İçimizde huysuz atlar kişniyor
Ortalama insan kendi çıkarıyla sınırlı hale gelmeye yatkındır. Toplu yaşamanın kuralları olmasa bu ego mahşerinde olacakları hayal edin. Ormanın kanunu aranır hale gelir. Hayvanlar âleminin düzeni, iki ayaklı canlının ileri örneği halinde algılanır. Yine de bu düzensizlik düzen haline gelemez. Yerleşmez, gelenek haline gelmez.
İnsanın olduğu yerde, aşiretten devlete kurallı yaşamak vardır. Yazılı olmayan kurallar daha güçlüdür. Gelenekler-görenekler, teâmüller kanunların üstündedir. Toplum yapılarının asıl harcı yüzyıllar içinden süzülerek gelen yaşama değerleridir. Bu harç dökülürse kanunları yan dolanmanın yolları aranır. Sistem sarsılır, kurallar kolay kolay uygulanamaz.
Türkiye’nin böyle bir devreyi yaşadığını söylemek ağır bir hüküm olmaz.
GELENEKLERİNİZ KADAR DEĞERLİSİNİZ
Bizde yüzyıllardır şunu veya bunu değiştirmenin mantığından ve gerekliliğinden çok, doğrudan doğruya gelenek düşmanlığı edilmiştir. Tartışma uzarsa başlangıç düşüncesi unutulur ve konuşmalar kör kavganın şu veya bu sloganlarına dönüşür. Kafalardaki düzenin anarşisi başlar ki dehşettir. Düşünmenin, anlamanın prangasıdır.
Sakin bir kafayla bakan görür: Medeniyet değiştirmelerinde ilk planda toplu kabuller ve reddedişlere yol açılması anlaşılır bir durumdur. Sonra bir dengeye girer ve gelenek unsurlarından bazıları güçlenerek yapıya dâhil edilir. O harç kolay elde edilmemiştir ve devre dışı bırakamazsınız.
Biz bunu tam yapabilmiş görünmüyoruz. Hem reformcularımız, hem de dinden yürüyenlerimiz gelenekle barışık olmadılar. Bana öyle geliyor ki bu iki taraflı hücum toplumun ayarlarını bozdu.
SANA YASAK BANA SERBEST
Sıkça “Topyekün bozulma” dediğim, ölçülerden boşanmadır. Söze bakınca pek bir şeyin değişmediğini zannedersiniz. Kuru kuru tekrarlanır. Dediği ve ettiği ayrıdır. Hatta tam tersidir. Cami adamlarından pıtırak gibi biten cemaatlere ve siyasete kadar zincir böyle bağlanır.
Sonuç savaş meydanında kalanlardan beterdir: Doğru davranışlar yanlışlarla yer değiştirir. Hak duygusu kaybolur. Ayıbı, yasağı, utanması-sıkılması kalmaz. Hadi din diliyle söyleyelim, helâl-haram bilinmez olur. Hatta bunlar şimdi olduğu gibi din adına, şu veya bu ideoloji adına yapılır hale gelir. Toplum da normal karşılamaya başlar ve iktidar verdiği gücü bile hiçbir şekilde cezalandırmaz olur.
Buradan her tür kötülük doğar. Nitekim doğuyor.
Herkes herkesten ve her şeyden şikâyetçi. İçimizde huysuz atlar tepiniyor. Onları kim yetiştirdi düşünmüyoruz. Cezalandırılma endişesiyle kabahatini ötekine atan çocuk psikolojisini düşünün. Kendi yaptığını örtecek veya cezasını yükleyecek yer arar. Yaptığımız odur.
Hele bunlar teşkilatlı hale gelir ve sistemli yayılırsa yandınız. Zamanla nereye evrileceğini ve neye dönüşeceğini tahmin etmekte bile zorlanırsınız. Bizim adamcılığın, nepotizmin, her türlü kayırmacılığın getirdiği yerde bilmenin, anlamanın değeri yoktur. Mafyalaşmalar, çeteleşmeler, çalma çırpma alır başını gider. Hak hukuk birilerinin iki dudağı arasındadır ve çiğnenmesi olağandır. Düzensizlik düzeni her türlü pisliği doğurur.
PİSLİK PİSLİĞİ ÇAĞIRIR
O cenahın veya bu cenahın linç timleri kurtarılmış sandıkları bölgelerinde racon keserler.
Linç için balta elde bekleyenlerin korkuları düzendir. Düzenleri olmayanların memleket dertleri de yoktur. Ruhları ezme şehveti esir almıştır. Eldeki baltayı indirerek rahatlamak isteyecek ve azgın psikolojisini tatmin edeceklerdir. Dönmek isteseler de dönemezler. Linç alışkanlığının kumardan farkı varsa da azdır. Doyumu yoktur. Biliniz ki kan kana susatır. Mahvedecek veya o yolda bilse d mahvolacaktır.
Yıllardır kendime sorduğum sorular var. Ortaklaştığımız değer kalmamak üzere toplu hücumların ardı arkası kesilmiyor. Bunları nasıl durdurabileceğiz? Cevabını aceleyle arayacağımız soru bu. Diri ümidimizi sulamaya devam edeceğiz. Bizden ümit kesilmez. Düştüğümüz yerden kalkarız. Buna şüphe yok. Bu hücumlar da uyandırır, ona da şüphe yok. İyi tarafından bakarsak kötü gidişin tesellisi de bu.
BÖYLE DE UYANILIR
Topluma bakacağız. Muhatabımız birinci dereceden halktır. Bilelim ki biz ne isek yönetenler de o. Maalesef ahlaksız bir toplum olduk. Faraza bir siyasetçi çıkıp, "Ben devletin parasını kimseye yedirmem. Rüşvete, hırsızlığa, sahteliğe, kandırmacılığa son vereceğim!" dese ne olur dersiniz? Bu haliyle bu toplum o adamı sandığa gömer. Asıl problemimiz bu sosyal bozgundur.
Kendimiz gibi olanları seçiyoruz. Günü kurtaralım da ne olursa olsun derdindeyiz. Kolaya, yanlışa ve kötüye yöneliyoruz. Hak hukuk hak getire. Din-iman hak getire. Pozitif ahlâka bakan yok. Bilgi görgü zaten yok. Din deyince zaten ahlâkı değil içi boş üç beş ritüeli anlar hale geldik. Yine söyleyeceğim, “Büyük bozgun” dediğim budur. Yangına körükle gitme bu tür bir sahteciliktir.
Halkın neden böyle davrandığını bütün yönleriyle araştıran sosyologlar, sosyal psikologlar başta ilim erbâbı olacak. Objektif bakışla bunları anlayacağız. Sonra dönmeyi tartışacağız. Dünyaya hükmettiğimiz dönemlerde olduğu gibi iyiyi öne geçirecek bir anlayışa ihtiyacımız var.
Yoksa bizi hep kötüler idare eder.
