Çorbamıza düşmeyen bıyıktan bize ne
Bu butlan cangılında bir bıyık tartışmamız eksikti. Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez için “iğrenç bıyıklı” deyince o da oldu.
Herkesin bıyığı kendine; CHP’ye yargı kararıyla Genel Başkan atanması hayatımızı ve geleceğimizi etkileyeceğinden hepimizi ilgilendirir ama Atakan Sönmez’in pos bıyığı kimseyi ilgilendirmez.
Benim ölçüm, Stalin’in ardından Nazım Hikmet’in yazdığı şu dizelerde saklı:
“...Taştan, tunçtan, alçıdan ve kâğıttan bıyıkları lokantalarda/ içindeydi çorbamızın.../ yok oldu bir sabah/ yok oldu çizmesi meydanlardan.../ çorbamızdan bıyığı/ odalarımızdan gözleri/ kalktı göğsümüzden baskısı binlerce ton taşın/ tuncun, alçının, kâğıdın.”
Butlan milletin ekmeğine doğrandı, çorbamıza düştü. Çorbamıza düşmedikçe el bıyığından bize ne yoksa, hem ben bıyık düşmanı değilim.
Kesik bıyık hikâyemde vaktiyle yazdığım üzere, gür bıyıklarımla 30 yıl evvel vedalaşmıştım.
Cavlak surat modaydı, bıyığa itibar yoktu, ben de zamanın ruhuna uydum.
30 yıl sonra ikbal kapısı gibi kıymete bineceğini, aranan bir özellik olacağını o günden göremedim. Menfaatini bilmeye gelince pek uzak görüşlü sayılmam zaten.
“Nerede o Stalin bıyıklarım” başlığıyla benimkilerin aziz hatırasını en son ne zaman yâd ettiğime baktım, 12 sene önceymiş.
Stalin bıyığı tabir ettikleri cinstendi. Ama ucu burkulmamış olanından, Sönmez’inki gibi pos bıyık. Hatırladıkça hâlâ burnum sızlar.
Nerede o yaman bıyıklarım, delikanlılık süsümdü, ekrana çıkmaya başlayınca stil danışmanlarının lafıyla kıydırdılar.
Kıla tahammülün kalmadığı, dudak üstünde bıyık bırakılmayan bir dönemdi. Zalim usturalar kol geziyordu, gördüğü yerde doğrayacak kadar düşmandılar bıyığa.
Devrin Başbakanı Tansu Çiller’in kıl tüy alerjisi siyaseti sarmıştı, cıbıl surat cereyanına kapıldım ben de.
Yeniçeri ağalarına layık ne pala bıyıklar o cereyanda vuruldu, bir benimki mi?
Ertuğrul Özkök de aynı furyaya devrimci bıyıklarını kurban vermiş, gururla anlatırdı.
Daha ne bıyık trajedileri var yaşanmış. Çoğu memnun ki sinekkaydı yüzünden, bir daha bırakmadılar.
TIRAŞ BİTİNCE PARODİSİ BAŞLAR
Karar gazetesinde “Bıyık hikâyeleri” başlığıyla Beşir Ayvazoğlu kaleme almıştı.
“Bir gece bütün Ankara sosyetesi, Türk Ocağı salonunda bir opera temsilindedir. İsmet İnönü, Cumhurbaşkanlığı locasında yerini almıştır. Yanında eşi Mevhibe Hanım, Başbakan Şükrü Saraçoğlu ve Maarif Vekili Hasan Âli Yücel vardır.
İkinci perde başlarken kulaktan kulağa bir fısıltı ve yüzlerde gizlenmeye çalışılan bir tebessüm gezinmeye başlar: Hasan Âli bıyıklarını kesmiş!
Rivayete göre, İnönü temsil sırasında ‘Yahu Hasan şu bıyıklarını kessene’ demiş, o da uzun antraktta emri derhal yerine getirmiştir.
Aynı hadiseye yazar Nadir Nadi de Perde Aralığından (1964) adlı hâtıratında değinir.
Evet, Millî Şef öyle uygun görmüştü. Yalnız Hasan Âli’ye değil, başta Başbakan Saraçoğlu, dudağının üstünde erlik belgesi taşıyan bütün hükümet üyelerine bıyıklarını kazımaları talimatı verilmişti.
Onlar da bıyık yüzünden istifa edecek değillerdi ya, değişmez genel başkanın buyruğunu yerine getirmişlerdi.
Yalnız Suat Hayri Ürgüplü; ‘Kesersem uğursuz gelecek’ gerekçesi ile direnmiş, bıyıklarını kurtarmıştı.
Yücel, devrin bütün bürokratları gibi, çehresini Hitlervari bir bıyıkla donatmıştı. Belki de savaşın Almanlar aleyhine döndüğünü fark eden Milli Şef, yeni döneme suratları temizleyerek başlamak istiyordu.
Bıyık yasağı vekillerle sınırlı kalmamış, bütün askerlere ve devlet memurlarına genişletilmişti.
Milattan milada zamanın ruhu değişince ‘bıyıklar kesilecek, kes’ komutuyla usturalar çalışmaya başlıyordu.
Halkın çorbasından çekilmeyen bıyıkları böyle kıyımlar bekler, Usturaya Saygı başlığıyla bir ironi şiirime bile dolamıştım. 3 yıl önce çıkan Tıraş Bitince Parodisi Başlar adlı kitabımdadır.
Madem yine bazıları efsane “bir bıyık yüzyılına uzuyor” ve madem yine “bir kayyum dudak üstünde kısalıyor”...
“Asrın dudağında şahlanan gösteri bıyıkları”yla “parsayı toplayanlar”a gelsin:
“... Baybay gecekondu bıyıklara/ Her palyaçoya bıyıklanmak gitmez/ Her tıraşa da palyaço/ Ve kalem bıyık avare Şarlo’ya/ Balta kesmezdi fakat takma fırçaları/ Elveda ve saygı usturaya da/ Buracak burulacak olanları/ Ele alıyor bıyığı boyacılar/ Müzeye kaldırılmadan önce gösteri takımları/ Son kullanma tarihi dolduğunda/ Bıyık ardına saklananlar buruşacak/ Kalkık burnun dikine eksen bile aksesuarları/ Bir yamaç ki ot bitmez, bıyık terlemez/ Sırıtışlara emanet, güle güle/ Hey gidinin kaytanları, illa ki bir mayıs/ Kostüme paydos balo bitince/ Silin bıyıkları, heyamola!...”

