2025’in süper gücü
Çin 2025 yılında kararlı, tutarlı, hızlı ve agresif şekilde ancak bunu da dünyaya fazla hissettirmeden süper bir güç haline geldi. Dünyanın diğer güç merkezleri, Trump’la oluşan yeni dünya düzeninde kendilerini konumlandırmaya çalışırken, Çin büyük bir özgüven ve tutarlılıkla, kendisini kabul ettirmeyi bildi. ABD’siz, Rusya’ya karşı bir güç olamayacağı anlaşılan Avrupa, Ukrayna savaşı ile kaynaklarını tüketen Rusya ve Trump’la (şimdilik) bir belirsizliğe doğru yürüyen Amerika, süper güç yarışında gözle görülür bir şekilde Çin’in arkasında kaldı.
Çin’in 2025 yılının süper gücü haline gelmesinin en sembolik olayı, ABD’nin daha doğrusu Trump’ın açtığı ticaret savaşını kazanması oldu. Trump, Çin’in nadir toprak elementlerinde dünya pazarlarını domine etmesi dolayısıyla, büyük bir iddiaya başlattığı ticaret savaşında geri adım atmak zorunda kaldı. Dünyanın tartışmasız süper gücü ABD, en iddialı olduğu alanlardan biri olan ekonomide Çin’e açtığı savaşı kaybetti.
Çin’in süper güç olmasına sadece sahip olduğu ekonomik imkanlar değil, sürdürdüğü akıllı dış politika da büyük katkı sağlıyor. Temel stratejisi Batı ittifakını bozmak olan Çin, genel bir diplomatik savaş açmak yerine, bölgesel hamleler yaparak emin adımlarla yoluna devam ediyor.
Bunun güzel örneği Macron’un ziyareti esnasında yaşandı. Çin, Fransa Devlet Başkan Emmanuel Macron’un bu ülkeye yaptığı ziyarete AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in katılmasını engelleyerek, bir blok olarak Avrupa’yla değil, her bir ülkeyle tek tek müzakereler sürdürme stratejisinin örneğini verdi.
Çin Avrupa’nın yüksek gümrük duvarlarını da farklı Avrupa ülkelerine yaptığı yatırımlarla aşmaya çalışıyor. Macaristan ve İspanya gibi ülkelere yaptığı yatırımlar söz konusu ülkeler için vazgeçilemeyecek düzeyde. Çin bu yatırımlarla aynı zamanda AB’nin Çin’e karşı ortak hareket etme ihtimaline karşı yeni müttefikler kazanmayı hedefliyor.
Çin’in devlet tarafından sübvanse edilen ürünlerine karşı dünya pazarlarının rekabet şansı yok. Elektronik araçlarda dünya pazarının yüzde 75’i Çin’in elinde. Bateri ve dronlarda bu oran yüzde 80. Nadir elementler ve eczacılıkla ilgili ürünlerde ise dünya pazarının yüzde 90’ı Çin’in elinde. Bu rakamlar Çin’e hem ABD ve hem AB yaptırımlarına karşı büyük bir hareket imkanı sağlıyor.
Çin’in süper güç olmasının önündeki tek engel aslında yine kendisi; daha doğrusu nüfusu. Nüfus artışı hızla düşen Çin’in bu yüzyılın sonuna kadar nüfusunun yarıya düşmesi bekleniyor. Çin bu demografik duruma karşı başka yapay zeka ve robotik olmak üzere amansız bir teknoloji hamlesi başlattı ve nüfus azalması ile ortaya çıkan sorunu teknoloji hamlesi ile kapatmak peşinde.
Çin, Batı ile yaşadığı askeri, ekonomik ve siyasi rekabette zaman kaybetmek istemiyor ve çok hızlı hareket ediyor. Askeriyesini hızlı bir şekilde büyüten ve modernleştiren Çin yeni atom roketleri ile gücünü arttırıyor. ABD’nin ticaret savaşında geri adım atmasının nedenlerinden birisi de Çin’in son yıllarda hızlı bir şekilde büyüyen askeri gücüydü.
Dünya ciddi şekilde iç ve dış politik dertleri ile meşgul olurken, Çin neredeyse hiçbir siyasi engel olmadan tüm stratejik hamlelerini adım adım gerçekleştiriyor. Batı’nın elindeki en büyük güç ekonomik yaptırımlar ancak yaptırımların da bir etkisinin olmadığı anlaşıldı. Çin muhataplarını savaşarak değil rekabet ederek ve uzlaşarak müzakere etmeye mecbur ediyor. Batı ilk kez böylesi bir meydan okumayla karşı karşıya ve tam olarak nasıl karşılık verebileceğini de henüz bilmiyor.
