Fon balonunun patlamasında kusur kimin?

Türkiye finans piyasaları son beş gündür büyük bir deprem yaşıyor.

Kamuoyu ve sosyal medya, derinliği ve etkileri yönünden 2001 bankacılık krizinden sonraki en büyük finansal sarsıntılardan biri olarak nitelendirilen “fonlardaki büyük çöküşün” piyasalarda yol açtığı dalgalanmayı ve ortaya çıkardığı sonuçları tartışıyor.

Bu skandalın aktörleri ve muhatapları olarak üç ayrı kesim var: Fon yatırımcıları, fon şirketleri ve Sermaye Piyasası Kurulu…

Bu kesimlerin her biri, çöküşün doğurduğu sonuçlardan dolayı kendi sorumluluk ve kusur payını kabul etmekten çok, diğerlerini suçluyor; zararın ve sorumluluğun faturasını birbirine yüklüyor.

Önce sözümüz yatırımcılara…:

Kumar oynadınız ve kaybettiniz.

Fona yatırdığınız parayı kaybetmek, kumarda kaybetmekten farklı değil.

Elbette, yatırım fonu kumar değildir; ama neye yatırım yaptığınıza bakmadan, sadece geçmişteki astronomik getirinin iştahına kapılıp paranızı bir hayâl uğruna maceraya atarsanız, yatırım davranışınız sonuçta aynı kapıya çıkar.

Finansta bedava kazanç yoktur. Getiri yükseldikçe, onu sağlayan riskin de sorgulanması gerekir. Bir fon yılda yüzde 30-40 değil de yüzde 500, yüzde 800, hatta yüzde 1200 kazandırıyorsa; ilk sorunuz “Ben de bu parsadan ne kaparım?” değil, “Bu para nereden geliyor?” olmalıdır.

Düzenli ve sistemli bir yatırıma ayrılan paranın bir yılda 10 kat arttığı nerede görülmüş?

Elbette bir hisse veya fon istisnai olarak 5-10 katına çıkabilir. Ama böyle bir getiriyi normal, sürekli ve düşük riskli bir yatırım getirisi sanmak, finansın temel mantığına aykırıdır.

Paranızı yatırırken bu kadar şişen fonun arkasında gerçek ticari ve endüstriyel bir üretim faaliyeti olup olmadığını araştırdınız mı?

Fon hangi hisseleri alıyor? Bu şirketler ne kadar kâr ediyor? Hisselerin fiili dolaşımı ve işlem hacmi ne? Fon birkaç küçük hisseye mi yığılmış? Yüzde 800’lük getiri gerçek ekonomik değer artışından mı, yoksa birkaç hissenin olağanüstü fiyatlanmasından mı geliyor?

Bunları sormadan, yalnızca geçmiş getirisine bakıp bir fona girmek yatırım analizi değil; gözünü yumup kendini ateşe atmak demektir.

Şimdi, her taraftan “devlet yatırımcıların zararını karşılasın!” sesleri yükseliyor.

Eğer paranız beklediğiniz gibi 15-20 kat artmış olsaydı, bunu hak ettiğinizi düşünecektiniz.

Peki faraza 10’da 1’e düştüğünde, neden bunu hak etmediğinizi düşünüyor ve devletin uğradığınız zararı karşılamasını bekliyorsunuz?

Kazanç sizin, “zarar devletin” olamaz.

Finans literatüründe bunun bir adı var; “ahlaki tehlike,” (moral hazard). İnsan, kazandığında parayı cebine koyacağını; kaybettiğinde devletin zararını karşılayacağını bilirse, neden daha fazla risk almasın? Böyle bir sistem, rasyonel yatırımcıyı değil, aşırı risk alan yatırımcıyı ödüllendirir. Sonuçta piyasa dengeleri allak bullak olur.

Fon, açıkladığı kurallar içinde yatırım yapmış ve aldığı piyasa riski gerçekleşmişse, zarar yatırımcıya aittir. Devletin görevi yatırımcıya kâr garantisi vermek değildir.

Fakat zarar; manipülasyondan, fiktif değerlemeden, açıklanmayan ilişkilerden veya mevzuata aykırı işlemlerden doğmuşsa buna elbette “yatırım riski” denip geçilemez.

Gelelim fon şirketlerine….

“Yatırımcı riskleri biliyordu” diyorsunuz.

Peki yatırımcı hangi riski biliyordu?:

Hisse fiyatlarının düşebileceğini mi; yoksa düşük fiili dolaşımlı hisselerde olağanüstü yoğunlaşmalar oluşabileceğini, likiditenin bir gün yatırımcı çıkışlarını karşılayamayabileceğini ve fonların katılma payı iadelerinde temerrüt noktasına gelebileceğini mi?

Yatırımcıya risk bildirimi yaptığınız halde, portföyünüzün likiditesini neden kitlesel çıkışları karşılayabilecek sağlamlıkta yönetemediniz?

Profesyonel portföy yönetimi için ücret aldığınız halde, yatırımcının kendi başına yönetemeyeceği yoğunlaşma, likidite ve karşı taraf risklerini yönetmek zaten sizin işiniz değil miydi?

Bir fonun risk seviyesinin 7/7 olması, fon yöneticisinin bütün yönetim sorumluluğunu yatırımcıya devreden bir ibra belgesi midir?

Risk bildirimi, piyasa riskini yatırımcıya anlatır; varsa kötü yönetimi, mevzuata aykırılığı, yanıltıcı değerlemeyi veya manipülasyonu meşrulaştırır mı?

Gözetim ve denetim kurumu SPK’ya gelince…

Sorunu gördünüz. Çalışma grubu kurdunuz. Nitelikli yatırımcı sınırını yükselttiniz. TEFAS’ın takas yapısını değiştirdiniz. Değerleme kurallarına müdahale ettiniz. Yeni rehber hazırladınız ve sonunda çok sert tedbirler aldınız.

Ama tam da burada asıl soru başlıyor.

Kendi açıklamanıza göre daha 2025’in son çeyreğinde, bazı fonların düşük fiili dolaşımlı hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunu gördüğünüz halde, neden daha o aşamada riskin büyümesini durduracak geçici bariyerleri devreye sokmadınız?

Konuyu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’ne taşıyacak kadar önemli gördüğünüz halde, neden riskli fonlara ve hisselere yönelik daha erken yoğunlaşma sınırları, işlem kısıtlamaları, ilave teminatlar veya başka ihtiyati tedbirler uygulamadınız?

Nihai düzenlemenizin amaçlarından birinin bizzat “fonlar üzerinden manipülasyon imkânının sınırlandırılması” olduğunu söylüyorsunuz; ama fon şirketlerinin manipülasyon kokan işlemlerinin cayır cayır yapıldığına dair emareleri gördüğünüz aşamada neden gerektiği kadar sert biçimde müdahale edip felaketin gelişine engel olmadınız?

Düzenleyici ve denetleyici kurum olarak göreviniz, yalnızca balon patladıktan sonra olan biteni soruşturmak ve sorumlu şirketleri tasfiye etmek değil; balonun şiştiğini gördüğünüzde, patlamadan önce gereken adımları atmak ve patlamasını önlemektir.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.