Back To Top
Sinanüddin Fatih’e ne yaptı?

Sinanüddin Fatih’e ne yaptı?

 - Son Güncelleme: 08.09.2019 Pazar 09:23
- A +

Tazarru’-name. Koca bir kitap. Altına tercüme niyetiyle ‘Yakarışlar Kitabı’ diye yazmışlar.

İmza yerinde ‘Sinan Paşa’ yazıyor.

Bir ara, çok eskiden bir kitabını okumuştum. Kulakları çınlasın Mustafa Işık elime tutuşturmuştu.

Eskişehir’de tanışmıştık Mustafa Abi’yle. Dünyada kaç güzel adam var bilmiyorum. İnşallah sayısı çoktur. Birisi mutlaka Mustafa Işık’tır.

Tanıştık ve öyle tazece kaldık. Allah’a şükür, eskimedik, bayatlamadık.

Kendimize mahsus bir deliliğimiz vardı. Bunu seviyorduk. Delilerin içinde en kıdemlimiz oydu.

Mustafa Abi o yıllarda herkesin eline kitap tutuşturuyordu.

Ben, adını hatırlamadığım o kitabı biraz okuyup bıraktım.

Fakat kitabın başında, Sinan Paşa’nın şüpheci bir alim olduğu yazılıydı, bunu hatırlıyorum. Hatta babasıyla bakır tencerede yemek yerken “Ben bunun bakır olduğundan bile şüphe ederim” demiş ve babası kepçeyle kafasına vurmuş.

Bu hikaye hoşuma gitmişti.

Kadırga’ya doğru inerken sağ tarafta bir Sinan Paşa Camii vardı.

O cami acaba aynı Sinan Paşa’nın camii midir?

Bu bile aklıma gelirdi Piyer Loti Caddesi’ne sıkça gittiğimiz Aycan Grafik yıllarında.

Fakat tembellik işte, tetkik etmedim.

Tazarru’-name’yi görünce oturdum okudum.

Mertol Tulum hazırlamış, Türkiye Yazma Eserler Kurumu basmış. Ellerine sağlık. Çevrimyazısı, sadeleştirilmiş hali ve tıpkıbasımı bir arada. Daha iyisi can sağlığı.

Baktım, Sinan Paşa o Sinan Paşa.

Mertol Tulum Sinan Paşa’nın hayatını da araştırmış. Doğrusu iyi bir çalışma. Bir tarafı hariç beni tatmin etti.

Ne tarafı hariç?

Sinan Paşa’nın babası, kepçeyle Sinan Paşa’nın kafasına vuran zat, İstanbul’un Fetih’ten sonraki ilk kadısı Hızır Bey’miş. Öyleyse işin ucu Nasreddin Hoca’ya kadar varır.

Varır mı?

Tulum’un dediğine göre bu irtibattan bahsediliyorsa da belgelenmiş değil. Dolayısıyla iddialı olmamak lazım.

Kitabı okurken, Arif Nihat Asya’nın Fetih Marşı’nda “Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır” diye andığı Sinanüddin’in Sinan Paşa olduğunu da anlamış oldum.

Sinanüddin, zekasıyla, gayretiyle genç yaşında temayüz etmiş. “Henüz baliğ olmadan beliğ olup ve minber-i va’za çıkıp halka emr-i ma’ruf ve nehy-i münker eder” imiş.

Kısa sürede Sahn müderrisliğine yükselmiş kendisine Hace-i Sultani unvanı verilmiş.

Bu mertebe, Şeyhülislam’la müsavi. Sultan, bayramlaşmada onunla ayağa kalkarak musafaha ediyor.

Üstelik Sinan Paşa henüz 20’li yaşlardayken.

Sonra Fatih Sultan Mehmed, Sinanüddin’i vezir yapmış. Ardından Veziriazamlık rütbesine çıkarmış, bir yıl sonra da azletmiş.

Azlinin sebebi bilinmiyor.

Dahası var, azilden sonra Fatih Sinan Paşa’yı hapsettirmiş.

İstanbul uleması bunun üzerine toplanıp padişaha ‘Paşa’yı affetmesini, aksi takdirde kitaplarını yakıp ülkeyi terk edeceklerini’ söylemişler.

