Back To Top
Nuri Pakdil’in ‘Umut’u niçin oynanmıyor?

Nuri Pakdil’in ‘Umut’u niçin oynanmıyor?

 - Son Güncelleme: 27.09.2019 Cuma 08:46
- A +

CHP’deki üslup değişikliği gözle görülebiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la polemiğe girmiyorlar, ithamlarına cevap yetiştirmeye uğraşmıyorlar. Milletin CHP alerjisini tahrik edecek konulara girmiyorlar. Camilere, Kur’an kurslarına sataşmıyorlar. Falan filan.

Son seçimlerde de Türkiye ortalamasına hitap edecek aday tercihleriyle net bir başarı kazandılar.

İBB Başkanı İmamoğlu CHP’nin bu yeni politik üslubuna uygun bir profil çiziyordu.

‘Kandiliniz mübarek olsun’ diyebilen bir CHP’li başkan.

Bunları yeni yazmıştım ki İBB’nin Necip Fazıl’ın ‘Reis Bey,’ Mustafa Kutlu’nun ‘Mavi Kuş’ ve İskender Pala’nın ‘Aşk Bir Zamanlar’ oyunlarını Şehir Tiyatroları’nın repertuarından çıkardığı haberini okudum.

‘İyi yapmış’ mı demeliyim?

CHP’li Belediye yönetiminin CHP’liliğini belli edecek bir tasarrufta bulunduğu için.

Ya da kötü yapmış.

Belediye kültür hizmetlerinin çoksesliliğini azsesliliğe dönüştüren bir adım attığı için.

Erdoğan’ın başkanlığı döneminde Şenol Demiröz yönetimindeki Kültür A.Ş. bütün faaliyet alanlarında İstanbul’daki her kesime hitap edecek bir politika takip ediyordu.

Her kesime hitap etmek ne demekse!

‘Ne demekse’ lafını belediyeyi tenkit için kullanmadım.

Bazı kafalar için kullandım.

Kafalar kırmızı veya mavi midir?

Yani, kafası mavi olan kırmızıyı göremez mi?

Bu kadar salak olabilir mi insanlar?

Nazım Hikmet veya Brecht, solcu olmayanlara hitap etmez mi?

Peki o zaman ben solcu olmadığım halde bana niye çok güzel hitap ediyor?

(Solcu değilim dediysem, sağcıyım da demedim.)

Nazım’ın şiirinden hazzetmemek için insanın algılarının eksik olması lazım.

Necip Fazıl’ın şiirinden hazzetmemek için de insanın algılarının arızalı olması lazım.

Ayrıca Necip Fazıl iyi bir oyun yazarıdır.

‘Bir Adam Yaratmak’ Türk edebiyatının en önemli oyunlarından biridir.

Reis Bey, Necip Fazıl’ın hayatı boyunca takip ettiği ‘adalet’ temasını çarpıcı bir şekilde işleyen bir oyun.

Adaletin şu kadar tartışıldığı günümüzde sahnelenmesi isabetli olurdu.

Mustafa Kutlu’yu hikayelerinden biliyorum. Çoğunu okudum. Bir ağabey olarak da, bir hikayeci olarak da seviyorum.

Mavi Kuş’a rastlarsam alır okurum. Ezberden konuşmayayım.

Ama Kutlu’nun elinin değdiği edebi eserin güzel olacağına dair bir kanaate sahibim.

İskender Pala’yı daha çok bir Divan Edebiyatı uzmanı olarak tanıyorum. Romanlarını okumadım. Bir fikrim yok.

Ama çok okunan bir yazar. Ve bir oyun yazmış.

En azından telif bir oyun olduğu için sahnelenmesi olumlu.

Şimdi, bu yazarların oyunlarının repertuardan çıkarılması bağnaz veya yobaz bir CHP kafasının tasarrufu olarak kayıtlara geçti.

Belki öyle değildir. Belki zühul eseridir. Belki rutindir, belki evvelden çıkarılmıştır falandır filandır.

