Bu ikilinin gözü dönmüşlüğü…
ABD, İsrail’in başlattığı, başkanı Donald Trump’ın katıldığı bir savaşı İran’a karşı günlerdir sürdürüyor.
Savaş kararı, her anayasalı ülkede parlamento onayı gerektiriyor ve Trump’ın Kongre’den geçirmediği ikinci savaşı bu.
Parlamento onayı savaş açmak için yeterli değil; savaşları önleme ve ancak haklı müdahalelere izin verme amacıyla İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulmuş Birleşmiş Milletler (BM) kararı da gerekiyor ve Trump İran’a saldırırken BM’yi de devre dışı bıraktı.
BM’yi adam yerine koymadığını defalarca tekrarlamıştı zaten..
Eh, BM ‘nin yerini alsın diye Gazze’de devreye soktuğu ‘Barış Kurulu’ var Trump’ın, onu toplayıp üyelerinden İran’a saldırı için destek isteyebilirdi. Onu da yapmadı Trump…
Neden?
İki sebepten: Politikacıların ve ülkelerin söz hakkı bulunan yerli veya yabancı bir kuruldan savaş kararı çıkartmanın mümkün olmadığını biliyor Trump, bu birincisi; bir de, ali kıran baş kesen görüntüsüne halel gelmesini istemiyor… Tek adam o, tek adamlığa leke sürdüremez…
Onay almak yerine, onay gerektirmeyecek gerekçelere sığınıyor…
İlk bulduğu gerekçe ‘önleyici saldırı’ safsatasıydı. On bin km uzaktaki İran’dan ülkesi ABD’ye füzeler fırlatılacakmış, işte bunu -Amerikalıların öldürülmesini- önlemek için ilk saldırıyı o yapmış…
İnanan olmuş mudur acaba bu safsataya?
Esasen ilk saldırıyı ABD değil, İsrail yaptı; Trump sonradan Netanyahu’nun kuyruğuna takıldı.
Önceki gün yeni bir safsatayla çıktı Amerikan halkının karşısına Trump; “Hamaney beni öldürtecekti, ben ondan önce davranıp onu öldürttüm” safsatasıyla…
[Dediğinin İngilizcesi şu: “I got him before he got me.”]
ABD’nin başka ülkelerin içişlerine müdahale ettiği, iç savaşlar çıkarttığı, darbeler sahneye koyduğu, iktidarları yerinde tutmak veya yerinden etmek için oyunlar oynadığı tarihen sabit. Ancak, Amerika’nın 250 yıllık tarihinde, Trump’ın önce Venezuela’da şimdi de İran’da yaptığı gibi, devlet başkanlarına yönelik operasyonlar düzenletme veya öldürtme türü eylemlere izin vermiş başkan yok.
Bu kötü icada ülkesi içerisinden yükselen itirazları bastırma amaçlı bu tür açıklamalarının dayanağı bulunmuyor.
Nitekim, savaşın çıkmasından bu yana geçen süre içerisinde, ABD’nin güvenlik kurumlarının Kongre’ye sunduğu aydınlatıcı bilgiler, Trump’ın İran ve liderinden gelecek saldırı hazırlığı ile ilgili iddialarını çürütecek boyutta.
[Reuters ajansı, önceki gün, Trump’ın en sadık adamının başında bulunduğu Savaş Bakanlığı’nın (Pentagon), Kongre’yi bu konuda bilgilendirdiğini haberleştirdi.]
Trump, kendisi Beyaz Saray’a taşınana kadar dünya halkları gözünde zaten ‘büyük’ kabul edilen ülkesinin halkını, “Gelin Amerika’yı Yeniden Büyük Yapalım” (MAGA) sloganı ile uyutup İsrail’in arkasına takmış bulunuyor…
Kendisinden önce de savaş çıkartmak için yalan söylemekten çekinmemiş başkanlar olmuştu; ancak onlar Kongre’de seçilmişleri ve BM üyelerini ikna etme amacıyla yalana başvurmuşlardı.
[George W. Bush, İngiliz başbakanı Tony Blair’i de yanına alarak, 2003 yılında, Irak’a saldırmak amacıyla Kongre’yi ve BM’yi aldatmaya yarayan yalanlar icat etmişti. Hakkını teslim etmek için kaydedeyim: İspanya’nın o zamanki başbakanı da, şimdiki başbakanı gibi, ABD’nin sahte gerekçelerle çıkardığı savaşa karşı çıkmıştı.]
İran’a açılan savaşta İsrail’in amacının ne olduğunu keşfetmekte kimse zorlanmıyor. İsrail çevresinde varlığını tehdit edecek, hedeflerini gerçekleştirmesine engel teşkil edecek bir ülke istemiyor. İsrail’in yönetiminde daha önce yer alanların da hedefi farklı değildi, ancak Netanyahu hepsini yaya bıraktı.
Trump ile Netanyahu birbirinin aynadaki izdüşümü gibi.
Gözü dönmüşlükleri yanında ikisinin de yargıç önüne çıkan ve çıkabilecek olan siyasi suçları bulunuyor. Suratının iki yanında kalmış saçları tepedeki kelliği kapatmak için kullananlar gibi, kan dökmeyi de göze alarak çatışmalar yoluyla suçlarını gözlerden saklamaya çabalıyorlar…
Sırıtıyor görüntüleri, ama kan dökmek işe yarıyor da…
Netanyahu-Trump ikilisinin İran’a saldırmayı düşündükleri günlerde -22 Şubat 2026 tarihinde-, burada, Amerikan tarihinin en kanlı sayfalarından birini teşkil eden 20 yıl sürmüş Vietnam Savaşı’nı hatırlatmıştım (1955-1975).
O savaşta hayatlarını kaybeden 60 bine yakın -tam sayı 58.220- Amerikan askeri Washington’daki Arlington Mezarlığı’nda yan yana yatıyor.
İran’a savaş böyle gider ve genişleyerek bütün bölgeye yayılırsa Trump-Netanyahu ikilisinin hanesine binlerce insanın kanı yazılabilir.
[Vietnam Savaşı’nı sürdüren ABD başkanlarının çizelgesine kayıtları düşülmüş toplam insan kaybı sayısı 1 milyon 353’tür.]