Eğer doğruysa, güzel bir dayanışma örneği.

Padişah, hapisten çıkartmış, Sivrihisar’a sürgün etmiş.

Arkasından bir tabip göndermiş ve ‘mecanine münasip tedbirat’ uygulanmasını emretmiş. Yani delilere uygun tedbir.

Tabip İznik’te Sinan Paşa’ya yetişmiş, hapsettirmiş ve günde 50 değnek vurdurmuş.

İstanbul uleması tekrar araya girmiş ve Sinan Paşa yoluna devam etmiş.

Şimdi merak ettim.

Sinan Paşa’yla Fatih’in arasında ne geçti?

Tarihçiler araştırıp bulsa da öğrensek. Neymiş Fatih’in öfkesi? Neymiş Sinan’ın kabahati?

Bu arada, Sinanüddin’ın maruz kaldığı bu muameleyi kaba ve kötü bulduğumu belirteyim.

Kepçe işi de ya benim aklımda yanlış kalmış ya da yıllar önce okuduğum kitapta yanlış yazılmış.

Mertol Tulum’un anlattığına göre, sofrada babasına ‘bakır yemek kabının gerçekten bakır olduğundan bile şüphe etmenin isabetli olacağını’ söylemiş. Hızır Efendi, öfkelenerek, bakır sahanı -kepçeyi değil- Sinan’ın kafasına geçirmiş.

Fatih ahirete göçüp Bayazıt padişah olunca Sinan Paşa İstanbul’a çağrılmış, itibarı iade edilmiş.

Tazarru’-name’deki şiire de temas etmeyi düşünüyordum.

Yerim kalmadı.

Ama şu kadarını kaydedeyim.

Divan şiirinde gördüğümüz aşkınlık Tazarru’-name’de yok.

Peygamberan-ı ‘İzam’a, Sahabe-i Kiram’a, ‘Çehar-i Yar-i Güzen’e, Hasan ve Hüseyin efendilerimize, İmam-ı Azam’dan başlayarak mezahib-i erbaa’ imamlarına, en sonunda da kendi mürşidi Şeyh İbn-i Vefa’ya övgüler var. Tabii bir de ‘yakarışlar.’

“İlahi! Hacalet toprağın başıma saçma/İlahi! Yüzüm karasın yüzüme urma/İlahi! Benim ne taatim ola ki ma’siyetim yuya/İlahi! Benim ne ibadetim ola ki cehennemden alıkoya/Kulluk mudur o ki biz eyleriz/İbadet midir o ki biz ederiz.”

Böyle güzel, içten yakarışlar.