Ama kayıtlara böyle geçti. Hafızalara böyle yerleşti.

Bu olaylar tartışılırken... (Tartışmalar ‘bizimkiler’in ruhunu okşadığı sürece zevklidir. Bizimkiler ne? Bizimkiler, sağcılar, solcular, falan veya filan particiler...)

Bunlar tartışılırken, zihnimin bir tarafında bir şey sürekli beni uyarıyor.

Nuri Pakdil’i bilirsiniz.

Bizim kuşakların üzerinde büyük emeği vardır.

Kaç şair, kaç öykücü onun ‘Edebiyat’ okulunda yetişti.

Biz, hepimiz, ondan çok şey öğrendik.

(Bir kafa vardı o zamanlar. ‘Nuri Pakdil neden çok uydurukça kullanıyor’ diye sorardı. Onlar, bir satır Nuri Pakdil okumadan bugünlere geldiler.)

Nuri Pakdil sadece şair ve denemeci değildi. Oyunlar yazıyordu, çeviriler yapıyordu.

Umut, Korku, Put Yapımevleri ve Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş... Bunlar Pakdil’in oyunları.

İsimleri bile güçlü mesajlar içeriyor. Almaya müsait olanlara.

Nuri Bey’in ‘Umut’u Devlet Tiyatroları’nda sahneleniyordu.

2014-2015’te İrfan Şahinbaş sahnesinde oynandı. Bir sonraki yıl Büyük Tiyatro’da (sadece) 6 defa sahnelendi.

4 senedir hiç oynanmıyor.

Bunu kim yaptı?

CHP’liler yapsaydı tartışmak hoşumuza giderdi.

Bunu muhtemelen tek satır Nuri Pakdil okumadığı halde (Hatta başka bir kitap da okumadığı halde) “Nuri Pakdil neden çok uydurukça kullanıyor” diye soranların günümüzdeki uzantıları yaptı.

Buna da yobazlık diyebilir miyiz?

Eh! Bir nevi.

Ama, özellikle Nuri Pakdil’le ‘devrimcilik’ havası atmayı sevenler için, daha çok vefasızlık!

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Karar okuru 30 Eylül 2019 11:28
İBB'den yapılan açıklamaya göre bu oyun için ciddi bir masraf yapılmasına rağmen 2018 yılı başından beri oynanmıyormuş. Yani İmamoğlu'nu suçlamanız yersiz.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 22:03
Yusuf bey biraz agrasif gibisiniz sukunet diliyorum
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 15:32
Vallahi bu muhafazakâr camianın tiyatro aşkı beni hayretlere düşürdü. Konuyu eleştirmeyen yazarınız kalmadı. Ben de keşke zorunlu olmasalar da yapmasalardı, diye düşünmüştüm. Ancak bu kadar önyargıdan sonra vazgeçtim. Demek ki siz bile ilk fırsatta pireyi deve yapma yarışında geri kalmayacaksınız.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 15:10
İşin aslı CHP Necip Fazıl'ın eserini neden oynatsın? Bu mevzuda CHP haklı. Sıkıntı İmamoğlu'nda, çıkıp delikanlı gibi bunu söyleyemiyor... Kıvırtıyor. Bazı çakma muhafazakarlar da İmamoplu ile beraber kıvırtıyor. Onların durumu İmamoğlu'ndan daha kötü.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 16:39
0
Belediye tiyatroları CHP'nin değil. İstanbulluların. En iyisi kapatmak ya da özele devretmek.
Krr okr 27 Eylül 2019 10:38
Yahu şu ülkeyi cart diye iki kutuplu yapan zihniyet kaç tiyatroyu görmüş, izlemiş ve biliyor.Biz sanatla ilişik devlet adamı bilmiyoruz.Sanat deyince ruhu daralan, sıkıntı hafakan basan bu adamlar eleştiri yapma hakkını nereden buluyor.At gözlüğü takıp kendi zihniyeti dışındaki dünyaya saygısı olmayan adamlar sanatı da kisirlastirdilar.Atatürkün adını silecez diye statları, heykelleri yıkan, havaalani kapatan bu anlayış şimdi çıkıp e siz kapsayıcı oluverin deme lüksünü nerden buluyor. Ortaya gelin konuşalım, haddimizi bilelim.
Köroğlu 27 Eylül 2019 10:04
Bununla da dolaylı bağlantılı, ama çok daha temel bir sorunumuz var: PISA'da alınan Türkçe notunda bir kuantum sıçraması yapmak zorundayız. Beka meselemiz budur. MEB bir çok önlem almaya başlamıştı. Sonuçlar alınmaya başladı mı? Alınmıyorsa neden? Medya bu konuyu yakından takip etmeli ve sürekli hesap sormalı.
MTTT 'li kardeşin 27 Eylül 2019 09:58
YUSUF BEY suçun hepsi bizlerde 1994 belediye seçimlerinden sonra 10 yaşında çocukları alarak tiyatro kurmuş olsak bugün binlerce sanatçımız olurdu.Ne yazık ki Şenol DEMİRÖZ beylerde yeni dostlar edindiler domuzdan post yapmağa çalıştılar.Halbuki kış kışlığını yapacaktı ....chp bizanz düşünceli bir partidir.Zihniyetleri değişmez.TEK DÜŞMANLIKLARI TARİMİZ VE İNANCIMIZDIR.Tanzimat islahat meşrutiyet inkilaplar hep ümmetin tasviyesi idi onları görevi yıkmak ama biz ne yapıyoruz selamlar.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 14:27
0
Bizans düşüncesi ne demek? Nasıl düşünüyordu Bizans? Bu aralar Bizans'a, özellikle 4-6. yy. arasına merak sardım. Ondan soruyorum.
(9)kalk yusuf abi kalk DEPREM oluyor... matrix üçlemesi vardı; matrix, reloaded, revolutions!.. kalk yusuf abi kalk DEVRİM oluyor!.. biz birer zeka hastalığı olarak ne bilim ne hurafe savrulmasını istiyoruz. biz AKLI SELİM'e taraftarız!.. allah muhafaza ve geçmiş olsun; GELECEK OLSUN!.
(8) Maddi dünya SAF ZEKAYA bu şekilde görünür. James’ in son satırlarında, atıfta bulunduğu, depremin bilimsel anlayışı, bize tehlikenin net görünümünü gösteren bilim, BİZİ ONDAN KURTARACAK BİR YÖNTEM SUNMADIĞI sürece, bütün anlayışların en tehlikelisi olacaktır. Bu bilimsel anlayışa ve daha genel olarak bilimin belirginleştirdiği entelektüel tasavvura karşı, ciddi ve ani bir tehlikenin belirdiği sırada koruyucu bir tepki oluşmaktadır. (..)ne tuhaf, korku zekada yankılanıp iki yöne ayrılıyor; bilim ve hurafe!..
(7)Eğitim almamış kafaların depremlerin kendilerinde uyandırdığı etkileri, doğaüstü uyarılar veya yaptırımlar dışında başka bir şey olarak kabul etmeleri olanaksızdır. (deprem hatırasını nakleden wilyım jeyms'tir) Deprem “kötü niyetliydi”; onun fikri vardı, “yıkmayı kafasına koymuştu”. Bu şekilde zorunlu olarak kendisiyle her türlü ilişkiyi koparamadığımız kötü bir haytadan söz edilmiş oluyor. Kötürümleştiren korku, korkunç ve kör güçlerin bizi bilinçsizce ezmeye hazır olduğu düşüncesinden doğan korkudur.
(6)Ama, benim İÇİN, kargaşalıkların nedeni yer sarsıntısıdır ve bu sarsıntının algılanması, canlı bir etkenin algılanması gibi karşı konulmazdı. Bu algılamanın her şeyi alıp götüren dramatik bir inandırma gücü vardı. (hissedilen 3,5)Bu tür felâketlerin eski mitolojik yorumlarının ne kadar kaçınılmaz olduklarını ve bilimin eğitim yoluyla kafalarımıza soktuğu sonraki alışkanlıkların ne kadar yapay olduklarını ve spontane algımızın ne kadar ters yönünde gittiklerini şimdi daha iyi görüyorum.
(5)Bu kişi, San Francisco Oteli’nde kalan ve ancak sokağa çıktığı zaman deprem düşüncesini aklına getiren ve o sırada bu açıklamanın yapıldığını duyan bir kadındı. Bana, bu teolojik yorumunun korkmamasını ve sarsıntıyı sakin olarak karşılamasını sağladığını söyledi. “Bilim”e GÖRE, yer kabuğunun gerilimleri kopma noktasına geldiği ve katmanlar bir denge değişikliğine maruz kaldığı zaman, yer sarsıntısı sadece meydana gelen tüm çatırtıların, tüm sarsıntıların, tüm kargaşalıkların ortak adıdır. (ölçülen büyüklük 5,8)
(4)Bu konuyla ilgili soru sorduğum herkes deneyimlerinin şu noktasında fikir birliği içindeydiler: “Bir NİYETİ vardı”, “Kötü niyetliydi”, “Yıkmayı kafasına koymuştu”, “Gücünü göstermek istiyordu”, vs., vs. Bana gelince, o sadece adının tam anlamını ortaya koymak istiyordu. Peki bu “o” kimdi? Bazıları için, muhtemelen, muğlak bir şeytansı güçtü. Benim için, bireysel bir varlıktı, B***’nin yer sarsıntısıydı. Bana duygularını ileten kişilerden biri, dünyanın sonunun geldiğine, öbür dünyadaki yargılamanın başladığına inanmıştı.
(3)Düşünme gücünü bulduğum andan itibaren, geriye dönerek bilincimin olaya gösterdiği bu konukseverliğin çok özel olan bazı boyutlarını fark ettim. Bu olay spontane ve de kaçınılmaz ve karşı konulamaz bir şeydi. Öncelikle, yer sarsıntısını sürekli ve bireysel bir varlık olarak kişileştiriyordum. Bu, dostum B***’nin öngördüğü yer sarsıntısıydı(..) (deprem) kendini kanıtlamak istemişti. Hiçbir zaman bir insan eyleminde bu kadar canlılık ve arzu hazır bulunmamıştır; kaynak ve köken olarak bu kadar net biçimde canlı bir etkenin olduğunu göstermemiştir.
(2)Daha sonra Lick rasathânesinin bize bildirdiği gibi bütün olay 48 saniyeden fazla sürmemişti. Bana da bu kadar sürmüş göründü; bazıları sürenin daha fazla olduğunu zannetmişler.(..)Heyecanım tamamen sevinç ve hayranlıktı: Soyut bir düşüncenin, “yer sarsıntısı” gibi saf sözsel bir bileşkenin bir kez duyusal gerçekliğe dönüştüğünde ve somut bir kanıtlamanın nesnesi haline geldiğinde alabildiği yaşam yoğunluğu karşısında duyulan bir sevinç. Hiç korkmamıştım; yalnızca hoş geldiniz derken aşırı bir zevk duymuştum. (..)
(1)Aralık ayında Stanford Ünv’ne gitmek için Harvarddan ayrılırken, en son veda KaliforniyalI eski dostum B***’den geldi: “Umarım, dedi, orada olduğunuz sırada size küçük bir deprem gösterirler, böylece Kaliforniya’nın bu çok özel kurumuyla tanışmış olursunuz.” Sonuçta, 18 Nisan’da Standford üniversite şehrindeki küçük dairemde yarı uyanık yatarken yatağımın sallanmaya başladığını fark ettim, ilk duygum hareketin anlamını sevinçle görmek oldu “İşte! dedim kendi kendime, ama bu B***’nin sözünü ettiği yer sarsıntısı! Demek geldi sonunda.” (...)
