‘Seçilmiş Hikâyeler’ ve ‘Dost’ dergisi sahibi Salim Şengil’in anıları
1947-57’de “Seçilmiş Hikâyeler”, 1957-73’te “Dost” dergilerini çıkaran, aynı zamanda hikâyeci ve yayıncı bir isimdir Salim Şengil. 1950 edebiyat kuşağının tanınmasında payı vardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan 1970’li yıllara değin uzayan yayın dünyasını, özellikle sol çevreyi iyi tanır. Bu yazıda Şengil’in “Anılarda Kalan Portreler” (Cem Yay., 1991) adlı kitabından, anılara yansıyan yazar-şair, bürokrat ve kimi olaylardan söz edeceğim.
Daha önce de yazmıştım; anılar öznel eserlerdir, yazarının öznel görüşlerini içerir, dolayısıyla olaylara ve kişilere dair izlenimler, kanaatler tartışılır. Şengil’in anıları da böyle!
Başlarken… Şengil’in 1939’da Ankara’da bir ara Çubuk Barajı Gazinosu müdürü olarak görev yapmasını yadırgadığımı söylemeliyim. Gazinodaki konsomatristler ve fedailerle meşgul olması garibime gitti.
Esere bakarsak, kitapta üç dönem, üç konu öne çıkıyor: Dönemler; İkinci Dünya Savaşı yılları, DP iktidarı ve 60 sonrası özellikle AP’li yıllar… Şengil’in anılarından çıkarılabildiği kadarıyla 1939 sonrası İkinci Dünya Savaşı yıllarında toplum tedirgin, DP’li ve 1960 sonrasında, özellikle sağ hükûmetler döneminde, tabii içinde bulunduğu sol çevreye ve yayıncılığa yönelik baskılar dikkati çekiyor…
Anılarda dikkati çeken siyasi baskılardan bazıları şöyle: Yer Ankara, meşhur Kürdün Meyhanesi, 1950’li yıllar olmalı. Yine bir gece Şengil ve Orhan Veli, Cahit Sıtkı, İlhan Tarus, Fethi Giray, Mehmed Kemal gibi yazar-şairler, meyhanede sosyal güvenlik meselesini tartışıyorlar. Meyhanenin sahibi Kürt Mehmet’in, yavaşça yaklaşıp etraftaki masaların polislerle dolu olduğunu ve onları dinlediğini söyleyerek uyarması, baskıya örneklerden biri (s. 35). Benzer bir başka olay da 1956’da Ankara’da istasyonda Tarancı’nın cenazesini beklerken yaşanıyor, istasyonda “çizmeliler” denilen polisler, Salim Şengil, Sunullah Arısoy gibi yazarları izliyorlar (s. 43-44). Polis baskısına bir başka örnek, Salim Şengil ve arkadaşlarının Ankara’da 1953’te kurdukları “Edebiyatçılar Derneği” ile ilgili. Derneğin ilk başkanı Cahit Sıtkı. Sunullah Arısoy ise derneğin yönetimdeki isimlerden biri. Polisler ona dernek defterlerini soruyorlar, Arısoy çalıştığı Sümerbank Genel Müdürlüğündeki çekmecesinde olduğunu söyleyince, gece yarısı bankayı açtırmaya kalkıyorlar (s. 100-101).
Bunlar bir yana eserde iki önemli olay daha var. İlki, bir uyarı ve DP döneminin Milli Eğitim Bakanlarından Tevfik İleri’den geliyor. Şengil, kitapta bu konuyu anlatırken Tevfik İleri’nin ve özel kalem müdürünün adını vermiyor ama, küçük bir araştırma sonucunda ve kitabın ilerideki sayfalarında bu bakanın İleri ve Özel Kalem Müdürünün ise Cahit Okurer olduğunu anlaşılıyor. (s. 69-73). Bu anıda merhum İleri, bakanlıkta Şengil’i dergideki sol propagandist yazılardan dolayı eleştirir. Şengil’in, İleri’den aktardığı cümle aynen şöyle: “Sizde çıkan hikâyelerin çoğunun ya işçi ya da köy, fukaralık konularını işlemesi dikkatimi çekti. Daha başka konular yok mu? Eğlendirici, güldürücü!..” (s. 70). Bu cümle, tam böyle midir, tartışılır, ama nakledilen böyle! Şengil, “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinin ve yazarlarının bakana Cahit Okurer tarafından olumsuz bir şekilde anlatıldığı kanaatinde, ama konuşmanın sonunda bakanı endişeleri konusunda mantıklı bir şekilde ikna etmiş.
Bu yumuşak bir diyalog, ama kitapta anlatılan bir sansür olayı, oldukça sert tartışmaların ürünü. Sansüre konu olan eser, Adalet Ağaoğlu’nun “Çatıdaki Çatlak” adlı oyunu. Bu oyun üzerine Şengil, 1965’te Kültür Bakanı Müsteşarı olan Adnan Ötüken’le geçen konuşmalarını bir oyun hâlinde yazmış. Ötüken belli ki Devlet Tiyatrolarında sahnelenen oyundaki bazı diyalogları ahlâka aykırı bulmuş ve çıkarmış. Ve kıyamet kopmuş! Şengil anısında Adnan Ötüken’i epeyce hırpalıyor (s. 103-111).
Bir de kimi yazar ve şairlere dair anılar var… Dikkatimi çekenler İlhan Berk’in cimriliği ve hesap ödememek için içtikleri meyhaneden habersizce kaçması, Can Yücel’in daha sonra bunun acısını çıkarması, Orhan Veli ve Nurullah Ataç’ın Ankara Çubuk Gazinosu’nda hesabı ödemeye paralarının yetmemesi, Dranas’ın yine aynı gazinodaki bir gecesi, Şengil’in Sait Faik’e hikâye başına ödediği telifler, Esendal’ın babacan tavırları, 1 sayılık “Meydan” dergisi macerası…
Bu anılar içinde en ilginçleri, Yılmaz Güney ve Hasan Hüseyin Korkmazgil’le ilgili olanlar… Şengil, “Boynu Bükük Öldüler” romanını basmak için Yılmaz Güney’le anlaşır. Ama Güney’in anlaşmaya iki fedaisi ile gelmesi, ardından para konusunda Şengil’e yalan söyleyip -param yok sonra ödeyim deyip- ardından Özdemir İnce ve iki fedaisi ile birlikte bir kumarhaneye giderek barbut oynaması, zavallı Özdemir İnce’nin beline fedailerden birinin kumarhaneye girerken “Bizim yanımızda böyle olması gerek” (s. 125) diyerek bir tabanca yerleştirmesi, daha sonraki günlerde Güney’in fedailerinden biri ve kumarhane sahibinin işyeri kapısında öldürülmesi, garip olaylardır ve Güney’in görünmeyen dünyasına dair birtakım ipuçlarıdır. Hasan Hüseyin Korkmazgil ise Şengil’le olan bir olay nedeniyle ‘güvenilmez’ olarak sunuluyor (s. 116-123).
Böyle… Yayın dünyamızın ve Türk edebiyatının hikâyecilerinden biri olan Salim Şengil’in 1930’lu yılların sonundan 1970’li yıllara değin, Ankara’da yayınevinde, dergisinde, Kürdün Meyhanesi, Şükran, Üçnal Lokantası gibi yerlerde geçen hayatı. Şairler, yazarlar, yayın dünyasının bürokrasiyle ilişkileri, siyasi baskılar, sorunlu kişilikler vs. Bir devir ve bir edebi çevrenin görünmeyen yüzüne dair ipuçları… Türkiye’nin ‘entelektüel panoraması’ndan bir parça…