Bulmak isteyen, bir vezirin, bir kudretli paşanın, tekebbür etmek yerine böyle boyun bükmesinde, kulluğunu hissetmesinde şiiriyet bulabilir.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
İbrahim Erdoğan 08 Eylül 2019 20:50
Sayın Cömert, Bu tür makaleleriniz; Tam da benim damarıma göre ve tarihin derinliklerindeki sırlar yumağının çözülmesine yönelik bir çalışmanın eseri... Merakla ve zevkle okuduğum... Teşekkürler ve devam!..
MUHAMMET APAYDIN 08 Eylül 2019 16:21
Sayın yazar, yeri gelmişken bir de Aziz Mahmut Hudayî'yi anlatsanız. Saygılar...
ramazan gün... 08 Eylül 2019 13:40
(9)çayı demliyoruz, en az 20 dakika filan.. anlatıyoruz; çayı koydum, demlendi içtik beraber filan.. 20 dakika nerde?. olmasaydı çay olmayacaktı. o 20 dakikada bizde ne değişti?. çaydan çok biz demlendik; olmak, OLGUNLAŞMAKTIR; süre!.
ferik 08 Eylül 2019 18:01
0
la ırmızan! köşe yazısına o kadar hem de anlaşılmaz yorumlarla doldurdun, kendi içini boşalttın anlaşıldığı kadarıyla. Git de kendine yerel medyada ufak bir köşe edin de, hem rahatlarsın hem de millete öyle fuzuliye şeyler okumak zorunda bırakmamış olursun, e mi?
ramazan gün... 08 Eylül 2019 19:52
0
gerçi başlarken 'yusuf abi' diyerek, umumdan hususiye geçmiş ve 'yusuf' abiye söylediğimi beyan etmişim ama.. haklısın ve hatamı kabul ediyorum: bundan sonra BU SÖZLERİM 'FERİK'LER İÇİN DEĞİL 'YUSUF'LAR İÇİNDİR ibaresi ekleyeceğim., ferikler (aslında) 'e mi'! ümlemini daha önce kullandığım 'bağlamı' bilerek, hem tanımakta ve hem de 'son tahlilde' bu ünleme hedef olmanın kendileri için ne ifade ettiğini bilmektedirler..
KARAR OKURU 08 Eylül 2019 22:57
0
13.40, Yusuf Abine manalı şeyler söylemişsin.
ramazan gün... 08 Eylül 2019 13:32
(8)zira smilasyon şöyle: kuşlar motorları bozuyor ve smüle pilot HEMEN sağdaki havaalanına dönüyorum diyor ve başarıyla indiriyor. saly diyor ki; 'böylemi gelişiyor süreç, böyle yapsam TALİMAT KİTABINDAKİ PROSESİ UYGULAMADIM DİYE bana çakarsınız. üstelik bu smüle pilotlar bu başarılı inişi kaç sefer tekrar ettiler bir sorar mısınız (17 sefer başarısız denemeden sonra) ben 208 saniye asılı kaldım havada ama siz kendnize 35 saniye verin' veriyorlar ve her halukarda 'çakılıyorlar'!. insan, hata faktörü değil sezgi ile hatayı aşma faktörüdür!.
ramazan gün... 08 Eylül 2019 13:26
(7)sully; saliy, bu isimle bir film seyrettim. film anlatmayı severdim, anlatanı sevmezdim, şimdi anlatmak da zül geliyor. 2009da hadsın nehrine indirilen uçak ve pilotların sorgu süreciyle ilgili bir film. bilirkişi mahkeme önündeler. konu şu; 'acaba sağda ve solda bulunan 2 havaalanına inebilir miydi? nehir doğru seçenekmiydi' pilot hatası varmı?. simülasyon yapıyorlar; bilgisayarlı ve pilotlu; iki havaalanınada inebiliyor görünüyor. mahkemede saly atılıyor; 'arkadaş, insan hatası aramıyor musunuz? O HALDE SÜRECE İNSANI DAHİL EDİN'!.
ramazan gün... 08 Eylül 2019 13:18
(6)eczacı ile de aram iyi; çay sohbet.. bir ilaç görüyorum masanın üstünde.. 'bu ne hüseyin'? abi kadınlar için, çok pahalı 700 lira kutusu gibi bir konuşma hatırlıyorum. ilacı alıyorum ve okuyorum: GEBE KADIN İDRARINDAN DAMITILARAK ELDE EDİLMİŞTİR!!.. bunu söyleyince şimdi ben 'felsefecilerin' tarafına mı geçtim; usul açısından.. hayır, ben gazaliyi ve neden öyle yaptığını GAYET ANAMIŞTIM; öyle olmaz, sırf rasyonel alanda kalarak olmaz; isbat, reddi içinde taşır görecek zekaya.. ama böyle de olmaz; onu diyeyim dedim 'yusuf abi'..
ramazan gün... 08 Eylül 2019 13:08