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 08:46
Hala bu solculardan güzel işler bekliyorsunuz. Sen hala solculuğun ne olduğunu anlayamadın. Solculuk mukaddes değerlere düşmanlıktır. Gerisi takıyyedir.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 08:49
Değerli kardeşim Yusuf Bey bu CHP zihniyeti değişmez.Eğer 1994 seçimlerinden sonra bir sanatçı yetiştirme kaygımız olsaydı .O tarihte 10 yaşında şehir tiyatrosuna öğrenci alsaydık bu gün binlerce sanatçımız olurdu.Herkes eyyamcılık yaptı.Bugüne geldiğimizde ortada hiçbirlerim yok.Şenol Beyinde öyle bir kaygısı olmadı,CHP li Yezid’lerle yola gitmek istedi.Kış kulluğunu hep yapar selamlar.MTTB li kardeşin
semiramis 27 Eylül 2019 08:28
Devlet, belediyeler, resmi kurumlar tiyatrodan, operadan, sanattan, yayıncılıktan elini çekmeli. Bunlar Hitler, Stalin, Franko dönemlerinden kalma uygulamalar. Faşist ve Marksist yönetimler sanatı propaganda aracı olarak kullanmak için kanatları altına alırlardı. Bitti o devirler. Özel kurumların eliyle yapılmalı bu faaliyetler. Sanat özgürlük ister. Yayıncılık rekabet alanıdır. Resmi kurumda ne özgürlük sağlanabilir ne de serbest rekabet. Bırakalım güncel dalgalanmaları da öze inelim.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 07:48
TİYATRO İŞLETMECİLİĞİ BELEDİYE FAALİYETİ DEĞİLDİR. Belediye hangi partide olursa olsun, kültür faaliyetlerindeki seçiminden dolayı mutlaka eleştirilecektir. Ülke paramparça. Bir tarafta dinciler ve faşolar var. Öteki tarafta sosyal demokratlar, sosyalistler, fraksiyon fraksiyon komünistler, Kürtçüler, sosyal İslamcılar vs. var. Hatta, okunmadığı, toplumsal karşılık bulamadığı için, bir kamyon dolusu kitabını, dergisi Edebiyat’ın nüshalarını bedava dağıtmış (Alanların çoğu da ambalaj malzemesi olarak kullanmıştır.) Nuri Pakdil’i tiyatro yazarı sanan bile var.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 07:37
Edebi değeri olan her eser okunmali , sahnelenmeli. Hangi eserin sahnelenecigine de sanatcilar karar vermeli bütcesi ile birlikte uygunluk alip özgürce sahnelemeli.
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 05:02
Ya, Sezai Karakoç'un piyesleri?
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 00:30
Tek taraflı, oryantal bir fikirler makalesi, yanlı, yandaş ve yanlış bir sorgulama tekniği; laf olsun bizimkiler gülsün yazısı; yetmişli yıllardaki Amerikan dergilerindeki CIA metodları; okurlarını kabız yapan yöntemler; bir kesimin dipsiz kuyu uydurukları; beyin tıraşı bedava görüşler; sonuç: aman aman olmuyor, boş kafalara fikir dolmuyor; bahis konusu yazarları okuyanlar da dinazor sınıfında, istihareye yatmışlar gibi geliyor. Hele geç, geç, geç... onsekkiz sene... Olmuyooooor!
KARAR OKURU 27 Eylül 2019 00:02
Bu ulkenin cezaevlerinde yasaklanan kitaplarin listesini biliyor musunuz Yusuf Bey? Antoine Exupery'nin Kucuk Prens romani, Daniel Defoe'nin Define Adasi romani, Mark Twain'in Tom Sawyer adli romani, en meshur cocuk romamlarindan Peter Pan bile yasak. Hatta Davutoglu'nun yazdigi Medeniyetler ve Sehirler adli kitabini bile yasakladi AK Parti hukumeti, basbakanlik gorevinden alindiktan sonra. Ama sizi hic rahatsiz etmedi bu yasaklar bugune kadar. Simdi neden bu konu hakkinda yazmak ihtiyacini hissettiniz?
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN