Düşünce dövülmekle kalmaz kovulur

Katı bir tarafgirliği söyleyen tavırların kıskacındayız. Oluşan algı kesin ve keskin: Bizden olmayan kötüdür. Karşılaşmalarla anlarsınız ki düşman görüldüğü durumlar da az değildir.

Bu hal, Türkiye için yeni değildir. Yeni olan derecesidir. 12 Eylül’den sonra dövüşen taraflar yumuşamış ve birbirine yaklaşmıştı. Özal’ın dört eğilimin partisi olma düşüncesiyle yola çıkması bundan dolayı mümkün olabilmişti. Bir ölçüde başarılı olduğu da söylenebilir. Şimdiki kaskatı ortama rağmen her partide her tip adamın bulunması o zamanın alışkanlığıyla bugüne kadar geldi.

Türkiye, Erdoğan’a kadar şu veya bu ölçüde herkesin birbiriyle az çok konuşabildiği bir ülkeydi. Yine kompartımanlar vardı. Çekilmiş kalın duvarlar, en azından o eğilimlerden bazı kesimler arasında aşılabiliyordu. Şimdi kapatılmak istenen bu kapıdır dense yanlış anlamadır denemez.

İHMAL ETTİĞİMİZ ANLAMA DENEMELERİ

İyi de buraya nasıl geldik?” sorusunun hepimiz muhatabıyız. Suçlama kolaydır. Bizim derdimiz anlamak.

Dine dayalı devletler çağının imparatorluğu Osmanlı Türkiyesinde dinden gidenlerin devlette merkeze hâkim olmaları mümkün değildi. Bunu ısrarla hatırlatıyorum. Eğitim öğretimde ve dolayısıyle bürokraside her zaman ağırlıkları vardı. İhtilallerde başı çekerlerdi. Devlet zayıfladıkça siyaseten de güçlendiler. Cumhuriyet’le merdiven altında kapalılık örtüsüyle başka bir sertliğe büründüler.

Sürece bakarsak, son yetmiş yılın Türkiyesinde en keskin olanlar solcularımızdı. 1964’ten itibaren “ortanın solu”nu takip eden, solun şemsiyesi CHP’de rejimin sahibi görünmenin rahatlığı yer yer tavizsiz ve kırıcı oldu. Hizipler, bölünmeler ve renk farkları durumu değiştirmedi. Ecevit gibi geniş düşünen, hemen herkese yakın durabilen bir figürün liderliğine rağmen ana kitle kendini sorgulamadı. Dönüştürmek istedikleri milletin yapısını anlamayı seç(e)medi.

CHP, üstenci davranış yanlışıyla yenildi. Yenilgisini anlamadı. Bu sefer yeni bir yanlışın içine düştü. Kuruluş ilkelerinden uzaklaştı. Şimdi de PKK-Dem çizgisine yakın görünüyor.

GEÇMİŞ KENDİ ŞARTLARINDA ANLAŞILIR

Cumhuriyet’in kuruluşu da keskindi diyenler doğru söylüyorlar. Unutulmasın, yakılmış yıkılmış bir memleket, harap bitap düşmüş bir topluluk halindeydik. Sağ kalan bir avuç yetişmiş insanla yeniden kuruluş kolay değildir. Yokluklar, yoksulluklar, hastalıklar ortasında mucize kabîlinden işler görüldü.

Yaşadıklarımıza soğukkanlılıkla bakalım. Özellikle 1960’tan sonra muhalefetteki CHP’den bir kesimin ve ordunun, bu iki öbeğin üstten bakışı Türkiye’nin enerjisini çalmakla kalmadı, kendisinden beter antisini de hazırladı. Etki tepkiyi güçlendirdi. Cemaatler, oy gücüyle sağ partilerden destek aldı. Gizli açık güçlendiler. Tavır açıktı: Osmanlı yenileşmesinin devamı Cumhuriyet değerlerinin karşısındaydılar.

Burada dikkat edilmeyen bir büyük iş var: Türk devletlerinde belki bin yılda olmayan oldu. Şimdi dinden yürüyen fanatiklere kadar her renkten olanlar devletin başında, merkezdeler.

12 Eylül’ün ezdiği sağ ve sol gruplarda da değişmeler oldu. Sol her zaman kaynar. Milliyetçiler bocalamadaydı ve küskündü. Önemli bir bölümü dinî renge katılarak içlerinde saklanan devlete-orduya mesafe koyma fikrini onlar üzerinden tatmin etmeye başladılar ve onlardan oldular. Kırılmalar peş peşe geldi.

HİPNOZUN HİPNOZU

Erdoğan rejimi, fay hatlarını derinleştirdi. Her zaman kutuplaşmaya oynadı. Yumuşamayı berhava etti.

Geldiğimiz yer dehşettir. Birileri “Biz Müslümanız” diyor. İyi de öteki ne? Bir diğeri “CHP’ye oy verilmez” diyor. Bakıyorsunuz öfkesi duvarlar örmüş. “Niye?” desen söyleyecek üç cümlesi yok. Müthiş bir ağ kurulmuş görünüyor. Bildiğimiz medya ağlarının ulaşamayacağı etkililikte bir ağ.

Bir merkezden üflenen mesajlar ânında bütün memlekete yayılıyor ve koro halinde aynı şeyler anlamadan söyleniyor. Düşünmeye zaten yer yok. Soru sorulmuyor. “Acaba öyle mi?” diyene küfreder gibi bakılıyor. Benim bitmeyen hipnoz dediğim bu.

FİKİRLER DEĞİL İNANÇLAR KONUŞUYOR

Ekranlara bakın, gazeteci kılıklı adamlar bile “inanıyorum” diyerek söze başlıyor ve bitiriyorlar. Kardeşim, bu inanç meselesi değil, düşünme meselesi diyen de yok. İnançları kolay tartışamazsınız. Adam birine inanıyor. Onun dediği ve yaptığı her şeyi de inanç meselesi sayıyor veya sanıyor. Gel de karşı çık! Tanrı buyruğu gibi.

Tanrı buyruğu senin benim anlamama bağlı diyen yok. Din alanı çok bilen, çok kültürlü olanların elinde değil. Artık siyasetin elinde. Yetişmiş uzmanlar da Diyanet’e, siyasete, temsil alanına yaklaştırılmıyor. Papağan gibi yüzünden Kur’an oku yeter. İstedikleri gibi anlıyor ve size de din budur diye dayatıyorlar.

Hâsılı, bir uçtan bir uca geçe geçe gidiyoruz. Güzel ülkemde din soslu keskinlik laikçi keskinliği dövüyor. Döver, çünkü din girdiği yerde üste çıkar. Laiklik nasıl laikçilikten başka bir şeyse, din de bu yeni keskinlerin dediğinden başka bir şey.

Siyasette, camide, Meclis’te, meydanda, tekkede, evde, sokakta Tanrı adına konuşanlar ensemizde boza pişirmeye devam ediyorlar. Bakalım Allah Allahlığını kimseye bırakmaz diyenleri ne zaman duyacağız?

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.