmasının imzalanması mümkün.
Umarım taraflar Türkiye’nin Hürmüz Boğazı’ndan geçişe ilişkin önerilerini ve diğer telkinlerini ciddiye alırlar. Başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa’nın belli başlı ülkeleri, ama tercihan AB bir bütün olarak varılacak uzlaşmaya kefil olurlar. İhlali halinde ihlal eden tarafa karşı -bu İsrail ve Amerika dahi olsa- bir tür yaptırım uygulayacaklarını açıklarlar.
Foreign Affairs’e katkıda bulunan Ellie Geranmayeh AB dışında Çin ve Rusya da garantör olsun deyip denkleme iki imkansızı eklemiş ama bence AB’nin tek başına vereceği etkin garantiler çatışmanın sonlandırılması için yeterli olabilir. Bir de AB cesaret edip ateşkes halinde İran’a uyguladığı yaptırımların aşamalı kaldırılacağını açıklarsa, bu İran’ın beklediği tazminata tekabül eden çözümün zeminini hazırlayabilir.
Ama hayale kapılmayalım. Bunlardan hiçbiri bölgeye kalıcı barış getirmez. İsrail fırsatını bulursa yine İran’a saldırır, Amerika bundan sonra da İsrail lobisi tarafından yönetilir. Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Bahreyn ve hatta Umman İran’dan tehdit algılar, İsrail ile iş birliği imkanları arar. İran da kolay kolay değişmez. Belki nükleer silahlanmadan vazgeçer fakat vekillerini terk etmez, uzun erimli füzelerini elinden çıkartmaz.
Tüm sorunların anası Filistin sorunu da var olan koşullar altında olsa olsa ancak yönetilebilir. Belki Gazze halkının acıları biraz olsun hafifletilebilir. Batı Şeria’dakiler daha rahat bir hayat yaşayabilir. Doğu Kudüs az da olsa huzur bulur. Lübnan daha az acı çeker. Ama parametreleri 7 Ekim 2023 itibarıyla yerinden oynayan iki devletli çözüm korkarım gerçekleşmez.
Ben Dışişleri Bakanı Fidan’ın ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından Türkiye’nin de bu gerçekleri gördüğünü, kendi çıkar ve beklentilerini korumak için inisiyatifler geliştirdiğini, hayale kapılmadığını düşünüyorum. Arabuluculuk çabalarının sonucu ne olursa olsun, Türkiye’nin bu savaşa sürüklenmemesi, caydırıcılığını her alanda ve herkese karşı arttırması, ulusal hava savunmasını daha da güçlendirmesi gerektiğine inanıyorum.