(5)kitaplarından sonra tvde denk geldim bir; 'idrar içilir mi içilmez mi' gibi bir mevzu; bir hadis veya peygambere dair bir vakıa var galiba.. taslaman 'yürüyor'; bilimsel değil, hadis uydurma olabilir, mantırklı değil, İDRARDAN ŞİFA MI OLUR, o zaman sen iç bakalım, filan filan.. sonra.. askerde 'irevirciyim'; hastahane ile doktorlarla aram iyi; vademecum okuyorum:) ilaç prospektüslerini filan okuyorum; bayağı doktor sayılırım:) eczahaneden ilaç tedariklerini filan ben yapıyorum; yani 'ballı askerlik' yapıyorum bir manada..
ramazan gün... 08 Eylül 2019 13:06
(4)caner taslaman; iyi adam, söylediğini anlamaya çalışan bir yapısı var.. bir kısım kitabını gördüm; batıda mevcut bilimselci-teolojici tartışmalarını islama uyarlamaya çalışmış gibi; davkins ile şu lordluk verilen ingiliz matematikçi tam örneğidir. lakin 'rasyonel alana' saplanıp kalmış; bu yönüyle gazalinin tartıştığı tanrıyı ispatlamaya çalışan felsefecilerin durumu gibi.. bu da tuhaf bir durumdur ya abi; felsefeciler tanrıyı ispatlamaya gazali ise, ispatları çürütüp reddetmeye çalışıyor; sanki 'inanmayan' o imiş gibi; öyle işte, olmaz öyle!.
ramazan gün... 08 Eylül 2019 12:58
(3)ama sonuç 35!? 'bak ramo, bu hakikaten büyük ve tuhaf bir tesadüf, ben de şaşırdım ama yanlış'; çok zorlandığımı hatırlıyorum. ve süper öğrenci gururuma yediremediğimi de; sırama geri döndüğümde yanımdaki arkadaş soruyor ve bende 'benimkde doğru imiş' dediğimi hatırlıyorum.. nerden aklıma düştü? bilmem, bergsona bakıyorum bu ara; süre, SÜREÇ, mekanizm, determinizm; 'kısayol' çabasının düşürdüğü 'gerçeklikten' kopma; temsil filan, o ara geldi. dedim ki, iyi çay içmek istersen DEMLENMESİNİ BEKLEMEK zorundasın; süre ne işe yarar?
ramazan gün... 08 Eylül 2019 12:51
(2)hemen öğretmene, başarılıyım, bunu biliyorum ve öğretmeni çok seviyorum, onunda beni sevdiğini biliyrum ve bu da beni 'nazlı' yapıyor.. bakıyor, 'yanlış ramo'!. ben şok, ama yerime dönüyorum ve yandaki 'eferüm, doğru' dediği arkadaşıma 'sonuç ne' diyorum. '35' diyor. otuzbeş mi?. bende 35 bulmuştum; hemen 'barnak kaldırıyom' 'benimkide 35 bana neden yanlış dedin'?. yanlış da ondan!. 'nası yani'? gel buraya; gidiyorum.. anlatıyor, ahmetin parası, şurdan şöyle burdan böyle; mantığı, süreci vakıayı anlatmaya çalışıyor..
ramazan gün... 08 Eylül 2019 12:46
(1)naber 'yusuf abi', nasılsın?. ilkokul 4; ahmet fırtına, hiç unutmadığım öğretmenim, belki fazlası.. matematik dersi, bir soru var; (rakamları bilemedim ve mesela diyelim) 'ahmetin 700 lirası var da, işte şurdan şunu burdan da bunu yapınca neticede kaç lirası kalır' gibi bir soru.. ben (tabiki başarılı bir öğrenciyim:) ve herkes başlıyor, bitiren öğretmene gidip defterini götürüyor ve öğretmen 'eferüm veya olmamış' diyor. alıyorum büyük rakamı bölüyorum küçük rakamlardan birine ve sonuç -atıyorum- 35 çıkıyor..
Demircan 08 Eylül 2019 10:27
Yüzyıllardır değişmeyen durum muktediri kızdırırsan bedelini ödersin. Bir fikir adamı şair şeyhulislam seviyesinde itibar gören bir insan elinde kılıç yok kama yok padişah ona neden kızar. Ve tabib gönderip deli muamelesi yapıp günde 50 değnek vurdurur. Yere göğe sığdıramadığımız padişahlar bu mu. Kimbilir belkide kardeş katli faciasını eleştirmiştir. Devletin bekası için kundaktaki bebeği katletmek bu zülme rağmen osmanlı altı yüzyıl yaşadı bu zülmü yapmasaydı o şehzadeler içinde kimbilir ne cevhere sahip olanlar vardı. Belkide devletin bekası onlardaydı.
KARAR OKURU 08 Eylül 2019 10:22
Sinan Paşa’yla Fatih’in arasında ne geçti bilmiyoruz ama ucuz kurtulmuş. Mahmut Paşa o kadar şanslı değildi. Şehzade Mustafa yüzünden hem karısından hem canından oldu.
KARAR OKURU 08 Eylül 2019 10:15
Nedense aklima Tayyib bey ve Davutoğlu geldi. Siz en iyisi başlığı öyle okuyun...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN