CHP ve Özel buna hazır olmalıydı
CHP bir süredir ‘ihanetler’ ile sarsılıyor… Bazı illerin ve ilçelerin CHP’den seçilmiş belediye başkanları partiyi terk ediyor. En son Ankara’nın Keçiören ilçesinin belediye başkanı yuvadan ayrıldı.
Bu tür olaylar partilerin yönetimlerine ağır gelir; ancak siyasi hayatımız çok partili döneme geçildiğinden beri benzer olaylara sahne olmuştur.
Partilerin alışık olması gereken bir durum bu.
Ancak, bu güne kadar hep tahammüllü yüzüyle karşılaştığımız CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iknaya çalıştığı başkana daha önce kendisinden sadır olduğu görülmemiş ifadelerle hitap ediyor…
Galiba başkalarının da aynı yola sapmasından endişe ediliyor…
CHP’den ayrılanlar, Cumhur İttifakı partilerine -özellikle de AK Parti’ye- geçebiliyorlar… CHP yönetimini esas kızdıran da bu herhalde.
Partiden ayrılmalara konulan teşhis, iktidarın ‘yolsuzluk’ veya ‘rüşvet’ iddialarına maruz kalarak şu sıralarda cezaevlerinde misafir edilen çok sayıdaki CHP’li başkanların akıbetini paylaşmak istememeleri…
Özgür Özel Keçiören belediye başkanı hakkında AK Partililer tarafından verilmiş yolsuzluk iddialı suç duyuruları olduğunu belirtiyor. Diğer başkanlar gibi bir gece baskınıyla cezaevi yolunu tutmak istememiş başkan belli ki…
Seçilmiş başkanların henüz kesinleşmemiş iddialara muhatap edilerek cezaevi ikametine mecbur tutulmaları günümüzün bir uygulaması. AK Parti genel başkanı unvanı da bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, İstanbul belediye başkanlığı döneminde sonunda ceza alacağı bir hukuki sürece maruz bırakılmıştı, ancak cezası kesinleşene kadar bir gün bile gözaltında tutulmadığı gibi hapis de yatmamıştı.
Oysa, kendisinin haleflerinden, İstanbullulardan üç kez üst üste oy alarak seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu neredeyse bir yıldır cezaevinde…
İşin şakası yok yani.
Benzer bir oldu-bittiye uğramak istemeyen siyasi kimlikli kişilerin kendilerine çıkış yolu aramalarına şaşırmamalı.
İnsanların en temel içgüdülerinin başında hayatta kalma içgüdüsü gelir çünkü.
Geçen akşam, bir dostum sayesinde varlığından haberdar olduğum ‘Amerikalı Hain’ (American Traitor) adlı filmi izledim.
Filmin konusu 2. Dünya Savaşı’nda Alman istihbaratının müttefiklere karşı propagandada kullandığı bir sanatçı kadının başına gelenler… Mildred Gillars önce bir Alman Nazi’ye aşık hale getiriliyor. İletişim bakanı Joseph Goebbels devreye girip kadını Amerika’nın savaşa katılmasını engellemeye yarayacak programlarda kullanıyor… ABD’nin de katıldığı savaştan müttefikler galip çıkınca kadın yakalanıp ülkesine götürülüyor ve orada yargılanıyor.
Savcılığın ‘vatana ihanet’ iddialı sekiz ayrı suçtan idama mahkum edilmesi için açtığı davada, kadını savunsun diye devlet tarafından atanmış avukat -filmde onu büyük bir dirayetle Al Pacino canlandırmış- savunmasını tek bir temele dayandırıyor: Ayakta kalma içgüdüsüne…
“Kafasına tabanca tutulan, elinden pasaportu alındığı için yerinden kıpırdayamayan, itirazı temerküz kamplarına sürülmek veya öldürülmek ile cezalandırılacak birinin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?” sorusunu yöneltiyor jüriye avukat…
Sıradan insanlardan oluşan jüri, sonunda, yargılandığı sekiz suçun yedisinden kadını aklıyor ve idamını önlüyor…
O soruyu benzer durumlarla karşı karşıya kalan herkes kendisine sorabilir.
CHP yönetimi belediye başkanlarının yuvadan kaçmalarına elbette üzülebilir. Ancak ayrılanlara hakarete varan küçültücü ifadeler kullanılmasını anlamakta zorlanırım.
Üslubu sebebiyle üzerine gelindiğinde “Siyasette öfke de hakaret de vardır” demiş Özgür Özel…
Siyasette öfke, anlaşılabilir bir beşeri tepki; ancak hakaret? İşin o yönü siyasette pek fazla kabul görmez…
Bizde de dünyada da, siyasiler, esprilerle kızdıklarını perişan ederler…
Üzerinde düşünülmesi gereken bir yönü daha var konunun: Kaçanları yolsuzlukları açığa vurulmasın diye başka partilere geçmekle itham ediyorlar ya, suçladıkları kişiler bizzat kendileri tarafından aday gösterilmemiş miydi?
Yolsuzluk yapabilecek veya yolsuzluk yapanlara çanak tutabilecek birilerini aday göstermemeleri gerekmez miydi?
CHP’den ayrılıp AK Parti’ye geçtiği günden beri yolsuzluk ithamlarına maruz kalan Aydın büyükşehir belediye başkanı Özlem Çerçioğlu, iki dönem -22. ve 23. dönem- CHP milletvekili olarak TBMM’de yer almış, 2009 yılından bu yana da defalarca şimdiki görevi için uygun bulunmuştu.
Bu işte bir tuhaflık yok mu?
Partilerinden istifa eden başkanlar başlarına hoş olmayan bir şeyler gelmesin diye veya en azından oylarıyla kendilerini seçenleri iktidar baskısı yüzünden hizmetlerden mahrum etmemek için bunu yapıyorlar besbelli…
CHP kişilerle uğraşmak yerine, o insanların bu duruma düşürülmesine sebep olan ortam ve o ortamın müsebbibi olanlar üzerinde yoğunlaşmalı.
