Bazılarının hayatı dubara

Yönetmen dostum Sinan Çetin'den duymuştum. Bir reklâm görüşmesinde tatilden laf açılınca Ajda Pekkan köpürmüş. "Tatil de ne ayol, maaşla çalışan fakirler tatil yapar, biz fakir miyiz" filan diye.

Çok kazanıp film gibi hayatlar yaşamış namlı bir sinema yönetmeniyle bir pop star arasında geçiyor, dikkatinizi çekerim.

Ben, yaz tatili yapmak zorunda olan bir ailede büyüdüm. Çocukluğumda tatil, memlekete gitmekti. Ya otobüs ya kara trene cümbür cemaat doluşup, Kayseri'den Bingöl'e. Bütün yıl, planı yapılırdı. Şimdi anlıyorum, fakirliktenmiş (!)

Bazılarının hayatı, tatil. Ayrıca hayalini kurmaları gerekmiyor.

Tatil anlayışlarımız değişebildiği gibi dürüstlük anlayışlarımız da farklı.

Meselâ bazılarının hayatı, yalan. Ayrıca kurmaları, kurgulamaları, tasarlayarak palavra sıkmaları gerekmiyor. Ağızlarına yuva kurmuş, her konuştukları yalan. Su gibi yalan atmakta değil doğruyu söylemekte zorlanıyorlar, epey çaba istiyor.

Bir dediği diğerini tutmayan yalan makinelerine, en çok medya ve siyasette rastlarsınız.

5 yıl önce Mehmet Şimşek'i faizci, hain, tefeci lobisi, dış güçlere çalışıyor, mandacı diye karalıyorlardı. Suçu, faizi indirmeye direnmesiydi.

Enflasyonla büyüme balonu, fena patlayınca Şimşek, göreve çağrıldı. Ekonomiyi çıkmazdan kurtarsın diye. O da faizi, tekrar yukarı çıkardı.

Fakat bakıyorsunuz; dün yerden yere vuranlar, şimdi Mehmet Şimşek'i baş tacı ediyor.

Ülkeyi batırmamışlar da şahlanışa geçirmişler, zaman onları haklı çıkarmış, dedikleri doğrulanmış gibi tafra satmazlar mı bir de!

Herkesin hayatı, tatil ya da yalan değil. Bazı insanların hayatı da hukuksuzluk.

Planlamaları gerekmiyor. Hak, hukukla kendiliğinden yan yana gelemiyor, bir arada olamıyorlar.

'Namazın kazası olur ama bu seçimin kazası olmaz' deniyordu ya... Her seçimin de kazası var aslında. Fakat geciken adaletin kazası, telafisi yok.

Son örnek, İYİ Parti lideri Akşener'e FETÖ üyeliği soruşturmasında verilen takipsizlik.

'Bindiği uçakların yolcu listesinde aradık taradık, aynı baz istasyonlarından telefonu sinyal vermiş mi diye bakmadık yer bırakmadık, altını üstüne getirdik, hayatını didik didik ettik, FETÖ'cülüğünü ispatlamak için 7 yıldır çok uğraştık ama bir bağını, irtibat veya iltisakını bulamadık; elde bir gizli tanığın ifadesinden başka hiçbir şey yok, o da delil olmuyor; suçsuz yere adı lekelenmesin, yargısız infaza uğramasın diye 7 yıl sonra takipsizlik vermeye mecbur kaldık' tadında bir gerekçeyle açıklandı.

İki şey sorduruyor:

Savcılık, bu alışılmadık izahata niye gerek duydu, hayırdır inşallah; bir.

Akşener; bu soruşturma kullanılarak 7 yıl boyunca karalanırken, hakkında kesinleşmiş yargı kararı varmış gibi "FETÖ'nün ablası" ilan edilirken neredeydiler, iki.

Lekelenmeme hakkını, suçsuzluk karinesini filan; atı alan, Üsküdar'ı geçtikten sonra hatırlıyor savcılık.

Akşener'in hakkını korumak, lekelenmesine izin vermemek için 7 yılda bir tek iftiracıya soruşturma açılmış mı? Hayır.

Tam da bugün Afyon'da "İYİ Parti'yi şahlandıracak, siyasette milat olacak" diye duyurdukları çıkışından 4 gün önce Akşener'e takipsizlik, ne tesadüf ama!

İşte demokrasi, işte hukuk! Tıkır tıkır işliyor maşallah. Savcılar, ellerinden geleni yaptı ama soruşturma, ancak bitti demek. Zamanlamanın altında adaletin tecellisinden başka mâna, siyasi maksat ve mesaj aramazsınız herhalde.

Konuşması; siyasette hangi taşları yerinden oynatacak, nasıl bir başlangıç olur, hangi kapıyı açıp hangisini kapatır? Onu bugün anlarız.

Fakat dünden şunu söyleyebilirim. Akşener, yediyi ayazı unutur mu; unutmaz, unutacak birine benzemiyor.

YORUMLAR (75)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
75 Yorum