Dünyamızın nereye gittiğini merak edenlere…
İsviçre’nin kayak kasabası Davos, her yıl bu zamanlarda, dünya elitlerini ağırlar. Teknoloji, finans, akademi alanlarında önemli işlere imza atmış kişiler, birkaç gün boyunca dünya liderleriyle bir araya gelir, değişik konulardaki panellerde, uzmanların ve gündem belirleyen isimlerin katılımıyla yapılan oturumları izler…
World Economic Forum (WEF, Dünya Ekonomik Forumu) gibi fazla iddialı bir isim taşısa da, sonuçta bir kişinin -Klaus Schwab’ın- kişisel çabalarının ürünüdür Davos…
Bizden de her yıl katılan müdavimleri vardı Davos toplantılarının…
Osman Ulagay anılarının yayınından sonra yazı hayatından çekildi.
Hasan Cemal Davos yerine daha yerel konularla ilgilenmeyi tercih ediyor…
Ertuğrul Özkök de “Her şeyin en güzeli, en lezzetlisi nerede bulunur?” sorusuna cevap aramakla meşgul…
Ülkemizin önde gelen Davos müdavimleri ortadan çekilmiş durumda.
Davos’a birkaç kez Turgut Özal ile gitmiştim; Türkiye-Yunanistan arasında ‘Davos ruhu’ hüküm sürdüğü dönemde. Özal o zemini kendisini dünya liderleri arasına sokacak bir yoğunlukta kullanmıştı. Her yıl üzerinde konuşulacak bir fikirle Davos’a giderek…
Son çeyrek asırda ise, siyasiler azalan bir ilgi gösterdiler Davos’a. “One Minute” olayından sonra ilgi tamamen söndü. Trump’ın Birleşmiş Milletler’e (BM) alternatif teşkil etsin düşüncesinin ürünü ‘Board of Peace’ (Barış Kurulu) girişimi olmasaydı, girişim belgesine imza koymak için oraya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Davos’a herhalde uğramayacaktı.
Müdavimlerinin ısrarla ‘tarihi’ olduğunu vurguladıkları bir Davos oldu bu yılki toplantı. Trump geldi ve uzunca bir konuşma yaptı. O gelecek diye kendilerini ve ülkelerini aşağıladığını düşünen ABD müttefiki bilinen ülkelerin liderleri de -bazısı onun ağzının payını vermek için- Davos’a koşmuşlardı.
[Yanlış anlaşılmasın; orada değildim, ama Davos’ta yaşananları yerli-yabancı kanallardan yakın takibime aldım.]
Bu yılın Davos’u, benim bir yıl öncesinden başlayarak burada dile getirdiğim “İkinci Dünya Savası sonrasında oluşmuş ‘dünya düzeni’nin kuralları ve kurumları Trump’la birlikte sona erdi” tezimin doğrulanma zemini oldu.
Trump başkan olduğu dört yılı eski dünya düzenini yıkma projesine dönüştürüyor…
Niyetini 70 dakika süren konuşmasında diğer liderlerin önünde açıklamaktan geri durmadı.
Bugüne kadarki ilk yılında yaptıklarını anlatırken, egemen ülkelerin içişlerine karışmasından, beğenmediği ülkelerde rejim değişliğini zorlamasından, hiç sıkılmadan, hatta gururla söz etti. NATO’da müttefiği Danimarka’nın toprağı olan Grönland’ı işgal etmeyeceğini duyururken, “İstesem ederdim, yine edebilirim” ifadesi yüzünden okunabiliyordu.
Kendi ülkesini ‘MAGA’cılar’ ve ‘karşıtları’ olarak ikiye bölmeyi başarmış olan Trump, Davos zeminini de, BM’ye alternatif olarak düşündüğü ‘Barış Kurulu’ aracılığıyla dünyayı benzer bir bölünmeye sevk etmek amacıyla kullandı.
Her biri bir milyar dolar bağış taahhüt ederek kurula gireceklerini açıklayan ülkelerin sayısı 35…
Listeye bakıldığında, bu 35 ülke arasında yer alanların büyük çoğunluğunun, Trump’ın bir süre önce ‘vize kısıtlaması’ getirdiği ülkeler olduğu görülüyor.
İsrail, Suudi Arabistan ve Türkiye hariç tutulursa diğer 32 ülke vize kısıtlamasına maruz ülkeler…
Trump ülkesinin en yakın müttefiklerine -Avrupalılara, NATO üyelerine- kurula katılma davetinde bile bulunmadı; davet ettiği iki Avrupa ülkesi -Norveç ve Fransa- katılmayacaklarını bildirdi…
Avrupa ülkeleri liderleri Trump Amerikası’ndan duydukları rahatsızlıkları Trump’ın bile anlayacağı açıklıkta ve yüzüne karşı dile getirdiler Davos’ta.
Her Avrupa ülkesi kendi yolunu ABD’siz tutma hazırlığında. Davos’ta en sert ABD eleştirisi yaptığı için gündemi belirleyen komşu ülke Kanada’nın başbakanı Mark Carney, Davos’a, ticari anlaşmalara imza attığı Çin’den gelmişti; İngiltere başbakanı Keir Starmer de gelecek hafta Çin’e gidecek…
Yeni dönemden kazançlı çıkan ülke, Çin…
İran’a saldırı hazırlığında olduğunu, gemilerini ve uçaklarını bölgeye göndererek açığa vurmuştu Trump; niyetini henüz hayata geçiremediyse, Rusya ile Çin’in İran’ın yardımına koşmaları yüzünden geçiremedi…
Özetle: Davos 2026’ya yansıyan hava dünyamız açısından pek hoş değil.
[Claus Schwab kurduğu ve 1971 yılından beri yönettiği WEF’dan, Amerikan Wall Street Journal gazetesinin doğruluğu kuşkulu ithamlarla dolu yayınları üzerine 2025’te istifa etmek zorunda kaldı. Her fırsatta “Trump’ı Davos’a ben getirttim” diye övünen Amerikalı para babası Laurence Fink bayrağı ele geçirdi.]
Tabloya bakınca, “Acaba Türkiye olarak yanlış yerde mi duruyoruz?” diye düşünmeden edemiyorum.
