Kurulan yeni dünyada değişen dengeler
Artık önüne ‘eski’ sıfatını rahatlıkla yerleştirebileceğimiz ‘dünya düzeni’ ikinci büyük savaşın sonrasında, savaştan galip çıkanların ortaklığında oluşturulmuştu.
O sebeple, Sovyetler Birliği -şimdiki Rusya-, ‘veto’ hakkına sahip Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş üyesi arasında yer alabildi.
Düzen sonrası galip ülkeler arası rekabetçi bir ortama girildi. Stalin ve yoldaşları ilgi alanlarını genişletme arayışına girerek Orta Asya ve Doğu Avrupa’da hakimiyet kurdular, o bölgelere yakın ülkeler de bir başka güvenlikli şemsiye altına sığındılar…
İki kutuplu dünya gerçeği böyle doğdu, ABD liderliğinde ‘Hür Dünya’ kavramı böyle çıktı, NATO aynı amaçla kuruldu.
Donald Trump’ın yeniden iş başına gelmesi sonrası ABD’nin izlediği politikalar, özellikle de kendisinin DAVOS konuşmasında çizdiği dünya portresi, vaktiyle ABD öncülüğünde gerçekleşmiş ve dünyamızı sonunda az sayıda açgözlünün insafına terk etmiş ‘dünya düzeni’nin eskidiğinin, o düzene ait kurumların önemsizleştiğinin ilanı anlamını taşıyor.
Henüz oluşma merhalesinde olan Trump’ın öngördüğü yeni düzen, eski müttefiklerini dışlayarak, yalnızca Amerikalı açgözlülerin cirit attığı bir dünya olacağa benziyor…
Ülkelerin bu gerçeğin farkına varması ve nerede duracaklarını yeni gelişmenin kodlarını doğru okuyarak belirlemesi gerekiyor.
Eskiyen iki kutuplu düzende ‘Hür Dünya’ olarak adlandırılan ittifak ile rekabet halinde bulunduğu ‘Demirperde’ arasında gözlerden saklanılamayacak çapta nitelik farkları bulunuyordu.
Düzenin oluştuğu 1945 dolayımındaki Türkiye, o farklılıklara bakıp kendisini Hür Dünya içerisinde yeniden dizayn etmekten geri kalmamıştı.
‘Hür Dünya’, demokratik değerlerin ağır bastığı bir dünyaydı ve Türkiye de, ilk deneyimde olmasa bile (1946), ikincisinde (1950) iktidar değişikliğini barışçı bir biçimde gerçekleştirebilmişti.
NATO üyeliği de, Demirperde kendi sınırından çekildiği için, Türkiye bakımından kaçınılmazdı (1952).
‘Hür Dünya’ cephesine değil de, Demirperde gerisine düşseydi, gelişmeler Türkiye’de çok değişik yaşanacaktı…
YENİ DÜZENİN NİTELİKLERİ
Trump Amerikası’nın dizayn çabasına girdiği düzenin muhtemel unsurlarına yakından bakıldığında durum ne?
İlk izlenimim: ‘Çirkin Amerikalı’ daha da çirkinleşiyor…
Yeni dünyada değerler skalasında ciddi kaymalar söz konusu… Sovyetler Birliği’nin genişlemeci politikasını günümüzde ABD uyguluyor.
Venezuela’nın liderini kaçırıp petrolüne ve kıymetli madenlerine el koyabildi ABD.
Uluslararası yargının ‘soykırım’ etiketini fazla zorlanmadan koyabildiği kirli bir savaşı sürdürmüş işgalci bir ülkeyi -İsrail’i- desteklediği gibi, ateşkes sonrası da, yeniden imar planı ile Gazze’nin yıkılıp yok edilmiş topraklarını Filistinlilerin elinden alma projesi de Trump ABD’sine ait…
Grönland’ı öyle veya böyle kendi toprakları içerisine almaktan, Kanada’yı 51. eyaleti haline getirmekten ve Panama Kanalı’na çökmekten söz ettiği gibi, kendisine herhangi bir zararı dokunmamış bir ülkeyi -İran’ı- rejim değişikliğine uğratmaktan söz ediyor.
Sevmediklerine karşı silahı hazır: Ekonomilerini gümrük vergisi silahıyla çökertmek…
Kimin bu politikalarına uyum sağlayacağını test etmek için oluşturduğu bir kurula üyeliğe ülkeleri davet etti Trump.
[Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 35 ülke kurula katılma taahhüdünde bulundu.]
Trump’ın dünya düzenini yenileme girişimine olumlu yaklaşmayan ABD’nin eski müttefikleri, kısa bir şaşkınlık döneminden sonra, kendilerine yeni yollar aramaya başladılar.
İkinci büyük savaş sonrasını andıran bir durum çıktı ortaya; ancak bu yeni ortamda ülkeler eski bulundukları yerde değiller. Ciddi bir kayma var.
Kendi ülkesi insanlarına bile insafsız davranmaktan çekinmeyen, başka ülkeleri tehdit ve işgal eden, Demirperde gerisinde tahakkümünü sürdüren Stalin Rusyası yerine, günümüzdeki dengede benzer davranışlar Trump’ın ABD’sinden geliyor…
BU GERÇEK IŞIĞINDA
ABD’nin geleneksel müttefikleri olan ülkeler farklı arayışlara girişmiş durumdalar.
İngiltere, Kanada, Finlandiya, Hindistan ve Avustralya’nın başbakanları farklı bir lider ülkeyi ya ziyaret ettiler ya da yakında edecekler…
Nereyi mi?
Çin’i…
Kurul için bağış taahhüdünde bulunmuş olsa da, Suudi Arabistan’ın veliaht prensi de Çin’in kapısını çalmıştı.
Ziyarette bulunan başbakanlar daha önce hiç rastlanmamış boyutlarda Çin ile ticaret ve teknoloji içerikli anlaşmalara imzalar attılar…
Putin’in Rusyası da eski düşmanlarından ilgiye mazhar…
Her ikisini heveslendiren de Trump Amerikası…
Trump Amerikası’nın zorlamalarıyla yenilenme sürecine sokulan dünya düzeni kaygan bir zeminde oluşuyor…
İsmet İnönü, 1964’te, “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye onun içinde yerini alır” çıkışını yapmıştı.
Acaba Türkiye, başka konularla meşgulken, o dünyanın kurulmakta olduğunun farkında mı?
