Trump şaşırtmaya devam ederken…
Trump bundan 9 yıl önce iktidara ilk geldiğinde NATO konusunda söyledikleriyle dünyayı şaşırtmış ama istediklerinin yapılması ve hoş tutulmasıyla sorunlar aşılmıştı. Amerika Avrupa güvenliğine katkısını sürdürecek, Avrupa da daha fazla katkıda bulunacaktı. Geçtiğimiz yıl bugünlerde koltuğu bir kez daha devraldıktan sonra da beklenti aynı yöndeydi.
Başta İngiltere’ninki olmak üzere Avrupalı liderler iltifat ve biatla Trump’ı kontrol altında tutabileceklerini düşündüler. Onu hoş tutmaya, Gazze’ye kayıtsızlığını, İran’ı bombalamasını, en son da Venezuela’ya yaptıklarını görmezden gelmeye çalıştılar. Kanada’dan ilhak, Danimarka’dan toprak, Panama’dan kanal taleplerini şaka diye algıladılar. Gümrük vergilerini arttırmaya kalkınca pazarlık etmeyi, onun ruhuna uygun şeyler söylemeyi seçtiler.
Avrupalı liderler Amerika pazarından ve nükleer şemsiyesinden yararlanmayı diğer her şeyden daha çok önemsediler. Ukrayna savaşı sayesinde Amerika’yı kıtalarında tutabileceğini varsaydılar. Belki de kendi içlerindeki dengenin bozulabileceğinden, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında başlayıp günümüze kadar süren Avrupa ahenginin sona erebileceğinden endişe ettiler.
Ancak tepkisizlikleri sonunda toprak taleplerini getirdi. Trump ve yönetimi Venezuela sorununu kendi istedikleri gibi çözdükten hemen sonra dikkatini Grönland’a vermeye başladı. İstenen adanın satın alınması, o da olmazsa güç kullanılarak ele geçirilmesi. Danimarka satmak, görünen o ki Grönland da satılmak istemiyor. Avrupa’nın belli başlı ülkeleri ise sembolik jestler ve açıklamalarla işgali durdurmaya çalışıyor.
Trump da karşı çıkan yedi Avrupa ülkesine bir kez daha yaptırım uygulamaya hazırlanıyor. Gümrük vergilerinin arttıracağını söylüyor. Muhtelif biçimlerde bu ülkelerin liderlerini hedef alıyor. Oysa hepsi de uzlaşmadan yana. Danimarka satarım dese rahatlayacaklar. Durumu bir süre daha idare edip Amerika’ya güvenebileceklerini sanmaya devam edecekler. Çok olasıdır ki içlerine dönüp sığınmacılarıyla, “yabancılarıyla” uğraşacaklar.
Ama anlamaları gerekiyor ki Amerika’nın caydırıcılığı artık sona erdi. Muhtemel bir savaş sırasında, diyelim ki çok çekindikleri Rusya’nın kendilerine saldırması halinde, Amerika destek verecek olsa dahi bu desteğin geleceğine Rusya’nın inanması, bu nedenle saldırmaktan vazgeçmesi mümkün değil. Trump açıklamaları, doktrini ve uygulamalarıyla Avrupa’nın hasımlarının zihninde oluşabilecek caydırıcılık fikrini çoktan yıktı.
Aslında Trump ve ekibi Avrupa’yı da yıkmak için çaba harcıyor. Bariz bir şekilde AB içindeki kutuplaşmalara, Almanya’nın yeniden silahlanmasından duyulan tarihi korkulara oynuyor. AB’ye değil onun parçalarına yaptırım uygulaması bunun en açık göstergesi. Avrupa sağını güçlendirmek, nativismi yani ırkçılığı beslemek, “Great Replacement” anlayışını iyice yerleştirmek istemesi de öyle.
Umarım Avrupalı liderler dünkü New York Times’a görüş bildiren düşünce kuruluşu GMF’den Ian Lesser’in kehanetini haklı çıkartacak adımları atıp kendilerini bir kez daha Trump’ın daha doğrusu Amerika’nın insafına ve iyi niyetine bırakmazlar. Karşılarında Norveç Başbakanı’na bana Nobel vermezseniz böyle olur işte mealinde mektup yazabilen özel bir kişilik olduğunu unutmazlar. Rusya ile barışmayı, dünyayı çok kutuplu hale getirmeyi öncelerler.
Biz de böylesi bir dünyada hem daha rahat ederiz hem de gerektiğinde farklı kutuplara dayanmayı seçeriz. Çok büyük bir olasılıkla da askeri gücümüz, giderek artan küresel ağırlığımızla ve hep beklediğim fakat bir türlü gerçekleşmeyen içsel değişimimizle, hukukun üstünlüğü alanında atacağımız adımlarla Avrupa kampının içinde yer alırız. Bir de belirsizliği yönetmeye, çıkarlarımızı optimize etmeye, gücümüzü ve etkimizi pekiştirmeye çalışırız…
