Sabah yazın akşam kışın…

Belleğimdeki o manzara hiç kaybolmadı. Dibine kadar eteklenmiş salkım söğütlerin arasından gördüğüm bir adam var. Fakat özenle örülmüş bir güzel genç kızın upuzun saçlarına benzeyen horoz ibiği çiçekleri olmasa söğüt de adam da boşluğa düşüp kaybolacak. Bordo rengin armonisi içindeki horoz ibiği çiçekleri biraz gözler kısıldığında hayalimsi varlıklara dönüşecekler. Hatta yapıyorum bunu. Adam, elindeki hortumu şevkle tutmuş ucundan sıkıyor. Sıktığı yerde su hem tazyik hem de genişlik kazanıyor. Şeffaf su yaprakları pıtır pıtır dallara, yapraklara, ağaç gövdelerine iniyor. Su çarptığı her yerde zerreleşir. Kuşlar, sabah serçeleri bu zerrelerden özel bir tad alıyor olmalılar. Döne seke gıdım gıdım içiyorlar bu zerreleri. Onların her gaga uzatışında vakit zümrütleşiyor. Sabah bir zaman olmanın dışında, göz ile kalbin dokuduğu salıncakta sallanıyor. Arada bir kıskançlığa kapılan kadife çiçeklerine çarpan su içimi ürpertiyor. Ama ben suyun horoz ibiği çiçeklerini baştan ayağa yıkayıp şuhluklarını ortaya dökmesini ve endamlarını da keskinleştirmesini istiyorum. Horoz ile sabah arasından yaylanan zihnim her an bana oyunlar oynayabilir. Sanki uzakta uzun uzun bir horoz ötüyor.

Fakat bütün bunların, sabah için birer bahane olduğunun farkındayım. Belki ne o adam var ne de su hortumu. Araya yayılmış kadife çiçeği öbeklerini gözlemci saydığım, söğüt dallarını naza kattığım ve serçe seslerini sabaha yakıştırdığım mümkündür. Horoz ibiği çiçekleri olmasa gençliğin de ışığı sönecek. Belleğimin kütüphanesinde okunması yıllar alacak kalın ciltli kitaplar sıralanacak. Sabahı bir fırsat sayıp onu böylesi yaz sabahına yakıştırmam anlaşılabilir olacak böylece. Kışı, öylesine sevdiğim güzel kışı, akşamın sahnesine kaldırırken, yazı sabahla bir bilecek, kendi kendime, yazı tahammül edilir kılan o doyumsuz sabahtır diye söyleneceğim. Erken uyanılmış bir yaz sabahında vaktin bize verdiği bilgiler yakut değerindedir. Zaten bir kez olsun daha gün doğmadan uyanıp da sabah dedikleri mucizeyi tatmayan kişi gün boyu güneşin altında boşluğu bıçaklayacaktır. Henüz olgunlaşmış iri ve lezzetli üzümler gibidir o sabahlar. Bir dosta, bir sevgiliye sunmak üçün soğuk sularda yıkarız o anları.

Gece sabaha her şeyden bir kırıntı bırakır. Fakat horoz ibiği çiçeklerine benzeyen boğumlu, bilekli ve asıl imgeli incelikler, tatilimizi geçirdiğimiz deniz kenarında, erken vakitte, kumlara çıplak ayakla basarken önce ıslanan sonra dalganın dokunmasıyla silinen ayaz izlerimiz gibi bize an içindeki sonsuzluğu telkin ederler. Ben nice idrak anları bilirim ki Boğaz’da ava çıkan balıkçının ‘hilkat günlerini andıran sisler’ içinde oltasını suya atışını düşünürüm. Bazen o güzel uykunun büyüleyici çekimine direnemeyen bedenden akan sarhoşluğun girdaplarına düşerim. Yaz sabahı sanki bize bir süre sonra sıradanlaşacak hemen her şeyin etkisinden korumak için vardır. Varlıkla yokluğu kış mevsiminde ayırt edilemeyen ve bütün oluşunu geceye yığan hayat aynı hevesle bütün mahremiyetini sabaha taşır. Belleğimin sayfalarından canlanıp elinde hortumla su tutan adam bir türlü onca arayışıma rağmen bir yüze de bürünmez. Onu hep sırtından görürüm. Yaşı da kestirilemez. Erkek adına sabahı yüklenmiştir de dişi vasfını horoz ibiği çiçeklerinde bulmuştur.

İçimden ‘ilk iki insan, kadın ve erkek suretinde ilk kez bir yaz sabahı birbirleriyle karşılaştılar. Güneş biraz yükselince de o büyük kaybetmeyi yaşadılar. Onca arayış sonuç vermedi ve kışa girdiler. Ve gecenin uzunluğu onlara masalı armağan etti, delirmesinler diye. Yaz sabahın kış akşamın bundan da oldu. Şehrazat hiçbir zaman gündüz masal anlatmadı. Sabahı imledi ama onu görmedi. Kim ki sabahı yazda bulur geceyi kışa götürür, o, yaratılışın ırasındaki sızıyla şevk duyar’ diye düşünürüm. İlk fırsatta belleğimin sayfalarını tekrar açıp horoz ibiği çiçeklerinin çağlayanında gördüğüm düşü tekrar yoracağım. Eğer zihnim bana bir oyun oynamıyorsa, ilk gençliğimin eşiğinde oturan bu manzarayı kim tasarladı onu bulacağım. Yıllarca peşine düştüğüm sabah ışığı zerrelerinin kökeninde bu an mı saklıydı diye soracağım. Kışın gecesinden hiç yorulmadım. Yazın sabahı ise her seferinde içinde farklı yemişlerle dolu sepetler getirdi. Güneşin eğimi yakında her şeyin belini bükmeden vakit yavaştan soğuyup da sabahlar kısalmaya başlamadan, dağda denizde, şehirde köye fark etmez, o bir kez olan ve benzeri daha doğmayan yaz sabahının izini süreceğim. Serçelerin kapıştığı su zerreleri gibi anın hevesine kapılacağım.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.